1
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
69
Okunma
İnsan bazen gidecek bir yeri olmadığından değil, başını koyacak bir yastık bulamadığında yoruluyormuş.
Ne acı, değil mi?
İçimdeki kimsesizliğin ve yalnızlığın o tarifsiz acısı bir türlü dinmiyordu.
İnsan, acının zamanla hafifleyeceğine inanıyor.
Ben de inanmıştım.
Ama meğer geçen tek şey zamanın kendisiymiş.
Nasıl unuturum...
Elimde küçücük bir valizle, kalabalık sokakların arasında ne yapacağımı bilmeden, gözyaşlarımla yalnızlığa yürüdüğüm o günü.
Sonunda ara sokakların birinde, eski ama sessiz bir pansiyonda kendime küçük bir oda buldum.
Pansiyonun dış cephesi yılların yorgunluğunu taşıyordu.
Sıvaları dökülmüş duvarları, paslanmaya yüz tutmuş demir korkulukları ve giriş kapısının üzerindeki silinmeye başlamış tabela, buraya gelen insanların da benim gibi geçici misafirler olduğunu anlatıyordu.
Kim bilir...
Benim gibi kaç kişi hayata yeniden başlamak için o kapıdan içeri girmişti?
Kaç kişi o odalarda ağlamış, kaç kişi sessizce umut etmeyi öğrenmişti?
Kapıyı itip içeri girdiğimde burnuma rutubetle karışık eski bina kokusu geldi.
Koridoru aydınlatan sararmış ampul güçlükle yanıyordu.
Ahşap merdivenler attığım her adımda hafifçe gıcırdıyordu.
O ses, yalnız olmadığımı değil; ne kadar yalnız olduğumu hatırlatıyordu.
Odam en üst kattaydı.
Dar koridorun sonunda duran eski kapının önünde birkaç saniye bekledim.
Anahtarı titreyen ellerimle kilide soktum.
Kapıyı açtığımda beni demir bir karyola, ince bir yatak, küçük bir komodin ve boyaları dökülmüş tek kapılı bir dolap karşıladı.
Pencerenin kenarında güneşten rengi solmuş ince bir perde asılıydı.
Karşı apartman o kadar yakındı ki güneş ışığı odaya uğramaya bile fırsat bulamıyordu.
Odanın duvarlarında nem izleri vardı.
Tavanın köşelerinde örümcek ağları görünüyordu.
Ama o küçücük oda...
Hayatım boyunca "Benim." diyebildiğim ilk yerdi.
İlk defa kendime ait bir odam olmuştu.
Yer yer boyaları dökülmüş olsa da artık benimdi.
Bir ömür bana ait olmayacağını bildiğim küçücük bir oda...
Yine de heyecanlanmıştım.
İnsan bazen küçücük bir odaya bile "evim" diyebilmenin hayalini kuruyormuş.
Ama o heyecan da uzun sürmedi.
Önceki sevinçlerim gibi bu da kursağımda kaldı.
Çünkü tuvaleti de banyosu da ortaktı.
Geceleri kapıyı açıp koridora çıktığımda ayak seslerimi bile yavaşlatıyordum.
Aynı çatı altında onlarca yabancı yaşıyordu.
Ama en yabancı olan bendim.
Koridorun sonunda duran eski banyo kapısına doğru her yürüyüşümde içimi aynı tedirginlik kaplıyordu.
Sıra bekleyen insanların yüzüne bakmaya bile çekiniyordum.
Kimse bana kötü davranmıyordu.
Ama ben, sanki her bakışın altında fazlalıkmışım gibi hissediyordum.
Korkuyordum.
Çünkü ilk kez beni koruyacak hiçbir kapının arkasında değildim.
Savunmasızdım.
Ama güçlü olmak zorundaydım.
Çünkü bundan sonraki hayatımın, geride bıraktığım hayattan daha zor olacağını biliyordum.
İçimde hiç büyüyememiş o küçük çocuğu susturup bir gecede yetişkin olmayı öğrenmek zorundaydım.
Hayat bana hiç merhamet etmedi.
Ne öğrettiyse önce sınava soktu, sonra dersini verdi.
Mavi, koltuk altına sığacak kadar küçük valizimin fermuarı zor kapanıyordu. İçinde birkaç parça kıyafetten başka hiçbir şey yoktu. On sekiz yıllık hayatım, iki elimin arasına sığacak kadar küçülmüştü.
Ayakkabılarımı bile çıkarmadan yatağın üzerine uzandım.
Demir karyola, en ufak hareketimde gıcırdıyordu.
Tavana uzun uzun baktım.
Tavandaki çatlaklar birbirine karışıyor, sanki yıllardır kimsenin onarmadığı hayatları anlatıyordu.
Saatlerce ağladım.
O gece ilk kez…
Ağlamaktan ne zaman uyuyakaldığımı hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda oda karanlığa gömülmüştü. Bir süre tavana baktım. O sessizliğin içinde, ilk kez gerçekten yalnız olduğumu anladım.
Sessizliğin bile bir ağırlığı varmış.
Acının da yalnızlığın da bir sesi varmış.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.