0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Ben dedim, gölgem konuştu;
Ayna kırıldı, suretim sustu.
Bir “ben” vardı, yük gibi ağır
Adını bırakınca kapı açıldı.
Nefsim bir kuyu, kovası sabır
Her çekişimde başka bir yüz.
Susuzluğumdan su doğdu,
Suya eğildikçe çözüldü diz.
Bir harf düştü alnımdan: Elif
Eğrilik utandı doğruda;
Omzumdaki dağ eridi,
Bir zerre oldum, kâinat durdu.
Rüzgârla konuştum: “Nerelisin?”
“Hiçliktenim,” dedi, “yolum çok.”
Adımlarım yokluğa basınca
Varlık dediğin şey çözüldü, yok.
Bir sema döndü kalbimin içinde,
Ayaklarım sabit, göğüm döner.
Aşk, beni benden soyup
Adımı ateşe veren bir terziymiş meğer.
Sözüm susunca konuştu sır,
Harflerim abdest aldı gözyaşımdan.
Bir tek nefes kaldı geriye,
O nefes ki ne bendir ne başkası.
Dervişlik bir hırka değil,
İçimde yanan çırağın külü.
Kül olunca anladım ateşi,
Ateş olunca unuttum gülü.
Yol dediler, yürüdüm kendime;
Menzil dediler, kayboldum.
Kayboluşumda buldum izi,
İz silinince var oldum.
Bir çağrı geldi içimden: “Gel.”
Geldiğim yer gidişimdi meğer.
Kapıyı çalan bendim,
Açtığım an da
Arada perde yok idi...
Yunus’un diliyle söyledim susmayı,
İbn Arabî’nin aynasında gördüm çokluğu.
Mevlânâ’nın ateşiyle döndüm,
Döndükçe yandı içimdeki donukluk.
Gönlümde bir şehir kuruldu,
Duvarı merhamet, kapısı sabır.
Sultanı hiçlik, halkı aşk;
Her sokakta başka bir şükür.
Bir damla oldum, deniz utandı;
Deniz oldum, damla kayboldu.
Men âref dediler, anladım
Bilen ben değildim, bilinen O’ydu.
Sonunda bir nokta kaldı elde,
Cümle dağıldı, mana durdu.
Noktaya secde ettim sessizce,
Secde eden de secde olunan da birdi.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(11 Şubat 2026)