İnsan yaratılıştan iyidir. kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir. lu wang
pomborya
pomborya

ÇAYIRIN EVİ

Yorum

ÇAYIRIN EVİ

( 1 kişi )

0

Yorum

2

Beğeni

5,0

Puan

33

Okunma

ÇAYIRIN EVİ

ÇAYIRIN EVİ

ÇAYIRIN EVİ

Hiç mutlu olmadığım kadar mutlu olmak istiyordum, hiç olmadığım kadar şımarık,
hiç olmadığım kadar özgür olmak istiyordum; çünkü çayırda, babamın evinde ve çocukluğumdan bir parça da olsa bulmaya gelmiştim.
Kaçırdıklarımı değil kalanları yaşamak istiyordum, yakaladığım kadarını. Ama olmadı.
Yaşamak sımsıkı, ta içerden hiçbir olasılığı göz ardı etmeden yaşamak.
En derinden ve en doğal haliyle, benden bir ben daha varmış gibi doyasıya sevinmek.
Olmadı.
Yeşilin en yeşilini, elimi uzatırsam değecekmişim gibi bakireliğin en dokunulmazlığına.
Maymunlar misali en tepesine tırmanmak ağaçların, doğayı kucaklamak en sıcağından.
Yağmurun düştüğü yaprakların altında düş eder gibi ıslanmak istemiştim. Olmadı.
Toprağa her bastığımda eski ayak izlerime basıyormuşum gibi hissetmekti niyetim.
Olgunlaşmamış düşlerimi açıp kendime yeni bir hediye almışım gibi sevinçle gülecektim güya ama gülemedim.
Olmadı. Bir bebek ya da başka bir oyuncak arama niyetinde değildim ama olsun, zaten alışık değildim böyle şeylere. Bunlar bana lükstü zaten.
Bir armudun dalında salıncakta salınmak, bir kayanın üzerine çıkıp çılgınca haykırmak.
Derme çatma bir köprüden geçerken “acaba düşer miyim?” düşüncesini sadece bir saniye düşünmek istemiştim.
Ama olmadı.
Elbette ki güzel şeyler de yaşadım. Mesela sabahın en erken saatinde kuşların ötüşüyle uyanmak.
En doğal ve en çıplak haliyle ötüşlerini sundukları her sabah. Oh ne güzel şey yaşamak dedirtiyordu insana.
Dere ve yağmurun sesi de eşlik edince bu armoniye, hiç saygısızlık etmiyorlardı birbirlerine.
Şefleri olmadan kendi kendilerini yönetiyorlardı. Her şey kuralına göre oynanıyordu.
Odanın tek kanatlı camını açıp o senfoniyi dinlemek ne güzeldi Tanrım.
Arkasından kalın yorganı şöyle bir kenara atıp yer yatağında yatan annemin üzerine basmadan bir hamlede geçip odanın kapısından çıkarken, kapının çıkardığı o sinir bozucu sese hiç aldırmıyorsun.
Ev yıkıldı ha yıkılacak, çok şey gördü geçirdi bu ev asla yıkılmaz dese de ağabeyim, basıyordum her tahtasına, yürüyordum koridorda ve uzanıyordum.
Artık kucağında sığmıyor olsam da gene de keyif alıyordum bu halimizden.
Biz böyle büyümüştük. Biz her gün her sabahı, bu kuşların ve bu derenin sesiyle uyanıyorduk ama hiç farkında değildik. Demek ki yaşamın zorlukları bu güzellikleri yaşamamıza izin vermiyordu.
Tuvalet yerine akar suyun yanını kullanmak. Ah ağabey ah.
Su tam da çıktığı yerde bir boruyla gene olduğu yerde akıyor. Buz gibi.
Üçüncü yudumu yutmakta zorlanıyorsun o kadar sert.
Sabah elimizi yüzümüzü yıkarken o suyun başına oturmak bile acayip zevkliydi.
su zaten tarlaya akıyor, başka bir şey için kullanılmıyordu.
Ağabeyimin de hemen solda az ilerde arıları vardı. Sabahın köründe onların yanında.
Meryem’in çayı demlemesi, pişirdiği sıcak ekmeğin içine doldurduğu tereyağını ve yanında minci, diğer yandan bal ve diğerleri… Bütün bunları o güler yüzüyle bize sunmasını nasıl reddederdik? Reddedemedik zaten.
Yedik ve yedikçe de kilolar kaçınılmaz oldu. Ah Meryem ah, sana teşekkür ederiz. En azından kendi adıma teşekkür ediyorum. Ama o sesi kulağımda hep: “Ya İsmail seni görürse o suyun altında çok kızar ha, haberin olsun.” Bir daha ne zaman kim bilir.
Kocaman bir akarsuya bakarken acaba benden geri kalanları mı taşıyor düşüncesini hiç kafaya takmadan seyretmek istemiştim. Olmadı.
Eteklerimi toplayıp çayır yukarı yürürken ah şu otlar… Bir şu yağmurlar ara verse de yaşasaydım o eski beni desem de, yağmurun buna fırsat vermeyişine kızsam da o yine de hiçbir şey olmamış gibi, yağmur beni hiç duymuyormuş gibi yağmaya devam etti. Durmadan, sıkılmadan, bir şeyleri ıslatıyordu inadına inadına.
Beni bu yağmurlar mahvetti desem de boşunaydı bu feryadım, biliyordum.
O feryat sadece bir yok oluşun arkasına saklanmaktı aslında.
Ben biliyordum ama kimseye de söylemiyor, söyleyemiyordum.
Bundan dolayı da için için acı çekiyordum.
Ah şu yağmurlar. Kurduğum onca düşü daha yaşamaya başlamadan silip süpürmüştü bile.
Şu an yazmak yerine dolaşıyor olmam gereken ben, burada bu yatakta ayak ucunda uyuyan yeğenimle tek kelime konuşmadan yatağıma uzanmış bugünü yazıyorum. Ne saçma değil mi?
Bu durumda tek suçlu yağmur muydu? Yanlış soru. Ortada bir suç varsa tek suçlu yağmur değildi.
Gündüz YAVUZ


Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Çayırın evi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Çayırın evi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
ÇAYIRIN EVİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL