"okuyucuları ikiye ayırırım: hatırlamak için okuyanlar, unutmak için okuyanlar" wıllıam phılıps
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun

Bir Martı Hikâyesi

Yorum

Bir Martı Hikâyesi

( 7 kişi )

8

Yorum

17

Beğeni

5,0

Puan

318

Okunma

Bir Martı Hikâyesi



Bazı karşılaşmalar vardır; birkaç dakika sürer ama insanın zihninde yıllarca yaşamaya devam eder.

Bazı canlılar vardır, hayatımıza yalnızca bir anlığına girerler. Adlarını bilmeyiz, nereden geldiklerini, nereye gideceklerini bilmeyiz. Onlarla ilgili hiçbir hikâyemiz yoktur aslında. Ama göz göze geldiğimiz o birkaç saniye, onların hikâyesini bizim hikâyemizin bir parçası hâline getirir.

Benimki de bir martının hikâyesi...

Ama belki de sadece bir martının değil.

Belki insanın, doğanın ve giderek daralan yaşam alanlarının hikâyesi.

Belki de hepimizin görüp geçtiği, fakat çoğu zaman üzerinde durmadığı küçük bir vicdan meselesi.

---

Pazartesi günüydü.

Haftanın daha ilk günüydü ve iş icabı bir yere gitmiş, bir alanda beklemeye koyulmuştum. Bir ağacın altında, bir yol ayrımında, araçların gelip geçtiği ama kimsenin fazla dikkat etmediği bir noktadaydım.

Derken gözüm ona takıldı.

Bir martı...

Ama diğer martılardan farklıydı.

Ayaklarının üzerinde duramıyordu.

Uçamıyordu.

Kanatlarını kullanamıyor, kendisini adeta yerde sürükleyerek ilerlemeye çalışıyordu.

İlk anda ne olduğunu anlayamadım. Birkaç saniye öylece baktım. "Burada ne işi var?" diye düşündüm.

Sonra içimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu.

Çünkü bir martının yerde, üstelik bu hâlde olması normal değildi.

Aracımdan indim.

Yavaşça ona doğru yürümeye başladım.

Ben yaklaştıkça martı korkmaya başladı.

Kendini geriye doğru çekiyor, vücudunu adeta yerde sürüklüyor, kaçmaya çalışıyordu. Fakat kaçacak hâli yoktu.

Elimi uzattığımda gagasını bana doğru savurdu.

Bir kez daha uzattım.

Yine saldırdı.

Belli ki daha önce insanlardan hiç iyi bir şey görmemişti ya da içinde bulunduğu çaresizlik, kendisini savunabileceği tek şeyi kullanmaya zorluyordu.

Gagasıyla elime ulaşmaya çalışıyordu.

Ve sonunda kolumu ısırdı.

Öyle bir ısırdı ki günler geçmesine rağmen izi hâlâ duruyor.

Fakat o anda canımın yanmasına pek aldırmadım.

Çünkü karşımda canı yanan başka bir canlı vardı.

Hem de benden çok daha fazla...

Bir insan olarak belki de yapabileceğim en basit şeyi yapmaya çalışıyordum:

Ona yardım etmek.

En sonunda, gagasının ulaşamayacağı bir noktadan, arka kısmından ve kanatlarının uygun yerlerinden dikkatlice tutarak onu kaldırmayı başardım.

Martı hâlâ korkuyordu.

Hâlâ kendisini savunmaya çalışıyordu.

Ben ise onu daha güvenli olduğunu düşündüğüm bir yere götürmeye çalışıyordum.

Falanca mevkide, filanca köyün girişinde, iki yolun birleştiği noktada, orta refüjde bulunan bir ağacın çevresinde yeşillik bir alan vardı.

Onu oraya bıraktım.

"En azından burada ezilmez, araçların arasında kalmaz" diye düşündüm.

Ama sonra aklıma başka bir soru geldi:

Peki şimdi ne olacak?

Ben onu oraya bırakmıştım ama bu, ona yardım ettiğim anlamına geliyor muydu?

Ya yaralıysa?

Ya hastaysa?

Ya açsa?

Ya susuzsa?

Ya uçabilecek durumda değilse?

O anda bunun cevabını bilmiyordum.

Ben de araştırmaya başladım.

İnternet üzerinden yerel kolluk kuvvetlerine, duyarlı toplumsal kuruluşlara ve yaban hayvanlarıyla ilgilenebilecek kurumlara ulaşmaya çalıştım.

Sonunda bu işle ilgilenen bir kuruluşun telefon numarasını buldum.

Aradım.

Durumu anlattım.

Bir martı olduğunu, uçamaması ve ayakta duramaması nedeniyle yardıma ihtiyacı olduğunu söyledim.

Benden konum istediler.

Adres istediler.

Nerede bulunduğunu, hangi noktada olduğunu ayrıntılı biçimde anlattım.

Bana, kendi ekiplerinin bulunduğum yere uzak olduğunu, fakat daha yakın kuruluşların ilgilenebileceğini söylediler.

Gerekli yönlendirmelerin yapılacağını belirttiler.

Telefonu kapattığımda içimde bir nebze olsun rahatlama vardı.

"Tamam," dedim.

"Artık birileri ilgilenecek."

Ama günler geçti.

Telefonum çalmadı.

Kimse aramadı.

Kimse "Martı bulundu mu?" diye sormadı.

Kimse "Hayvanı aldık" demedi.

Kimse "Merak etmeyin, tedavi altına alındı" demedi.

Ve insan ister istemez düşünmeye başladı:

Acaba gerçekten gittiler mi?

Acaba o zavallı hayvana ulaştılar mı?

Acaba yardım edildi mi?

Yoksa...

Kaderine mi bırakıldı?

Bunun cevabını hâlâ bilmiyorum.

---

Zamanım da sınırlıydı.

Bir kamu kurumunda çalışıyorum ve işimin gerektirdiği sorumluluklar nedeniyle saatlerce orada kalıp beklemem mümkün değildi.

Ama insanın aklı bir kere bir canlıda kalınca, onu orada bırakıp gitmek de kolay olmuyor.

Yakınlarda bulunan bir marketten, yiyebileceğini düşündüğüm bir şeyler aldım.

Tekrar yanına gittim.

Önüne koydum.

Martı gagasını uzattı.

Ama yemedi.

Bir süre baktım.

Sonra aklıma başka bir ihtimal geldi:

Ya susuzsa?

Her zaman yanımda taşıdığım sudan çıkardım.

Suyu önüne yavaşça dökmeye başladım.

O anda martının bakışları değişti.

Suya baktı.

Yaklaştı.

Ve içmeye başladı.

Öyle bir içti ki...

Suyun yarısından fazlasını bitirdi.

İşte o an içimde hem bir sevinç hem de bir burukluk oluştu.

Çünkü yaptığım şey küçücük bir şeydi.

Bir şişe su...

Biraz yiyecek...

Birkaç dakika...

Bir insanın gözünde belki hiçbir anlam ifade etmeyecek kadar küçük bir yardım.

Ama o martı için belki de o günün en önemli şeyi buydu.

Belki günlerdir su içememişti.

Belki günlerdir yiyecek bulamıyordu.

Belki de yalnızca birinin kendisini fark etmesini bekliyordu.

Bilmiyorum.

---

O gün pazartesiydi.

Haftanın ilk günü...

Ve belki de benim için haftanın en ağır günü.

Salı günü yine aynı yerlere gittim.

Martıyı aradım.

Yoktu.

Çarşamba günü, yani bu yazıyı kaleme aldığım gün, yine aynı noktalarda dolaştım.

Yine yoktu.

Bir yandan "Acaba ekipler gelip aldı mı?" diye düşünmek istiyorum.

Bir yandan da "Keşke biri gerçekten gidip onu korumaya alsa" diyorum.

Ama bunun cevabını bilmiyorum.

Kimse bana dönmedi.

Kimse haber vermedi.

Belki götürdüler.

Belki tedavi ettiler.

Belki iyileştirdiler.

Belki de yeniden gökyüzüne bıraktılar.

Keşke böyle olduğuna inanabilsem.

Ama insanın içinde bir şüphe kalıyor.

---

İlginçtir...

Pazartesi gecesi bir rüya gördüm.

Uzun zamandır görmediğim kadar güzel bir rüyaydı.

Rüyanın bütün ayrıntılarını hatırlamıyorum.

Ama hissettirdiklerini hatırlıyorum.

Çok güzel bir ev vardı.

Uzun zamandır temelini atmış olduğum ama bir türlü tamamlayamadığım bir ev...

Güya o evin bütün camlarını, çerçevelerini takmışım.

Koca bir bina tamamlanmış.

İçerisi ışık dolu.

İnsanlar geliyor.

Misafirler ağırlıyorum.

Güzel sofralar kuruluyor.

İnsanlar gülüyor.

Konuşuyor.

Ev, yıllardır bekleyen bir hayalin tamamlanmış hâli gibi.

Ve ben o evin içinde tarifsiz bir huzur hissediyorum.

Uyandığımda rüyanın ayrıntıları birer birer kayboldu.

Hatırlamak istedim.

Zorladım kendimi.

Ama olmadı.

Yine de geriye bir şey kaldı.

Bir his...

O kadar güzel, o kadar ferahlatıcı bir histi ki anlatmaya kelimeler yetmez.

Belki bunun martıyla hiçbir ilgisi yoktu.

Belki sadece bilinçaltının bir oyunu...

Belki de insanın yaptığı küçücük bir iyiliğin, kendi içinde bıraktığı huzurun geceye yansıması.

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

O gece içimde uzun zamandır hissetmediğim kadar güzel bir duygu vardı.

Ve o gün ben sadece bir martıya el uzatmıştım.

---

Bazen düşünüyorum...

Acaba yaptığım şey gerçekten bir iyilik miydi?

Bir martıyı birkaç metre daha güvenli bir yere taşımak...

Biraz yiyecek vermeye çalışmak...

Biraz su içirmek...

Yetiyor muydu?

Elbette yetmiyordu.

Bir hayvanın gerçek anlamda kurtarılması için belki veteriner kontrolü gerekiyordu.

Belki tedavi gerekiyordu.

Belki rehabilitasyon gerekiyordu.

Belki de en sonunda yeniden doğaya bırakılması gerekiyordu.

Ben bunların hiçbirini yapamadım.

Ama insanın yapabildiği her şey, bazen yapamadıklarının yanında çok küçük kalıyor.

Ben yalnızca o anda yapabileceğim kadarını yaptım.

Ve belki de insan olmak biraz da buydu.

Her şeyi kurtaramayacağını bilerek yine de el uzatmak...

Her canlıya yetişemeyeceğini bilerek yine de bir tanesini görmezden gelmemek...

Çünkü bugün bir martıdır.

Yarın başka bir kuştur.

Öbür gün bir tilki...

Bir kirpi...

Bir kaplumbağa...

Bir sokak köpeği...

Bir kedi...

Ve belki de günün birinde insanın kendisi.

---

Asıl mesele aslında martı değil.

Martı, yalnızca gördüğümüz küçük bir örnek.

Dünyanın her yerinde doğal yaşam alanları giderek daralıyor.

Yeşil alanlar azalıyor.

Ormanlar küçülüyor.

Yollar genişliyor.

Binalar çoğalıyor.

İnsan yerleşimleri doğanın içine doğru ilerliyor.

Ve biz sonra şaşırıyoruz:

"Bu yabani hayvan neden köye indi?"

"Bu hayvan neden şehir merkezinde?"

"Bu kuş neden yol kenarında?"

"Bu tilki neden evlerin arasında?"

Belki de soruyu yanlış soruyoruz.

Belki de asıl sormamız gereken:

"Biz onların yaşam alanlarına ne kadar girdik?"

Çünkü hayvanların çoğu isteyerek şehirlerin içine gelmiyor.

Yiyecek arıyorlar.

Su arıyorlar.

Barınacak bir yer arıyorlar.

Yaşayabilecekleri küçücük bir alan arıyorlar.

Biz onların ormanlarını, tarlalarını, kıyılarını, sulak alanlarını, yeşil alanlarını küçülttükçe onlar da bizim yaşadığımız yerlere yaklaşmak zorunda kalıyorlar.

Sonra onları "yabani" diye adlandırıyoruz.

Oysa belki de yabancı olan onlar değil.

Belki biz onların dünyasında giderek daha fazla yer kaplıyoruz.

---

Pazartesiden beri o martıyı tekrar göremedim.

Kaç kere aynı noktaya gittim, baktım, aradım bilmiyorum.

Belki artık orada değil.

Belki biri onu aldı.

Belki birileri gerçekten sözünü tuttu ve yardım etti.

Belki şu an bir yerde tedavi ediliyor.

Belki yeniden kanatlarını açmayı öğreniyor.

Belki bir gün yeniden gökyüzünde süzülüyordur.

Bunların hiçbirini bilmiyorum.

Ama onun o hâli hâlâ gözümün önünde.

Ayakta duramayan bedeni...

Kendisini yerde sürükleyerek kaçmaya çalışması...

Korkuyla gagasını savurması...

Elimi her uzattığımda kendini savunması...

Ve sonunda kana susamış bir hayvan gibi değil, yalnızca korkmuş ve çaresiz bir canlı gibi suya yönelmesi...

Bunların hiçbiri aklımdan çıkmıyor.

Kolumdaki ısırık izi belki birkaç gün sonra tamamen geçecek.

Ama o martının bıraktığı iz geçmeyecek.

Çünkü bazı yaralar deride kalmaz.

İnsanın içinde kalır.

---

Belki bu hikâyeyi okuyanlardan biri diyecek ki:

"Ne olmuş yani? Bir martı..."

Evet.

Bir martı.

Sadece bir martı.

Ama benim için artık sadece bir martı değil.

Bir soru.

Bir vicdan.

Bir sorumluluk.

Bir hatırlatma.

Ve belki de hepimize verilmiş küçük bir ders.

Çünkü doğa, yalnızca bizim için yaratılmış bir yer değil.

Gökyüzü yalnızca bizim seyredeceğimiz bir manzara değil.

Orman yalnızca kereste değil.

Yeşil alan yalnızca üzerine bina yapılacak boş arazi değil.

Deniz yalnızca kıyısında oturacağımız bir güzellik değil.

Ve hayvanlar da bizim dünyamızda yaşayan "misafirler" değil.

Onların da yaşam hakkı var.

Onların da korkuları var.

Onların da açlığı, susuzluğu, acısı var.

Ve en önemlisi...

Onların da bir hayatı var.

---

Ben o gün büyük bir şey yapmadım.

Bir martının hayatını kurtardığımı da söyleyemem.

Bunu söylemek için elimde hiçbir kanıt yok.

Sadece küçücük bir el uzattım.

Biraz su verdim.

Biraz yiyecek vermeye çalıştım.

Yetkililere haber verdim.

Sonra da günlerce dönüp aynı yere baktım.

Belki de bütün yaptığım bundan ibaretti.

Ama şuna inanıyorum:

Bazen insanlığımızı göstermek için büyük şeylere ihtiyacımız yok.

Bazen bir şişe su yeter.

Bazen yol kenarında durup korkmuş bir canlının yanına yaklaşmak yeter.

Bazen arayıp bir kuruma haber vermek yeter.

Bazen de yalnızca "Ben bunu görmezden gelmeyeceğim" demek yeter.

Çünkü iyilik her zaman büyük işler yapmak değildir.

Bazen iyilik, herkesin yanından geçip gittiği bir canlının yanında birkaç dakika durabilmektir.

---

Martıyı bir daha göremedim.

Ama hikâyesi bende kaldı.

Belki de bu yüzden yazıyorum.

Belki birileri okur.

Belki birileri bir gün yolda yaralı bir kuş görür ve yanından geçip gitmez.

Belki biri susuz kalmış bir hayvana bir kap su bırakır.

Belki biri doğaya zarar vermeden önce bir kez daha düşünür.

Belki biri bir ağacı kesmeden önce o ağacın gölgesinde kimlerin yaşadığını hatırlar.

Belki biri bir yeşil alanı betonlaştırmadan önce orada kaç canlının yuvası olduğunu düşünür.

Ve belki bir gün, insanların doğayla savaşmak yerine onunla birlikte yaşamayı öğrendiği bir dünyaya uyanırız.

Ben bilmiyorum o martının sonunu.

Belki kurtuldu.

Belki kurtulamadı.

Ama bildiğim bir şey var:

O gün oradan geçip gitseydim, belki hayatım değişmeyecekti.

Ama ben o martıyı görmüştüm.

Ve bir kere gördükten sonra artık görmemiş gibi davranamazdım.

Belki insan olmak da tam olarak budur.

Gördüğün acıya sırtını dönmemek.

Bir canlı için dünyanın tamamını değiştiremeyeceğini bilmek...

Ama yine de elinden gelen küçücük şeyi yapmak.

Çünkü bazen küçücük bir iyilik, karşındaki canlı için dünyanın tamamı olabilir.

Ve belki de o pazartesi günü, ben bir martıya yalnızca su vermedim.

Kendime de bir şeyi hatırlattım:

Bu dünyada yalnız değiliz.

Gökyüzünün altında bizim kadar yaşamaya hakkı olan milyonlarca canlı var.

Onların yaşam alanlarını daraltırken, aslında kendi dünyamızı da daraltıyoruz.

O yüzden...

Bir gün yolunuzun kenarında bir martı görürseniz, durun.

Bir kuş görürseniz, bakın.

Bir hayvan görürseniz, geçip gitmeden önce bir saniye düşünün.

Çünkü belki onun hikâyesi birkaç dakika sonra bitecek.

Ama sizin uzatacağınız el...

Belki onun hikâyesini yeniden başlatacak.

Benim martımın hikâyesi nerede bitti, bilmiyorum.

Ama benim için, o gün başladığı yerde hâlâ devam ediyor.

Ve galiba bazı hikâyelerin en büyük özelliği de bu:

Bittiğini sandığınız yerde, aslında insanın içinde yaşamaya devam ediyorlar.

ALİ RIZA COŞKUN
12.08.2026

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (7)

5.0

100% (7)

Bir martı hikâyesi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bir martı hikâyesi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Bir Martı Hikâyesi yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Şa
Şair Ahmet1, @sairahmet1
13.8.2026 08:21:07
5 puan verdi
Sen insan olarak üzerine düşeni yapmışsın Yüreğin vicdanın var olsun
Beyzade
Beyzade, @beyzade2
13.8.2026 08:07:39
5 puan verdi
Çok güzeldi.. Nicelerine inşallah. Saygı ve saygılarımla.
Rabia Asya Öztürk
Rabia Asya Öztürk, @ozturkasya
12.8.2026 23:31:13
5 puan verdi
Kaleminizi sizi kutluyorum
Gönül sesiniz hiç susmasın
Kaleminiz hüzünden kederden değil
İlhamdan umuttan ve güzellikten konuşsun
Anlamlı bir yazıydı
Selam ve saygılarımla hocam
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
12.8.2026 21:14:03
5 puan verdi
Çok önemli ve düşündürmeyi gerektiren örnek bir davranıştı... Sizi kutluyorum hocam. Bir martıya yardım etmek, esasında hiç bir ayırım yapmadan hepsine yardım etmek anlamına geliyor. Hayvana doğaya ve insana saygılı olmayı başardığımız anda bu çürüyen dünya insanlığı yeniden dirilir diye düşünüyorum. Hayvanların yaşam alanlarına biz insanlar koco koca binalar ve marketler yapıyoruz ve o hayvancıklar yaşam alanları bir bir ellerinden çıkıyor. Ormanlar yanıyor ve hayvanlar yaşamak için şehrin içine kadar girebiliyorlar. Tecavüzkar davranan biz insanlarız. Onların dünyalarını yakıyoruz yıkıyoruz!... Hayırlı geceler üstadım
Gülse
Gülse, @gulse1
12.8.2026 21:07:16
Tebrikler
Karşımda canı yanan başka bir canlı vardı etkileyici duygular kaleminiz yüreğiniz var olsun👏👏👏👏👏
Ke
Kendi Halinde, @kendihalinde
12.8.2026 19:04:47
5 puan verdi
Çok güzeldi, defalarca yaşadığınız duyguyu çaresizliği yaşadım. Yardım edebildiğimizde duyduğumuz huzur, aç bir insanın tabağını doldurmaktan farklı değil. “ Biz onların yaşam alanlarına ne kadar girdik?" bu soru zaten çok kıymetli. Tebrik ediyorum. Saygılarımla
ramazancelik
ramazancelik, @ramazancelik
12.8.2026 18:58:22
Merhamet ve insanlık, dünyayı tamamen değiştiremesek bile karşılaştığımız bir canlının çaresizliğine sırt dönmemek ve elimizdeki küçücük bir imkânla (bir damla su, bir kap yemek veya bir çağrı ile) dahi olsa ona el uzatmaktır. Kalemin daim olsun inşallah
serdarascioglu
serdarascioglu, @serdarascioglu
12.8.2026 18:46:09
5 puan verdi
TEBRİKLER OZAN..İNCE VE MERHAMETLİ YÜREĞİNE SELAM OLSUN..
BAZEN BİR CANLIYI SAHİPLENEREK..25-SAAT ONUN SUYU , MAMASI , HASTALIĞI , GENÇLİK DEDİĞİMİZ YAŞLILIK HASTALIĞI , ROMATİZMASI , KALP VE AKCİĞER HASTALIKLARINDA ,AŞILARI , İÇ VE DIŞ PARAZİTLERİ...KUDUZ AŞILARI , BİR UZAK YERE GÖTÜRMEK İÇİN..KUZEY MAKADONYAYA..KIZIMIN YAŞADIĞI VE BENİM DE KALDIĞIM YERE UÇAKTA KOLTUK AYIRTMAK VE TÜM MASRAFLARININ...20.OOO-TL Yİ GEÇTİĞİNİ KİMSE BİLMEZ VE DİYECEKSİNİZ Kİ...PARAN VAR YAPIYORSUN DEMEK...ÇOK UCUZA KAÇIYOR . ALDIĞIM EMEKLİ MAAŞIMIN BAZEN TAMAMINI..BİR KÖPÜŞE VERMEK ...ZORUMA GİDEN BİR ŞEY DEĞİL..! HAYVAN SAHİPLENMEK...ONA ÖLÜNCEYE KADAR YARDIM ETMEK..TABİ Kİ BENİM ASLİ GÇREVİM. SABAH-AKŞAM ÇİŞE GİDEN BU VARLIK İÇİN... KALKIP ONU GEZDİRMEK İSE BENİM İÇİN BİR İNSANİ GÖREVDİR .VETERİNERDE SAĞLIK TARAMASI VE DE KISIRLAŞTIRILMASI İSE BU GÜN CİDDİ HARCAMALAR DA GEREKTİRMEKTEDİR . BİR CANLIYLA YAŞAMAK VE ONUN ÖLÜM ANINI İZLEMEK İSE..ÇOK , ÇOK ACI VERİCİDİR ..ŞAİRİM. YÜREĞİNE SAĞLIK OLSUN..SAYGILARIMLA..!
MAKADONYADA..DİŞLERİ-YAŞLILIKTAN DÖKÜLMÜŞ ***KEDİCİKİÇİN***HER SABAH ONA DA SU VE YİYEBİLECEĞİ YAŞ-MAMA..VEREREK...YAŞAMASI İÇİN DUA EDİYORUZ. EKLEMLERİDE ONU TAŞIYAMAZ DURUMDA..BAZEN TAM KARŞIMDA..3,CÜ KATA-BANA BAKIYOR.. SELAMLAR-SEVGİLER OLSUN .

serdarascioglu tarafından 12.8.2026 19:07:08 zamanında düzenlenmiştir.

serdarascioglu tarafından 12.8.2026 21:33:56 zamanında düzenlenmiştir.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL