9
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
1025
Okunma

Sitemizin güçlü kalemlerinden sevgili DENİZ bir yazıma yaptığı yorumda:
“Komutanım sizin anılarınız var, sıcacık yazıyorsunuz. Okumak her zaman keyifli” demişti.
Kendisine teşekkür ediyorum.
90’ lı yıllar, o yıllarda yükseköğrenim görmek, hele bir de dışarıdan okuyorsanız hiç te kolay değildi. Maddi, manevi birçok sıkıntıya katlanmak gerekiyordu.
Lojman da oturuyorum.
Mesai bitimi eve geldiğimde aceleyle bir şeyler atıştırıp, gece geç saatlere kadar ders çalışıyorum. Bir defasında masanın başında uyuya kalmışım. Pencereden sızan güneş uyandırdı beni. Saate baktım. Mesai araçları çoktan gitmiş olmalıydı. Yüreğim elimde telaşla dışarı çıktım. Çok az kişinin özel aracı vardı o yıllarda. Aracı olanlar da seyrek de olsa birliğe kendi araçları ile giderlerdi. Tek umudum onlardan birine rast gelmek. Olmazsa, ana caddeye çıkıp geçen diğer özel araçlara el kaldıracaktım.
Çok zordur mesai aracını kaçırmak. Eli böğründe cumbalı evler gibi yalnız başına çaresiz umarsız kalırsın. Moralim bozuk. Şaşkınım, ne yapacağımı bilemiyorum.
Sağ tarafındaki gönderinde dalgalanan mavi kartallı flama, göğsündeki iki sarı yıldızıyla siyah bir Toros karşıdan göründü. Yanımda durdu. Ön koltuktan inen emir subayı:
“Komutanım araca binmeni istiyor.”
Bindim, Komutanın makam aracına. Mesai aracını kaçırmış olmanın mahcubiyeti, yüzüm yerlerde, ellerim dizlerimde gidiyoruz.
Ne kadar sonraydı bilemiyorum. Komutan:
“Dersler nasıl?”
Nasıl cevap verecektim?
Büyük bir olasılıkla çocuklarımın derslerini soruyordu.
“Çok iyi değiller. Ama kötüde sayılmazlar Komutanım. Oğlan lise iki de, kız da ortaya yeni başladı.”
Komutan gülümsedi. Başını sağa sola salladı:
“Çocuklarını değil ben seni soruyorum.”
Öyle düşünürdü Komuta kademesi her nedense. Astsubayların yükseköğrenim yapmalarına prensip olarak karşı çıkarlardı. Yetkileri ölçüsünde her türlü engellemeleri de yaparlar, tayin ederler ya da sınav tarihlerinde sınava girmelerini engellemek için özel görevler verirlerdi.
Bu birliğe atanmadan önceki birliğimde bana tolerans gösterilmiş, okuduğum fakültenin ilk üç sınıfını geçebilmem için ders çalışmama imkânlar sağlanmıştı. Dördüncü sınıfın vizelerini verdiğim de, yeni birliğime tayinim çıktı. Birliğimde yapmam gereken görevlerimi yerine getirdikten sonra, odada açtım fakültenin ders kitaplarına çalışıyorum. Kısım amirimiz albay benle beraber aynı odadaki daktilo memurunun olduğu odaya girdi. Gördü ders çalıştığımı. Daktilo memuru bayana dönerek:
“Hanımefendi burası dershane değil. Çalışın, çalışın…”Dedi. Gitti.
Mesajı almıştım. Diğer günler ben de HKT(Hava Kuvvetleri Talimatı) ciltlerini alıp onları okuyordum. Ona bahane bulamayacaktı.
Komutan yüzüme bakmadan:
“Aslında biz yanlış yapıyoruz. Bilgili insan olgun insandır. Hangi konumda olursa olsun muhakeme yetisi vardır. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”
Saklanacak bir şey kalmamıştı.
Silahlı kuvvetlerde çalışanların yazılı olmasa da şöyle bir kuralı benimsenmişlikleri vardır:
KURAL 1: Komutan her zaman haklıdır.
KURAL 2: Komutan haksız olduğunda birinci kural geçerlidir.
Demek ki bir başka kural daha vardı;
Komutan her şeyi bir. Bilmediği bir şey varsa da bilenleri bilir.
Ne olacaksa olsun dedim:
“Okuyorum Komutanım dördüncü sınıftayım. Yarım dönemim kaldı. Sınavları geçersem de mezun olacağım.”
Komutanın rütbesi Tümgeneral. Makam aracının önündeki o iki yıldız rütbesini temsil ediyor.
Gözlerime sevgiyle baktı. Gülümsedi, çenemi tuttu.
“Birliğe gittiğimizde söyle de Albayın bana gelsin.”
Söyledim.
Döndüğünde beni odasına çağırdı. Neşesi yerindeydi:
““Aslında biz yanlış yapıyoruz. Bilgili insan olgun insandır. Hangi konumda olursa olsun muhakeme yetisi vardır. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” Dedi.
“Sağ olun Albayım “ dedim. Çıktım odasından.
O günden sonra ders çalışmama ses çıkartmadıkları gibi imkân da yarattılar.
Sınavlarımı verip mezun oldum.
Mezun oldum diye hanımım komşularına kutlama mantısı yaptı. Ne de olsa Kayseri’de tanışmış evlenmiştik.
“Benim sizlerden farkım var. Benim üç çocuğum var. Ama dört kişiyi okuttum ben” Demiş.
Alkışlamışlar.
Hava Kuvvetlerinin önem verdiği işlevleri aynı üç birliğin teşkilat ve kadrolarının belirleneceği kurmay subay ve endüstri mühendislerinin de yer aldığı bir projede Komutan bana da görev verdi.
Rütbenin değil, fikirlerin önde olduğu o proje başarıyla tamamlandı.
Şimdi o birlikler en az bir noktamım olduğu yeni teşkilatlarında görev yapıyorlar. Hiç birisi beni ne tanır, ne bilir.
Proje tamamlandığında Komutan birliği topladı:
“Bu ÜHÖ(Üstün Hizmet Ödülü) Bedri Başçavuşundur. “
Ödülün şilti yanında, dişe dokunur bir de para verdiler. O paranın üstüne ben de biraz daha para kattım. Hanımıma bilezik aldım. Çok sıkıntılı günlerimiz olsa da o bileziğine hiç dokunmadık. Daha çalışabilme imkânım olsa da 1996’yılında emekli oldum. Misafirlikte ikram edilen yemeği yedikten sonra, tabağı sıyırmayacaksın. Doymasan da bir iki lokmayı bırakmasını bileceksin. O yıllardan kalan bu yazıyı yazdığım masanın üstünde ki panoda üniformalı bir resmim ve ÜHÖ den aldığım şilt var. Hanımımın bileziği mi?
O da onun başarı ödülü… Hala duruyor.
Deniz… Bilmiyorum bu yazımı imkân bulup ta okuyacak mısın? Okusan da okumasan da beni uyardığın için sana teşekkür ediyorum.