0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
175
Okunma

İçimde bir deniz var; dalgalı, fırtınalı, sonsuz...
Ortasında kocaman bir "ben", kulaç atıyorum; ama ne kıyıya varabiliyorum ne de kendime.
Her kulaçta biraz daha uzaklaşıyorum hayattan, duygulardan ve kendimden.
Sanki bedenimle ruhum arasında bir uçurum açılıyor, her dalga beni biraz daha dağıtıyor.
Bu deniz; bazen baba evinin o koyu sessizliğinde, bazen köyümün tozlu yollarında,
bazen de bir doğum günü pastasının titrek mum ışığında beliriyor.
Ama hep var; hep dalgalı, hep inatçı.Uzakta bir yer var...
O yer bizim yerimizdir; gitmesek de görmesek de. Babamın köyü, baba evi...
En son ne zaman gittim, hesaplamam gerek.
Yıllar mı geçti, yoksa sadece birkaç yaz mı?
Hatırlayamıyorum, çünkü zaman bu evde başka akardı.
Ben bu evde doğdum, kardeşlerin en küçüğü olarak.
Benden sonra yeğenler geldi, sayamayacağım kadar çok.
Ama şimdi? Hepsi uzakta. Kim nerede, belli değil.
Ev, tek başına yıkılmayı bekliyor.
Belki bir gün, bir yaz, birileri gelir, kapıyı açar ve her şey değişir diye umut ediyor insan.
Şimdilik pencereler açık; kar yağıyor içeri, yazın yağmur doluyor.
Kimin umurunda?
Abiler yazdan yaza uğruyor, işlerini görüp kapıya saç çakıyorlar, ayı girmesin diye.
Oysa bilmiyorlar; asıl ayı, yalnızlık. O, kilit dinlemez, içeri sızar.
Ortak mal bu ev... Ama ortak mala hizmet etmek kimsenin aklına gelmez.
Kullanmak serbest, korumak zahmet. İnsan uzanamadığı yere yabancıdır, o yer kendi geçmişi olsa bile.
Baba evi, benim olsa bile artık yabancı...
Tozlu pencereler, sessiz odalar, bir zamanlar kahkahaların dolduğu o koridorlar; hepsi şimdi bir özlem yumağı.
İçimdeki deniz, bu evin yankılarında kabarıyor.
Sanki her odada bir anı, her köşede bir çocukluk hatırası saklı.
Ama anılar da dalgalı; bazen net, bazen bulanık.O gün dayanamadım.
Fırından bir pasta aldım, Gökhan’ın doğum günüydü.
Yüzü o kadar asıktı ki, bakışları altında eziliyordum.
Sanki her şeyden ben sorumluyum, sanki bütün hüzünler benim suçum...
Masayı hazırladım, yemeğe oturduk. Tam o an, pastayı önüne koydum.
Tek bir mum, titrek bir ışık... Gökhan şaşırdı, gözleri parladı.
Karamsarlık bir anda uçtu, yerine küçük, saf bir mutluluk geldi.
O mum söndü ama o an, içimdeki fırtınayı bir anlığına dindirdi.
Pasta servisi yaptı bize; Serkan’a, bana. Sonra, "Yiyebilir miyim, başım ağrır mı?" dedi,
klasik Gökhan... Gülümsedim. O an, içimdeki deniz duruldu. Sadece bir anlık...
Ama sonra? Sonra dalgalar yine geri geldi.
Neden kendimi bu kadar kötü hissediyordum, bilmiyorum.
Sanki her şeyden ben sorumluyum; yapılan hatalar benim, alınmayan kararlar benim suçum.
Oysa ortada elle tutulur hiçbir hata yoktu.
Belki de hata, bu kadar derin hissetmekte. Bu kadar özlemekte...
Bu kadar kulaç atıp da bir türlü kıyıya varamamakta.Coronalı günler bitti ama biz hâlâ evdeyiz.
Evde olmanın stresi, işsizliğin yorgunluğu, beklemenin o muazzam ağırlığı…
Hepsi birikti, içimdeki denize karıştı. Reisi bekliyoruz, "İş yerlerinizi açabilirsiniz" desin diye.
Ama ne zaman? Ne olacak halimiz, bilmiyorum. Bir hazırlığımız da yok.
Sanki hayat, bir fırtınanın tam ortasında bıraktı bizi; ne yelkenimiz var ne küreğimiz.İçimdeki okyanus dinmiyor.
Her kulaçta kendimden bir parça kopuyor, denize bırakıyorum.
Kimliğim, duygularım, benliğim… Sanki hepsi dalgalarda eriyor.
Belki kendime haksızlık ediyorum, belki hayata nankörlük ediyorum sunduklarını göremediğim için.
Belki de gerçekten bahtsızım, bilemiyorum. Ama bu hal, yavaş yavaş yerleşti içime.
Adım adım, sinsi sinsi...
Bir sabah uyandım ve böyleydim işte: Büklüm büklüm bir yürek, hop hop atan bir kalp.
Sanki bir haber gelecek, sanki büyük bir şey olacak.
Ama ne? Tepkisizim ama aynı anda fazla tepkili.
Her şey karışık, her şey dalgalı.Özlemlerim büyüdü, yalnızlığım zirvede.
Kafamdakilerle kalbimdekileri bir araya getiremiyorum.
Deniyorum ama hepsi firar ediyor, dağılıyor.
Toparlamak zor, acıyorum kendime.
Bugün 8 Haziran 2020, Pazartesi, saat 10:03. Evdeyim. İçimdeki fırtına dinmedi ama bunları yazarken bir an için duruldu. Belki bir gün, bu okyanusun kıyısına varırım.
Belki bir gün, içimdeki rüzgâr eser; o deli rüzgâr...
Eskisi gibi olmaz, biliyorum. Ama derme çatma da olsa, gidip o baba ocağına dokunmak gerek.
O zamana kadar, kulaç atmaya devam...Gündüz Yavuz...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.