7
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
115
Okunma
Sen yaz kâtip...
Bu dünya kuruldu kurulalı kimler geldi, kimler geçti şu fani handan... Nice beşikler kuruldu, nice ocaklar tüttü, nice ağıtlar göğe yükseldi. Kimi bir iz bıraktı, kimi rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi kayboldu gitti. Söyle kâtip; şu yalan dünyanın kapısından girip de ebediyen kalan bir yolcu gördün mü?
Ne güneşler doğdu doğunun kızıl ufkundan... Ne yıldızlar gecenin bağrından kopup sessizce karanlığa karıştı. Nice akşamlar sabaha boyun eğdi, nice sabahlar yeniden akşama yürüdü. Gün, geceye küstü mü hiç kâtip? Vakit, akmayı unuttu mu? Yoksa her şey ezelden beri yazıldığı gibi yolunu bulup akıp gitmedi mi?
Toprak hiç yağmursuz kaldı mı kâtip? Bulut yükünü bağrında sonsuza dek saklayabildi mi? Yağan her damla toprağın bağrında can olmadı mı? Sonra güneşe kavuşup yeniden göğe yükselmedi mi? İşte ömür de böyledir kâtip; insan toprağa düşer, adı dillerde dolaşır, hatırası gönüllerde yağmur olur.
Olmayan çiçek hiç soldu mu kâtip? Açan her gonca vakti gelince yaprağını rüzgâra teslim etmedi mi? Gül kokusunu esirgedi mi bahçeden? Sonra dikenini de kader diye bağrına basmadı mı? Güzellik faniliğe yenilmedi mi? Söyle kâtip; hangi bahar sonsuza dek sürdü?
Ormanlar gürleşip göğe değdi de baltanın uğramadığı ağaç kaldı mı? En heybetli çınarlar bile bir gün toprağa eğilmedi mi? Dağlar yüzyıllarca dimdik durdu ama rüzgâr onları usul usul aşındırmadı mı? Irmaklar çağladı da denize kavuşmadan yoruldu mu? Şu koca âlemde kendi yazgısından kaçabilen bir tek varlık göster bana kâtip.
Deniz hiç dalgasız yaşadı mı? Gökyüzü bulutsuz kaldı mı? Kış, baharın yolunu kesebildi mi? Bahar, sonbaharın hüznünü silebildi mi? Her mevsim sırasını beklemedi mi? Her vedanın içinde bir kavuşma, her kavuşmanın içinde bir ayrılık gizlenmedi mi?
Hikmetinden sual olmaz Yüce Yaradan’ın... Ama söyle kâtip; hiç ağlamadan gülen oldu mu? Hiç acıya uğramadan olgunlaşan bir yürek gördün mü? Gözyaşı değmeyen göz, sevincin kıymetini bilebilir mi? Hasret çekmeyen gönül, vuslatın ne demek olduğunu anlayabilir mi?
Doğan büyüdü... Büyüyen yaşlandı... Yaşlanan toprağa döndü... Toprak yeniden can verdi. Bir başak kurudu, bin başak filiz verdi. Bir yaprak düştü, yerine yenisi yeşerdi. Söyle kâtip; ölüm dediğimiz şey, hayatın öteki yüzü değil de nedir?
Şu dünyayı bir hayal eyle kâtip... Uzaktan bakınca saray gibi görünür; içine girince her odasında ayrı bir hasret saklıdır. Kimi servetin yüküyle yorulur, kimi yokluğun sessizliğiyle. Kimi sevdasına kavuşamaz, kimi kavuştuğunu sanırken kendini kaybeder. Sonunda herkes aynı kapıya varır. O kapı ne zengine ayrı açılır ne yoksula geç kapanır.
Yaz kâtip... Yaz ki insan bu dünyanın sahibi değil, sadece misafiridir. Yaz ki en yüksek dağ da bir gün taş olur, en coşkun nehir de denize karışır. Yaz ki hiçbir ses sonsuza dek yankılanmaz; fakat iyilik, sevgi ve güzel bir söz, insan gittikten sonra bile gönüllerde yaşamaya devam eder.
Ve son satıra şunu yaz kâtip...
Bu dünya ne bize kaldı, ne bizden sonrakine kalacak. Güneş yine doğacak, yağmur yine yağacak, çiçek yine açacak, yaprak yine sararıp toprağa düşecek. Değişmeyen tek hakikat; her başlangıcın bir sonu, her sonun da yeni bir başlangıcının olduğudur. İnsan gider... Döngü kalır... Ve zaman, hiç durmadan yazmaya devam eder.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.