3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
93
Okunma
Nefes sönmüş, ufuk kör; senden sonraki şehir,
Bir heybettedir ki sorma, kubbesiz ve tütünsüz...
Kaldırımda can veren izlerimi kim bilir?
Sokaklar birer mezar, lambalar nurdan öksüz.
Bir mental kırık değil, bu ruhun zelzelesi,
Zaman bir akrep gibi kalbe saplar iğnesini.
Saat üç... Duvarlarda uğuldar cinlerin sesi,
Hangi meyhane kusar bu rüyanın leşini?
Rüzgâr, yırtık kâğıda fısıldar ismimi heyhat!
Köşe başları pus pus, her duvar bir musalla.
Gece, zifri hırkayla üstüme çöken hayat,
Melodisi kırılmış bir neydir uykularda.
Bu hicran çarşısında duman duman perdem var,
Masalarda döküntü, hayattan arta kalan...
Bu ağır lahit taşını benden başka kim taşır?
Bir kedi saklanmıştır, o da halime hayran!
Aynalar bir yabancı, baktığım yüz ben değil,
Çatlak bir kös sesidir içimdeki inziva.
Ey gölgem, benden kaçan ey vefasıza meyil!
Avucunda kırıklar, gökten ne umdun deva?
Göz göze geldiğim cam, parça parça bin hançer,
Her zerreye sinmiştir kaybolan vaktin izi.
Bir zehirli kadehtir dudaktan kalbe geçer,
Köpürür hicran kusar, peçetede kan izi...
Kalem kırık, göz nemli; satırlar noksan ve lâl,
Gecenin ceplerinde kayıp kelime arar.
Senden ne kaldı dersen: bir hiçlik, bir ulu gaddar...
Ve masada soğuyan, buz tutmuş bir son melal.
Aşk bahane, asıl dert; ruhun öteler aşkı!
Şairlik bir tırnaksa, et tırnaktan ayrılmış.
Adımı rüzgâr bildi, unuttu yedi iklim;
Benim büyük destanım meğer hiçe yazılmış!
Ne okundum, ne bildi bu kör kalabalıklar,
Göğsümde sakladığım sönmez, mukaddes acı...
Her gece aynı zehri yudumlar dudaklarım:
Adımı fısıldayan bir ölüm, bir eczacı!..
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.