2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma

Bismillâhirrahmânirrahîm
Hamd o Sultan-ı Ezel’e mahsustur ki, yokluk karanlığından varlık sabahını doğurdu; bir “Kün!” hitâbıyla cihanın sessizliğini mânâ ile doldurdu. Salât u selâm, gönüllerin en nurlu rehberi olan Fahr-i Kâinât Efendimiz’in üzerine olsun ki, aşkı insanın kalbine emanet edip hakikate giden yolları ümmetine gösterdi.
Bu satırlar, ne yalnız bir şiirin gölgesidir ne de kuru bir hayâlin yankısı… Bunlar, kendi iç çölünde yolunu kaybetmiş bir gönlün; hakikatin izini sürerken ateşten geçişinin sessiz şehâdetidir. Çünkü insan, çoğu zaman dışarıda aradığı sırların kendi kalbinin harflerine gizlendiğini geç fark eder. Bir aynaya bakar gibi ömrüne eğilir; gördüğünü kendisi sanır. Lâkin vakit gelir, o aynalar kırılır ve insan, sûretinin ardında saklı olan hakikati sezmekle sarsılır.
Bu şiirde geçen yolcu; her insandır. Pîr-i nihân; bazen bir mürşid, bazen vicdanın derin sesi, bazen de kalbe düşen ilâhî bir ihtardır. Aynalar, benliğin perdeleri; gül ise Hüsn’ün cemâlinden düşmüş bir tecellîdir. Ve aşk… Aşk, ne yalnız bir hissin adı ne de geçici bir coşkunun sesidir. Aşk; insanı kendinden eksiltip Hakk’a yaklaştıran ateştir. Çünkü bu yolun kapısı bilgiyle değil, yanışla açılır.
Ey okuyucu!
Eğer bu satırlarda kendi suskunluğunun yankısını duyarsan bil ki yol başlamıştır. Zira bazı şiirler okunmak için değil, insanın içine bir sır gibi düşüp onu kendine uyandırmak için yazılır.
Ve billâhi’t-tevfîk…
Gönül Adıgüzel Dural
Yandıkça gönül buldu başka bir lisân,
Küller içinden doğdu gizli bir cihân.
Bir şehr-i hayâl vardı gönlüm kıyısında,
Sokakları susardı zaman aynasında.
Kapıları sır idi, duvarları hicâb,
Her taşında gizlenmiş bin türlü cevâb.
Bir ihtiyar gördüm; gözleri bî-zamân,
Sustuğu her lahza konuşurdu cihân.
Dedi ki: “Ey yolcu, aradığın nedir?”
Sandım ki cevabım var; içim sessizdir.
“Bir Hüsn ararım,” dedim, “bir yüz ki görünmez…”
Güldü, dedi: “O cemâl göz ile bilinmez.
Aşk ile yürümeyen bulamaz o ili,
Bu yolun menzilinde susar aklın dili.”
Bir âh çekti o dem; titredi çöl ü taş,
Sanki semâ ağladı, sarsıldı dağ u taş.
Elime bir ayna verdi o pîr-i nihân:
“Bak!” dedi, “orada gizlidir iki cihân.”
Baktım ki aynalarda ben yokum aslında,
Bir gölge dolaşırmış hayâlin ardında.
Ne yüzüm yüz imiş ne de adım benim,
Bir emanet taşırmış ten denen gemim.
Ayna kırılınca açıldı başka kapı,
Gönlüme doluverdi mânânın şarâbı.
Bir kuş uçtu içimden nûrdan kanatlarla,
Sildi gönül bağından paslı karalarla.
Göğe baktım; yıldızlar secde eder gibi,
Her zerre zikr eyler bir dervişler gibi.
Toprakta bile gördüm aşkın nişânını,
Bir yaprak saklıyormuş Hakk’ın lisânını.
Deryâya eğildim; damla bana baktı,
Bir katrede ummân bin sırrını aktı.
Artık her nefeste başka sır doğuyor,
Kalbimin harfinde başka âlem çağlıyor.
Gece uzadıkça gönlüm ışıklandı,
Karanlık sandığım nûr ile sonlandı.
Bir ses geldi yine: “Ey yolcu, yürü, durma!
Aşk ateş ister; sakın kül olup durma.”
Yollar önümdeydi, lâkin ben yok idim,
Kendi gölgem içinde kaybolmuş bir idim.
Her adım eksiltirdi benlikten nişânı,
Her yara açardı gönlümde bir mekânı.
Bir gülistan gördüm sessizliğin içre,
Bülbüller ağlıyordu gecenin içinde.
Bir gül açtı ansızın karanlık bağımda,
Kokusu dağıldı ruhumun çağında.
Anladım: O gül meğer Hüsn’ün cemâliymiş,
Aşk ile bakılınca her şey tecellîymiş.
Diz çöktüm o demde sükûtun önünde,
Bir kapı açılıverdi gönlüm yönünde.
Ne çöl kaldı ne yol ne de gam yüküm,
Aşk aldı elimden benliğe hükmümü.
Gönül Adıgüzel Dural
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.