asker55
246 şiiri ve 12 yazısı kayıtlı Takip Et

M a r a b a



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 10.6.2011 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

M A R A B A

MARABA !...
22. 01. 2006

Köyde, ağanın lütfettiği, dambacalı-kerpiç’den yapılmış, bir odadan ibaret sözüm ona, evde oturn, dört mesim gece gündüz, bütün fertleriyle, ağa için, köle gibi çalıştırılan, ailenin, erkeğine verilen isimdir ; MARABA

Usta terziler elinde biçilmiş, giysiler gibi yakışmıştı üstüne ismi. Kara bir leke
gibi ilişivermişti, sağrısına dağın. Bereketten yoksundu toprak ve benizleri sarı-sarıydı insanların. Kerpiçen yapıları, sayıklayan hastaları, ince baca dumanlarıyla, bir yürek yarasıydı "Gülmezler" köyü...
İlk yapının temelini km atmış, kim takmıştı ismini. Hükümete, vergi urganıyla bağlıydılar. Yılın belirli aylarında, tahsildarlar gelirdi. Bazan da baş efendiler. Biri para alır götür, diğeri sopa getirirdi . Bahara yeni çıkmışlardı, keseleri boş, gönülleri yine de umut doluydu.
Yuvarlak omuz başları, geniş kalçası ve biçimli bacaklarıyla eksiğini bütünlüyordu bu köyün ; "Gülsüm"... Çorak toprağa inat, yeşil bir göldü gözleri Gülsüm (!) ün... Aşağı dönük alt dudağı, öpülmek için yaradılmıştı sanki..
Babasına, "eğri-göz" Yusuf derlerdi, şaşıydı çünkü, üstelik, kırpış-kırpış bakardı yüzüne insanın. İçeri göçük alnı, semerli burnu, sırtındaki kamburuyla yaşı geçkin bir akbabayı anımsatıyordu. Bu yüzden bütün köy, ağız birliği etmişçesine ; Ulan Eğri-göz, "Bir aynaya dön birde Gülsüm’e bak, sonra da gerçeği söyletmek için, git döv anasını..." tanrının günü, takılıp-dururlardı ona...
Bu saçmalıklar karşısında, hiç sesini çıkarmaz, kenarları çapaklı ağzını hafif sola kaydırır, belli belirsiz acı-acı gülümserdi. Yaradan Gülsüm ’ ünü kendisine benzetmiş olsaydı, yoksulluk bir yana daha mutlu olurdu Yusuf.
Haziranın ortasına gelmişlerdi. Toprak şarha-şarha yarılmıştı yağmursuzluktan. Çöpe dönmüştü boyunları çocukların. Hayvanlar ölüyordu bir-biri ardısıra, her gün-her gece.
Köyün ortalık yerindeki çeşmeye bakardı penceresi Yusuf ’un. Ama evden başka herşeye benziyordu bu başlarını soktukları delik. "Hey..." diye bağırınca, "buyur ağam.." diyebilmesi için verilmişti, bu bir gözcük dam onlara.
Hatırı sayılır bir göbeği, elma gibi yanakları, şehirde mağazaları, koca-koca konakları vardı adamın. Ama... tek kelimeyle, bu köyün bulutları kadar insafsızdı Hurrem bey...
Güneş Keçikalenin doruğunda, puslu kış günlerinde olduğu gibi parlıyordu. Samyeli estiğinde hep böyle olurdu. Şah ’ tan bu yana, alnının şah damarı şişesiye çalışmıştı. Temerküz (esir) kamplarını bilmezdi Yusuf. Sağ bacağını kalçasından vermişti gavura babası.. Buna dair hikayeleler dinlemişti, çocuk kulakları eskiden, bunu biliyordu yalnızca...
Şekilsiz kafasının içinde, bulanık sularda ki balıklar gibiydi düşünceler. Küreğin sapını sol koltuğunun altına dayamış, yerle-göğün birleştiği yere bakıyordu. İrkildi birden, çünkü ağasının sesiydi bu. Yedi iklimin ötesinden gelse, bu "hoyrat sesi" yine tanırdı.
"ula gavat" diyordu yine... Gözleri dolu-dolu, saçları diken-diken olmuştu. Samyeli esmiyordu ama Yusuf ’ un içinde fırtınalar vardı... Ağa herşeyden habersiz, işi alaya almıştı yine.
Bana bak "eyri göz", Gilsüm için, anasına nasıl çalıştıysan, tarlamda da o denli gayretli olmanı isterim...
Yumuşak huyluydu Yusuf. Söylenenleri hiç işitmemişçesine, küreği usulca yere bıraktı ve dırıltısına döndü arkasını, yürüdü.
Kölenin davranışı ağaya çok dokunmuştu. Bağırıyordu ; Yusuf....Yusuf... Kanlıgeçitten yankıyordu, Hurrem ’ in çirkin sesi, karanlıkda kayboluyordu.
Vakit gece-yarısını çoktan geçmişti, hava leş kokusu sinmiş gibi ağırdı, boğucuydu, vakitsiz ötüyordu horozlar, uzun-uzun ulumaları bu yüzdendi köpeklerin.
Gülsüm ile anası, Yusuf ’ un belirsiz zamanlarda gelişine alışıktılar. O akşam, her zamankinden erken yatmışlardı. Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi aralıksız devam ediyordu uykuları.
Paslı menteşeleri gıcırdadı, köhne kapılarının. Bir gölge süzüldü içeriye, dibi-köşeyi yadırgamıyan ayakları vardı bu adamın. Hadiselere gebeydi karanlık... Adam sandığı açtı yavaşça, Gülsüm sola döndü, iniltiye benziyen bir sesle, "sen misin Buba ?.." dedi.
Adam, hiç ses çıkarmadı. Avucunda ki usturanın ağzını sıvazlıyordu, sol eliyle.. Aradan iki dakika bile geçmemişti ama, uykuya yeniden daldığına emindi Gülsüm ’ ün. Başucunda diz çökmüş, sol eliyle de bir yastığı kavramıştı. Bu yastık biraz sonra, bütün ağırlığıyla ağzını kapıyacaktı kızın.
Ne kadar güzeldi burnu Gülsüm ’ ün... Ucu hafiften yukarı kalkıktı, soludukça açılıp-kapanan ince kenarlı delikleri, deli ederdi delikanlısını -dedesini, "Gülmezler Köyü’nün".
Haklıydı Yusuf : Eyrigözün kızı, ya şaşı olmalıydı ya da kendisi gibi çarpık burunlu... Tekrar sıvazladı ağzını usturanın, sonra... sonra da bir feryat ki... dağlara-taşlara...
Güzel burnu yoktu artık Gülsüm ’ ün... Gülsüm güzel de değildi artık... Kızcağız acıdan, anası Kuru Hacer korkudan bayılmışlardı. Dramların en acıklısı oynanmıştı, Eğrigöz’ün damında, karanlık kadar korkunçtu sessizlik..
El yordamıyla buldu çarıklarını, ağlar gibi gıcırdadı, paslı menteşeleri kapının. Dışarıya çıktığında, samyeli esiyordu yine.. Kurbağaların sesini dinledi uzun-uzun. Sonra da, bir sirk cambazının çevikliğiyle tırmandı üstüne çeşme duvarının.
Ellerini göğe uzatmış, başını geriye doğru kaykıtmıştı. Gülüyor... gülüyordu... Ezan sesine karışıyordu, kahkahaları Yusuf ’ un...
..................

[ italik

Beğen

asker55
Kayıt Tarihi:9 Haziran 2011 Perşembe 00:22:31

M A R A B A YAZISI'NA YORUM YAP
" M A R A B A" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Latife57
15 Nisan 2014 Salı 23:41:42
Anlamli ve etkili bir öykü. Mükemmel bir dil, fevkalade bir tarz. Anlatimdaki muhtesem durus hüzünlü ancak, sosyal icerigi, secilen temasi ve eserin kurgusu mükekemmel ve eksiksiz... Eseri bizlerle paylasan Albayima sükranlarimi sunuyorum..

Cevap Yaz
Yadel57
6 Eylül 2013 Cuma 14:25:24
Bu güne kadar okudugum en etkili, geçmisten günümüze uzanan, hüzünlü açilimlarla donatilmis bir öykü. Saire, yasanmis bu öyküyü ve duygularini bizlerle paylaştigi icin teşekkür ediyorum. Yine de bunun bir kabus olmasini dilerdim. Tebrik ederim. Saygilar.

Cevap Yaz
BEHİYE GÜNNAZ CAN
31 Mart 2013 Pazar 21:21:56
Ne marabalar bitmiştir nede cahalet bu toplumda. Yalnızca gören göz işiten kulak şiir gibi yazcak kalemlere ihtiyaç var. Gülsüm' le Yusuf'un olayına ince bir ruh şahit olmuş dile getirmiş. Şiir gibi yazılmış olan bu eser' i okunur kılan yazarımızın ustalığıdır aslında. Yoksa yalnızca gülmezler köyünde yaşanmaz böyle olaylar. Her yerde her an yaşanıyor. ACILARR

Cevap Yaz
nur benlioğlu
26 Ağustos 2011 Cuma 22:57:25
İçler acısı bir ülke gerçeğine değinmi,gönül sesiniz.Yusuf, fiziki yapısıyla,Victor Hugo'nun kahramanı, Quasimodo'ya benzese de, dedikodular ve aşağılanmalar,içinde bulunduğu emir kulluğu,yüreğini de kendi gibi çirkinleştirmiş diyebilir miyim bilemiyorum.Ya da, eşi hakkındaki kuşkulardan sonrası( Kızının güzelliği )girdiği bunalım mı desem..Hiç bir baba,istemez kızının kaderinin de kendisinin ki gibi olmasını.Anne de. Toplumun önyargılı tutumu değil midir,marabayı böylesi kötü davranışa iten? Bu önyargılar değil mi,Yusuf'un aklî dengesini bozan. ( Kızının burnunu kestikten sonra,kahkahalarla gülmesi...)

Duyarlılığınızla paylaşımınıza teşekkürler.Yazı,ödülünü de almış zaten.Kutluyorum.
Saygılarımla,Değerli Yazın Dostu !

Cevap Yaz
serapertence
17 Haziran 2011 Cuma 02:14:47
Maraba...heyecanlı akıcı ve düşündüren bir yazıydı...insanın içini ürperten bir son...Kutlarım eserinizi...çok sürükleyen bir ifade ile anlatılmıştı,onun için bir nefeste okundu...paylaşıma teşekkür ederken, bu hikayenin gerçek olmamasını dilerim...
Selamlar esenlikler gönülden...

Cevap Yaz
Mehtap ALTAN
10 Haziran 2011 Cuma 22:24:18
Emeğin alınterinden öykü damlamış...

Samimi bizden yalın bir anlatımdı...

Kutlaıdm...

Cevap Yaz
Emine UYSAL (EMİNE45)
10 Haziran 2011 Cuma 22:15:51
Acı bir öyküydü, hem de okuyanın tüylerini diken diken edecek kadar acı. Yazar öykünün içine okuyanı çekmeyi başarmış. Anlatım ve betimlemeler çok başarılı. Bence günü fazlasıyla hak etmiş öykü; tebrik ederim.

saygı ve selamlar.

Cevap Yaz
Saadet Ün
10 Haziran 2011 Cuma 21:22:17
Umarım kurgudur...

Acı bitti...
Acıyasım geldi insanlığa...


Kutladım, saygımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 21:40:34
Kurgu olmaını,inanın sizden çok ben isterdim ,Keşke ,bire-bir görgü şahidi olmasaydım,çocuk denecek yaşımda ,bu trajik yaşam öyküsünün.
Günümüzde bile ,böylesine iç burkan acı yaşammışlıklara tanık oluyoruz
"Toplumumuzu bu hale getiren,yöneticilerimiz utansın."
Duyarlığınız için de ayrıca teşekkürler sevgiyle kalınız ,saygılar.
Sabiha KÜÇÜKTÜFEKÇİ
10 Haziran 2011 Cuma 20:34:18


değiştirmeli köyün ismini ki değişsin kaderleri artık..."gülerler köyü"...

sevgim saygım tebriklerim günün yazısına çok değerli yazarına..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 21:19:31
Hadi diyelim ki "Gülerler köyü "oldu. Eğrigöz Yusufun,kuru Hacer'in
gülsüm'ün ,hazin sonları ve de kaderleri değişecekmi..? Keşke hayallerimiz gerçek olabilseydi.
Ne güzel bir temenni,içten duygu yüklü.Kutlarım sizi.Beğeniniz için de
ayrıca teşekkürler. Sevgiyle sağlıcakla kalınız,saygılar.
Sabiha KÜÇÜKTÜFEKÇİ 10 Haziran 2011 Cuma 21:28:41

torunlarının yüzün güldüğünde onlarda gülümseyecektir hayata..:))
HakkınSesi
10 Haziran 2011 Cuma 18:58:19
Aziz Nesin geldi bir an aklıma...yadımdan düştü pare pare o an fikr-i hülya...

Hürmetle efendim..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 19:28:18
Değerli arkadaşım,ilginize çok teşekkür ederim.Nurlar içinde rahat uyusun üstad Nesin..Ne için anımsadınız merak ettim dorusu.
Güzel bir söylem.Şimdinin yeni bitmeleri pek anlıyaz da...
İlginiz için de teşekkürler Sevgile sağlıcakla kalınız ,saygılar.
HakkınSesi 10 Haziran 2011 Cuma 19:39:38
Aziz Nesin, öykücü niteliğinde, okuduğum an etkilendiğim birkaç yazardan biridir...Yazıda ki konuşma tarzı, anadolu emeğine ilişen yerel argo söylemler, bana üstadı anımsattı...
Aynur Engindeniz
10 Haziran 2011 Cuma 16:19:59
Güzel bir anlatım ve sürükleyici bir öykü.Tebrik ediyorum. Saygılar.

Cevap Yaz
Billur T. Phelps
10 Haziran 2011 Cuma 11:57:49

Peki bu hikayede suçlu kim şimdi ? Adamı sürekli aşağılayarak gaza getiren köylüleri mi? Hırsını masum bir
genç kızdan çıkaran Yusuf mu?

İnsanlar, insan yanını bir tarafa koyup, unuttuğunda, dedikodular, fitneler ve böyle aşağılamalarla,
daha ne canlar yanar.

Güzel anlatımızı kutluyorum. Ama hikaye çok yürek burkan cinstendi. öyle ki (Kurgudur inşallah, dedim)

Sevgiler




Billur T. Phelps tarafından 6/10/2011 8:57:05 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 18:37:27
Kurgu olmasını inanınız sizden çok ben isterdim.Ne yazık ki ,kendilerini yakından tanıdığım 0 dağyeli kadar temiz..tertemiz insancıkların ,çileli...
trajij yaşam öyküleridir.Ben aslında,erzurum doğumluyum.Askeri Lise ve Har*okulu yaz tatillerimi ,"Çiğdemli" ismindeki o dağ köyünde yaşadım.
Ora insanının belirttiğiniz gibi daha nice yürek burkan ,"affedersiniz" mide bulandıran olaylarının,bire-bir şahidi olmuşumdur.
Keşke yazmasam...keşke okuyup üzülmeseydiniz diyorum şimdi.
Değerli yorumlarınız için de ayrıca teşekkür ederim.Saygılarımla...
Bekir Keskin
10 Haziran 2011 Cuma 11:20:24
Vay benim Maraba'm.
Merhaba sana.
Kaderin bu öyküde de aynı.
Gülsüm'e mi üzüleyim, Yusuf'a mı ?
Güzeldi, lakin "acıklı" bitti.
Sevgiyle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 18:47:15
Keşke ,çocuk denecek bir yaşta,öylesi yürek burkan bir yaşanmışlığın,
bire-bir görgü şahidi olmasaydım.O dünyalar güzeli "Burunsuz gülsüm" diye anılır oldu...ne yazık ki..
Teşekkür ederim duyalılığınıza.sağlıcakla kalınız,saygılar.
Kemnur
10 Haziran 2011 Cuma 04:59:56
Evet, insan duygusallığını kirleten bir hikaye... Evlatlarına tecavüz eden babaların mevcudiyetinde, bir aşağılık kompleksiyle, kendi genlerini taşıdığını ispat uğruna bir evladın burnunu doğrayan baba da olabilir... Kısa anlatım okur sayınızı arttıracaktır, ama bir öykü için çok da kısa yazılar, öykü değil, edebiyatın iyi bir türü olan fıkraları oluştururlar. (Fıkra güldürü anlamında değil, yabancı söylemle "anekdot" anlamındadır.Kısa hikaye, anlatı...)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


asker55 10 Haziran 2011 Cuma 18:59:02
Aydınlatıcı açıklamalarınız için sağolunuz.Önerinizi uygulamaya gayret edeceğim.Ancak öykülerimde , yazı dilimin şiirselliğine çok önem veririm.
Uzun öykülerde bu çizgiyi devam ettirmek,takdir edersiniz ki ,çok zor.
Beğeniniz içinde ayrıca teşekkürler efendim.Saygılarımla.
nuray telli
10 Haziran 2011 Cuma 01:06:19
güne düşen yazınızı tekrardan kutlarım yanlıs yere yazmısım eleştirimi.sabahtan beri okudugum yazınızı düşündükçe içimdeki ürperti geçmedi.hele bu olayın kurgudan öte gerçek tanığı olmanız içimi daha da titretti.umarım o toplulugun bunca zaman sonra içlerindeki vicdan duygusu gelişmiştir ve bu olayların devamında baska vahsetler yasanmamıstır.sanki bunu sadece umut edıyorum dıye hıssettım ama yanılmak ıstıyorum.saygılar...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kemnur 10 Haziran 2011 Cuma 04:49:53
Vergi tahsiliyle ilgili cümlelerden ,hikayenin osmanlı döneminde geçtiğini düşünmek gerek; yazarın olaya şahit olduğunu nereden çıkarttınız?
nuray telli 11 Haziran 2011 Cumartesi 15:51:02
Kemal bey ben cikarmadim yazinin sahibi soyledi zaten devam eden elestirilerde kendiside Bu konuda bilgi verdi.saygilar...
fatma eren
10 Haziran 2011 Cuma 01:06:08
Çok anlamlıydı yüreğinize kaleminize sağlık.

Cevap Yaz
Mehtap Yıldız
10 Haziran 2011 Cuma 00:12:21
güne düşen yazınız ve emeğinize saygı ile

hayırlı olsun

dua üzre

Cevap Yaz
-IspartaGülü-
9 Haziran 2011 Perşembe 22:44:34
güzel yazınızı üzüllkerek okudum...malesef bu agalık şimdilerde olmasada gene bazı il.ve köylerimizd geçerliliyini koruyor..kutlarım..günümüzün sorununa el atıp gün yüzüne çıkardıgınız için yaşanan olayları...gül diyarından selam lar.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.