Bir Eflatun Ölüm
74 şiiri ve 14 yazısı kayıtlı Takip Et

Bir yol hikayesi(2)



Masadaki mumun titrek ışığı vuruyor su yeşili gözlerine. Çakmak çakmak parlıyor...

"Seni seviyorum."

Bana doğru uzanırken mırıldanıyor bunu... Ellerim titriyor heyecandan!

Daha iyi duyabilmek için, uzatıyorum başımı. Bir tutam saç, yüzümü sıyırıp mumun üzerine dökülüyor. 

Önce uçları tutuşuyor uzun, kıvırcık, zaptedilmez buklelerin. Bakakalıyorum alev alan saçlarıma. Gülmeye başlıyor! Alevler yükseldikçe kahkahası da yükseliyor. Gözleri, yerinden kopup iki yeşil yaprak oluyor, ağır ağır süzülerek masanın üzerine düşen...

Loş sahnede şarkı söylüyor bir kadın, daha önce hiç duymadığım bir dilde. Bağırdığıma eminim ama, diğer masalardakiler ne benim atamadığım çığlıkları ne de onun o korkunç kahkahalarını duyuyor. 

Bir tutam ateş, bir tutam saçımla birlikte kopup sol bacağımın üstüne düşüyor. Düştüğü yerde kocaman kıpkırmızı bir yara açarak yanmaya devam ediyor. Bacağıma yapışmış alevi söndürmek için elimle pantolonumu silkeliyorum...

Yumuşak, yabancı bir şeye çarpıyor elim. Kan-ter içinde açıyorum gözlerimi nefes nefese. Sol elimi, yan koltukta oturan şişman kadının, bacağıma yapışmış kaba etini itelerken buluyorum. “Yer yarılsa da içine girsem!” Ne olduğunu anlamaya çalışıyor... Hiç inandırıcı gelmeyeceğini bile bile; 

-Özür dilerim, kabus görüyordum da... Diyorum.

Şoför, kadınla aramızdaki arbedeyi dikiz aynasından izlemiş belli ki. Açılmış bir çift kırlangıç kanadını anımsatan bitişik kaşları, ikaz gibi yukarı kalkıp iniyor, gözlerimiz aynada karşılaştığında. 

İkimiz de toparlanıp kendi koltuklarımıza çekiliyoruz. Kadın, başını arkaya koyar koymaz yeniden uykuya dalıyor... 

Ağzımın kupkuru olduğunu fark ediyorum. Eğilip hostes koltuğundaki muavine bakıyorum su istemek için. Kıyamıyorum. Onu, açık ağzıyla bırakıp tekrar yaslanıyorum koltuğuma. 

Şoför, kırlangıç kanatlarını oynatarak kontrol ediyor bir kez daha... “Asayiş berkemal”... Cılız, mavi ışıkta beyaz gömleği fosforlanarak gözümü alıyor.

Bozuk asfaltta, yer yer açılmış küçük çukurlara girip çıkıyor otobüs. Her girişinde, yerin yedi kat altına inip de çıkmış gibi yerinde zıplıyor şoför koltuğu. İlk çukurda, koltuk tarafından yaşanan ayarsız sarsıntı, ardı ardına gelen çukurlarda tekrarlandıkça ritmik, yumuşak bir salınışa dönüşüyor. Şoförün cüssesiyle ters orantılı zarif salınışa biraz daha bakarsam hipnotize olacağımı düşünüp pencereye çeviriyorum başımı. 

İki parmağımın tersiyle camın buğusunu siliyorum. Yol kenarına birikmiş karları görüyorum, içim ürperiyor. En iyi, yolculuklarda düşünürüm oysa. Ama şimdi, aklım da Şubat soğuğunda donmuş gibi... İki parmaklık alan yetmiyor düşünmeme.

Az önce gördüğüm kabus aklıma geliyor. Aylardır, nerdeyse her gece uykumdan sıçratan, aynı senaryoya bağlı kalarak mütemadiyen tekrarlanan, sadece figüranların ve mekanların değiştiği kabuslardan biri... Normal insanlar gibi rüya görmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki!

Karanlık boşluğa bakarken; bundan sonra, korkuyla yataktan fırladığım zamanlarda, elinde bir bardak suyla beni sakinleştirmeye gelecek bir Betül olmayacağını düşünüyorum. Başım her sıkıştığında, kanatlarının altına sığındığım Cengiz Abimin de!

Cengiz Abimi hatırlamak, huzurlu bir tebessüm oluyor dudaklarıma.
“Ağır abi”dir Cengiz Abi. Zıtlıkların adamıdır... Cengiz Abi; “Erkek adam ağlamaz”dır...Hiç görmediğimi sanır, gizli gizli gözlerini sildiğini, hüzzam şarkılarda!

“Erkek adam saç mı uzatırmış”tır... Ondan sevmez Vedat’ı oldum olası. “Saçlarını kesse, iyi çocuktur aslında”. Vedat’ın, iyilikle arasında tek engel; saçlarıdır... Ben de “nerden buluyorsam bu zibidileri!”

Çay bardağında rakıdır Cengiz Abi! Ama, bardakta durduğu gibi durur; naif ve mağrur... Öfkedir kocaman gövdesiyle, inletir yumruğunu vurduğu yeri. Ama en güzel o okşar kimsesiz bir çocuğun saçlarını...

En çok o kızmıştır gidişime. “Bok mu vardır ta oralarda!” Yine de sımsıkı sarılıp “ne zaman istersen gelip alırım seni” demiştir, yelkenleri suya indirip sonunda...

Buğulu camın ardında yavaş yavaş beliren ufuk çizgisini gördüğümde, gün ışığının, insanı iyileştirici özelliği olduğuna bir kez daha ikna oluyorum. Umuda benzer bir kıpırtı duyuyorum içimde. Gün doğumuna programlı gibi, yolcular da uyanmaya başlıyor. Koca otobüs, tatlı bir mırıltı yumağı oluyor.

İçimi yokluyorum bir parça heyecana rastlayabilmek için, ama yok! Hiçbir şey heyecanlandırmıyor beni. En hayati olaylarda bile belirgin, net bir duygum olmuyor. Çok üzülemiyorum mesela! En son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum bile... Ya da öyle ağız dolusu kahkahalar atamıyorum. Birisi bana, kendimi tek kelime ile anlatmamı istese; “mat” en uygun sözcük olurdu sanırım...

Kendimi bildim bileli, dünya yüzünde bir köşeye ilişip etliye sütlüye karışmadan, bana ayrılan süreyi kazasız belasız tamamlamayı amaç edindim. Son raddede, yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür edip afili bir çıkış yapacaktım sahneden. “Merhumeyi nasıl bilirdiniz” sorusuna, “valla pek bilmezdik” diyen bir cemaatti hayalim... Ben parmak uçlarımda yürürken, üstüme başıma bulaşmasın diye, bir de baktım ki; hayatla aramızda, “enseye tokat”, gereksiz bir samimiyet başlamış... Şimdi, hiç bilmediğim bir şehire doğru yol alırken, yanımda bile bulunmasını istemediğim hayatı, sırtıma yüklemiş götürürken buluyorum kendimi...

-Ne içmek isterseniz?

Muavinin sesiyle kendime gelip ancak kopuyorum penceredeki kar manzarasından ve düşüncelerimden. O, seri hareketlerle kahvemi hazırlarken yan koltuktaki kadın uyanıyor. Yolculuğun başından beri ilk kez gülümsüyoruz birbirimize. İlk “günaydın” benden geliyor, birkaç saat önceki rezilliğime özür bâbında. Yolculuklarda, hiç tanımadığım insanlarla konuşmaktan nefret ettiğim için, devamını getirmiyorum günaydının. Kahvemle pencereye dönüp bir kar küresini anımsatan manzaraya gözlerimi dikmemden anlıyor o da, konuşmaya olan gönülsüzlüğümü.

Öyle, stabil bir şekilde, sonsuza dek bu yolculuğa devam edebileceğimi düşünüyorum. Ama tek tük görülmeye başlayan evler, birkaç küçük fabrika, yolun sonuna geldiğimi işaret ediyor. Zaten biraz sonra da, bilmem ne otobüs şirketinin, yolculuğumuzun buraya kadar olduğunu, bundan sonraki yolculuklarda yeniden görüşmek istediğini belirten bant kaydının sesi yükseliyor.

Alelacele paltomu giyiniyorum, sırt çantamı kapıp iniyorum otobüsten. İner inmez, kamçı gibi çarpıyor yüzüme soğuk. Her saç telimin dibine bir ok saplıyorlarmış gibi yanıyor. Bere kullanma adetim yok. Normal şartlarda, soğuğun saçlarımı geçip kafa derime ulaşması imkansıza yakın olduğu için hayatım boyunca bereye ihtiyaç duymadım hiç.

Ankara’da da tropikal bir iklimin hüküm sürdüğü söylenemez ama, görünen o ki; bu şehrin soğuğu bir başka! Kendimi, kasmaktan felç geçirecek bir halde arıyorum muavinin geri istediği bagaj fişini. Sırt çantamın ön gözünü ikinci kez kurcalarken aklıma geliyor pantolonumun cebine tıkıştırdığım. Ufacık kağıt parçası karşılığında alıyorum koca valizi.

İnsanın gözbebeklerinin de üşüyebileceğini öğreniyorum, donmuş karlar ayağımın altında kıtırdarken. Betül’ün rahat bıraktığı sağ kulağımı, Cengiz Abi ele geçiriyor bu kez; “bok mu var ta oralarda!”... Minik adımlarla, dakikalar sonra ancak ulaşabiliyorum terminal girişindeki taksi durağına. “Eh, kış ilelebet sürecek değil ya!”

Arabaya yaslanmış şoförün, elindeki sigarayı karların içine fırlattığını görüp sigara içmediğimi hatırlıyorum. Sıcak bir yer buluncaya kadar bu fikri kafamdan uzak tutmaya karar veriyorum.

-Öğretmenevine lütfen!.. diyorum şoföre, dışarıdan pek de sıcaklık farkı olmayan taksiye oturduğumda.

Dikiz aynasından bana bakıyor. Muhtemelen, alnımdaki; “bu şehre ilk kez geliyorum, dilediğin kadar dolaştırabilirsin” yazısını okuyor.

Oysa beni tanısa, endişe etmesine hiç gerek olmadığını bilirdi. Yön ve mekan kavramları gelişmemiştir bende. Defalarca gittiğim bir yerde, kaybolma olasılığım çok yüksektir mesela. Büyük bir alışveriş merkezine bıraksalar, labirent içindeki fare gibi, çıkışı bulmak için günlerce dolaşabilirim. Bunun, bir tür rahatsızlık olduğunu öğrendiğimden beri daha iyi hissediyorum kendimi. Hasta olmak, aptal olmaya tercih edilebilir geliyor...

Sokak sandığım, ama sonradan cadde olduğunu öğreneceğim yollardan geçiyoruz. Binaların çatılarından kılıç gibi sarkan buzlara hayretle bakıyorum. Birinin üzerine düştüğünde neler olabileceğine dair bir dünya manzara geçiyor gözümün önünden.

Dört katlı, sevimli bir binanın önünde duruyor taksi. Şoför valizimi, karların üzerine bırakırken başımı kaldırıp bakıyorum geçici evime. “Hiç de fena görünmüyor”... Sıcaklıkla birlikte temizlik kokusu vuruyor yüzüme, içeri girdiğimde. Tavandaki spotlardan, yerdeki fildişi seramiklere yansıyan sarı ışıklar, içimi daha da ısıtıyor.

Benim yaşlarımda olduğunu tahmin ettiğim resepsiyon görevlisi adımı soyadımı sorup rezervasyonumu kontrol ediyor.

-Kaç gün kalacağınızı belirtmemişsiniz

Derken, yanımda duran koca valize kaçamak bir bakış atıyor. Misafirlerin ne kadar kalacağına dair kendince bir tahmin yöntemi sanırım valiz ebadı... “Başımı sokacak bir delik bulana kadar”... Yuvarlak bir yanıt vererek geçiştiriyorum soruyu. Nazikçe gülümsüyor oda anahtarımı uzatırken.
Resepsiyonun arkasında, duvara yaslanmış çocuğa sesleniyor...

-Mıstaaa!

Benim valizi işaret ediyor başıyla.
Az önceki düzgün konuşmasının bir anda simultane çeviri gibi şiveye dönüşmesine gülmemek için tutuyorum kendimi.

Sonra tekrar bana dönüp, Mustafa’ya hitap etmeyen Türkçesiyle, şanslı olduğuma, kahvaltı saatini henüz kaçırmadığıma, restoran bölümünün hemen şurada bulunduğuna dair bir şeyler söylüyor... Oysa ben sadece uyumak istiyorum. Uzun, derin, deliksiz, kâbussuz bir uyku!

Ben, “Mıstaaa” ve valizim, birinci kattaki odama çıkıyoruz. Konfor düşkünlüğüm olmadığından, yatak, dolap, komodin ve komodin üzerindeki küçük, sevimli abajurdan ibaret mütevazi oda, son derece güzel görünüyor gözüme. Televizyon ve aynalı tuvalet masası bile ekstra lüks geliyor.

Mustafa çıktıktan sonra kapıyı kilitliyorum. Kapalı perdeleri açıyorum. Kar aydınlığı doluyor odaya. Karşı binanın çatısından sarkan buzlara takılıyor gözlerim yine. Alnımı, soğuk cama dayıyorum. Henüz saat erken, akşam olduğunda ne hissedeceğimden emin değilim. Akşamlar ki; içime içime yuvarlandığım, korkunç saatler, kendimi bildim bileli...

Gelişmemiş aidiyet duyguma güveniyorum şimdilik. Yaşadığım hiçbir yeri benimsemedim zaten bunca zaman. Herkes, en az bu şehirdeki insanlar kadar yabancı oldu bana. O halde; ne gam!..

Dönüp temiz, rahat yatağa bırakıyorum kendimi. Yavaş yavaş ısınmaya başlıyor bedenim. Yanağım, yastığa düşerken annemin göğsü olduğunu hayal ediyorum yine. Ayaklarım hala üşüyor. Valizimdeki en kalın çorabın hangisi olduğunu düşünüyorum.

Yüzümü biraz daha gömüp anneme, gözlerimi kapatıyorum...

Masadaki mumun titrek ışığı vuruyor su yeşili gözlerine. Çakmak çakmak parlıyor...

"Seni seviyorum."

Bana doğru uzanırken mırıldanıyor bunu. Ellerim titriyor heyecandan!
Daha iyi duyabilmek için, uzatıyorum başımı.
...

Beğen

Bir Eflatun Ölüm
Kayıt Tarihi:23 Mayıs 2020 Cumartesi 14:46:55

BIR YOL HIKAYESI(2) YAZISI'NA YORUM YAP
"Bir Yol Hikayesi(2)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Aşkar...
27 Mayıs 2020 Çarşamba 01:03:27
Merhaba

ilkini de okumuştum öykünün devamı yine çok güzeldi
okuyucuyu içine çeken bir anlatımı var
duygu yoğunluğu, aitlik hissi
bir yere ait olma isteği en güçlüsü, bir seyyah olarak en yoğun bunu hissettim
seyyahlık devlet memurluğunun getirdiği bir sonuç
yazları okul masraflarım için çalışmaya gittiğim onca şehir sahil kasabası da cabası
öyküyü okurken bir yere ait olmadığımı fark ettim
ne memleketimdeyim ne de sevdiğim bir şehirde
o yüzden eski Türk filmlerindeki o mahalle güzelliği hâlâ var mı bilmem çok sıcak gelir bana berberi manavı kasabı selamlaşıp aile bildiğimiz
üşümek en çok yabancı şehirlerde kendini hissettiren bir duygu alışınca tanıyınca geçiyor ama sonra başka bir liman yeniden o soğukluk hissi
sıcak bir öykü üniversitede ki ilk günlerime götürdü beni yabancı bir şehir yaz sonu olsa da o içimi titreten üşüme hissi
öykü çok güzeldi duru su gibi
var olun siz saygı ve esenlikle...,

Aşkar...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 27 Mayıs 2020 Çarşamba 01:10:26
“üşümek en çok yabancı şehirlerde kendini hissettiren bir duygu alışınca tanıyınca geçiyor” tam da bu cümleyi kurmuşluğum var... “aitlik” güzel mi yoksa ürkütücü mü, hiçbir zaman karar veremedim.

Yorumlarınız hep çok kıymetlidir.
Teşekkür ederim varlığınıza, eşliğinize...
Vuslat06
25 Mayıs 2020 Pazartesi 09:28:46
Merhabalar ...ölümün eflatunu
Ben ilkokul mezunuyum
okuduğum yıllarda çok başarılı olduğumu söyleyemem
okumayı çok sevmem
ama sizin şiirleriniz ve yazılarınız sayesinde ben kendimi aştım galiba sizi takip etmeye başladığımdan beridir sayfanıza girip paylaştığınız şiir ve yazıları kaçkez tekrar tekrar okudum bilmiyorum
Evet okumayı sizin sayenizde sevdim katkınız büyük
Fakat bir sorunumuz daha var
Böyle güzel şiirlere ve yazılara nasıl yorum yapılır onu bilmiyorum
İnşaallah bu konudada kendimi geliştirir size ve yazılarınıza hak ettiğiniz yorumları yapabilirim
Sağlıcakla kalın iyi bayramlar.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 25 Mayıs 2020 Pazartesi 10:41:58
Estağfurullah! Kelimelerin süsü değil ki, içtenliği önemli olan. Kaldı ki, yorumunuz da gayet güzeldi. Çok mutlu ettiniz beni. Bundan sonra okuduğunuzda da birkaç söz bırakırsanız daha da mutlu olurum:)

Sağlıklı, huzurlu bayramlar dilerim.

Sevgilerimle...
uğurdemircan
25 Mayıs 2020 Pazartesi 01:49:20
"Gözlemecim, kestanecim, mahalle bakkalım, semt pazarım..." demişken ilkinde, "Gelişmemiş aidiyet duyguma güveniyorum şimdilik. Yaşadığım hiçbir yeri benimsemedim zaten bunca zaman." oldu mu peki? :) Şaka bir yana; gözüme çarpan tek çelişki bu oldu ki buna bile bir açıklama getirilebilir bir şekilde. Bunun dışında, çok daha fazlası olduğuna emin olduğum bir yol hikayesinin ikinci bölümünü okudum. Devamını mutlaka okumak isterim. İyi bayramlar.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 25 Mayıs 2020 Pazartesi 02:43:00
İyi yazarlardan yorum almanın dezavantajları işte, hemen yakalıyorlar:) dikkatinize sevinsem mi üzülsem mi bilemedim:)

Beklenen açıklamayı yapıyorum:) aslında ilk öyküde aidiyet gibi görünen şey; “alışkanlık” sadece. “Yolculuğa stabil bir şekilde sonsuza kadar devam etme isteği” de mesela mevcut durumun değişmesinden duyulan tedirginliğe bir gönderme idi. Her şey, hiçbir değişikliğe uğramadan sürüp gittiğinde kendini daha güvende hissediyor zannımca esas kız:) umarım toparlayabilmişimdir:)

Çok teşekkür ederim, dikkatinize, okumak ve yorum yapmak için ayırdığınız vakte, nazik uyarınıza, yüreklendirmenize... söz konusu siz olunca, liste kalabalıktır:)

Sağlıklı, mutlu bayramlar diliyorum...
_Wanderlust_
24 Mayıs 2020 Pazar 20:43:00
Çok güzel bir yol hikayesiydi. Anlatım hiç sıkmıyor okuyucuyu.Keşke devamı gelse :) İyi bayramlar, sağlıklı günler dilerim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 21:03:41
Okuyanı sıkmamaktı birinci önceliğim, güzel bulunması ekstra mutluluk:) çok teşekkür ederim.

İyi bayramlar, sevgiler...
esesligizem
24 Mayıs 2020 Pazar 14:32:19
Benden ve herkestende çokça bişeyler var. Güzeldi..
Sevgiler Eflatun
Umut dolu iyi bayramlar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 15:03:32
Ses olabildiysem, ne mutlu!

Güzel, sağlıklı bayramlar dilerim.

Sevgilerimle...
Sihirli Kalem
24 Mayıs 2020 Pazar 14:30:52
Yol hikayesinin devamı aynı ilki gibi.
İliklerine dek bir garip hüzün demirliyor benim de içime içime.
Bir parça kendimi bulduğumdan belli.
Bu arada o Ankara soğuğu ile tanıştığımdan beri artık oranın diğer bütün sert kış iklimlerine şükrediyorum nedense.🌝
Güzeldi,çok güzeldi.
Kaleminizin gücü daim olsun.
Sevgiyle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 15:02:06
Orada öğrendim ki; insanı asıl üşüten “yabancılık” hissi imiş:) nerede yabancı iseniz, orada içiniz hep üşüyor. En azından ayaklarınız...

Yolun devamında da sizi görmek güzeldi. Tekrar ve çokça teşekkürlerimle...
Serap IRKÖRÜCÜ
24 Mayıs 2020 Pazar 13:12:46
Yazı ustalığınız takdire şayan!..

'An'lar arasındaki derin zigzaglarınıza geçişleri bile öyle ustaca yapıyorsunuz ki sanki yazınızı okumuyor da sizi dinliyor gibi hissediyorum bir an.

Yazının genelinden Anadolu'ya tayini çıkan bir öğretmenin yol izlenimleri olduğu çıkarımını yapıyoruz. Bazı nedenlerle bu tayin yerine gitmekte istekli buna rağmen kafasında oturmayan gelgitleri var.

Tiplemelerinizin tasvirleri de ruhsal tahlilleri de okuyucuya çok şey anlatıyor ama 'Cengiz Abi' tiplmesinin anlatımında bir farklı güzellik ve sahici bir aktarım var. Yazar mı gözlemi çok iyi yapmış, 'Cengiz Abi' mi tiplemeye çok müsait çıkaramadım. Hani bazı tipler karikatürize etmeye çok uygundur ya... Onun gibi!...

Paylaşım zamanınında bir aksaklık olmuş bence... Böyle özel günlerin dışında hangi gün yazılsa günü yazısının en büyük adayı olurdu bence... :)

Ayrıntıları yakalayan gözlem gücünüzü ve güçlü kaleminizi içtenlikle kutlarım.

Sevgilerimle....


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 13:53:29
İçinde zıtlık barındıran durumları da insanları da gözlemlemeyi seviyorum... Cengiz Abi de, yetişme tarzı ile aldığı eğitimin zıtlığı arasında gel gitler yaşayan dünya güzeli bir adamdı.

“Olmuş” demesini beklediğim tüm kıymetlilerimden duydum ya övgüyü, bu gurur yeter bana:)

Çok teşekkür ederim, hep yüreklendiren varlığınıza. Sağlıklı, mutlu bayramlar diliyorum.

Sevgilerimle...
birisi
24 Mayıs 2020 Pazar 10:09:35
'Merhumeyi nasıl bilirdiniz” sorusuna, “valla pek bilmezdik” diyen bir cemaatti hayalim' en çok bu bölümü sevdim ben, gene her zaman ki gibi muhteşem olmuş

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 10:16:41
Çok teşekkür ederim...
İsabella
24 Mayıs 2020 Pazar 00:41:51
O kadar güzel yazıyorsun ki, hayal kurarak okuyorum tüm hikayeyi. Gözümde canlanıyor anlattığın herşey, heryer. Mavi ışığın gömlek üzerinde bıraktığı o fosforlu yansımaya kadar içindeydim bende otobüsüN, elinin değdiği o kadın ben miydim yoksa :) ben olsam iyi misiniz derdim ama :)

Mıstaaa çok tatlı bir detaydi.. güldüm okurken.

Ha bir de Orhan Pamuk'un kar aldı kitabını getirdin aklıma. Kars'a gidiyordu. Kar yağıyordu ve Karspalas oteline yerleşiyordu. Adı ise Ka idi esas oğlanın.
Yani kısaca Ka-Kar-Kars-Karplas diye özetlenebilir kitap.

Şimdi ise bir yol hikayesinin nereye gittiğinin merakı içerisindeyim. Sahi mıstaa nerde yaşıyor Eflatun..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 00:53:15
Hep tebessüm olursun İsabella, sana ayrıca teşekkür borçluyum bunun için.

Evet, o kadın sen olsaydın, mutlaka sorardın iyi olup olmadığımı. Çünkü tanıdığım en nazik insanlardan birisin.

Yol hikayesi bitti. Hatta belki tüm söyleyeceklerim bitti. Sonra değişir mi fikrim bilmiyorum ama, dünyaya söylenecek başka sözüm kalmamış gibi hissediyorum şu an.

Mıstaaa mı? Uzak, soğuk bir şehirde...

Sevgilerimle çok..
black_sky
23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:41:50
Gerçekten hikaye yazma konusundaki ilerlemen göz kamaştırıcı...
Tüm duyguyu iletmek ve okurken seninle yaşamak her şeyi. Anlatamadığım o dingilik çöktü içime ama pencereden bakıp gördüğüm bir manzara bile yoktu karşımda. Ve sevdim o hissi ne kadar ara ara sızlatsa da içimi...
Şimdi asıl soru; başını sokacak bir yer buldu mu...ve nasıl iyimi her şeyi geride bırakıp başka bir şehre gittikten sonra...
Yalan yok sonrasını merak ediyorum hem de çok ...bu anlatıcı adına iyi bir şey yaptığının kanıtıdır sanırım..
Seni tanımaktan gurur duyduğumu söylemiş miydim...
Sonsuz sevgilerimle

black_sky tarafından 5/23/2020 9:55:52 PM zamanında düzenlenmiştir.

black_sky tarafından 5/23/2020 10:40:38 PM zamanında düzenlenmiştir.

black_sky tarafından 5/23/2020 10:41:26 PM zamanında düzenlenmiştir.

black_sky tarafından 5/23/2020 10:43:09 PM zamanında düzenlenmiştir.

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 22:34:12
Başını sokacak bir yer buldu... Yine de ait hissetmedi. Onu çok sevdiler o yabancı şehirde, o ise yine sevemedi kimseyi... hep “mat” kaldı. Bazen özendi renklenmeye, ama olmayınca olmuyor işte!

Yine öyle güzel şeyler yazmışsın ki, duygulanmamak mümkün değil. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim.

Sevgimle uçsuz bucaksız...
black_sky 23 Mayıs 2020 Cumartesi 22:40:11
Öncelikle çok düzeltme girdim gözlerimdeki buğular hep yanlış yazmama sebep oldu kusura bakma olur mu...böyle güzel yazılar altına yorum yazıp hata olunca kendime çok kızıyorum...
Içinde kocaman bir boşlukla çıkılan her yol nedense yine insanı aynı boşlukla uğurluyor...ait hissettiğimiz yer yuvamızdır değil mi...ne zaman kendimize bir yuva bulacağız hiç bilinmez. Umuyorum mat renginden sıyrılıp tüm görkemiyle parildadigin o gün gelir yakında. Hem o güzel şeyleri bana yazdıran senin varlığın o bakından ben sana teşekkür ederim ...en azindan arada yüreğimi ısıtan anlar verdiğin için bana.
Eksik olma dilerim hiç ve varlığın en büyük hediye oldu bana...
Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 24 Mayıs 2020 Pazar 00:12:06
Yorumunun bildirimi gelmedi, yeni gördüm çok özür dilerim...

Hiç önemli değil yazım yanlışları filan. Varlığın o kadar değerli ki, kelimelerin yazılışına takılır mıyım hiç!
Zaman bana gösterdi ki; en iyisi mat kalmak. Daha korunaklı inan. Diğer türlü canını yakıyorlar...

Sen de hiç eksik olma, e mi!
black_sky 24 Mayıs 2020 Pazar 00:22:19
Hiç önemli değil yazı kısmında özellikle bildirim düşmüyor ben de geç kalıyorum bu sebeple yorumlara. Inan seni çok iyi anlarım malum black_sky tercihim;;)) şenindenim mat benim siyah...belki bu yüzden seni çok daha iyi anlayabilmem.
Evet çok fazla can yakıyorlar ama kimse sanırım bizim kendimizi yaktığımız gibi yakamıyor...yani kıvılcımlardan orman yangını haline gelmek durumu...hissetmemek ve hissettiğin o şeylerinde sadece acıdan ibaret kalması...nedense onca karanlığa rağmen yüzüne değen o rüzgarda içine dolan o hisse engel olamamak da ceza mi ödül mu ben bilemedim.
n.asım
23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:25:33
en fazla,
Birisi bana, kendimi tek kelime ile anlatmamı istese; “mat” en uygun sözcük olurdu sanırım...
burası, tamamı zaten soluksuz,okunuyor da,bura ayrı,dokunuyor,,
benim kelimem, ''tek'' olurdu galiba,
herkesin,bir yolu var, karşılaştığı bir soğuğu, ve ana dizleri, sığınmak istediği yurdu,
ne diyeyim, bir solukta okudum işte, yol bizim,yolcu bizim,,hürmetle,,

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:52:55
Ne güzel, o yolda sizin gibi insanlarla karşılaşmak!

Çok teşekkür ederim.

İyi bayramlar, sevgiler...
-Iceberg-
23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:17:36
Muhteşem di
Bitmesini istemediğim güzellik.

Eminim devamı olacak...olamalı
Olduğunda haberim de olamalı

Tebrikler

Huzurlu ve sağlıklı
Nice bayramlar diliyorum
Selam, saygı ve sevgiyle


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:47:36
Çok teşekkür ederim, hep güzellik doludur cümleleriniz.

Mutlu ve en çok da sağlıklı bayramlar dilerim.

Sevgilerimle...
üçrenk (Italia)
23 Mayıs 2020 Cumartesi 20:06:17
Yer yer kendimden de bi şeyler bulduğum çok güzel bir öyküydü..

"Seni seviyorum"

💜

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 20:49:48
Rengarengimsin!..

“Seni seviyorum”

💜
meleksukan
23 Mayıs 2020 Cumartesi 19:55:51


Mum ışığına düşen bukleleriniz beni gülümsetti çok
kendi buklelerimin böyle bir şeye maruz kaldığı çok eski yıllarıma götürdü beni
ardından böyle bir yolculuğa eşlik etmek cok keyifliydi
hazır yemekleri yapmışken her şey yerli yerindeyken :)
Nesli demişken sizi anbean izledim
sizi okumak cidden güzel. iyi ki yazıyorsunuz


çok sevgiler
.


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 20:48:19
Siz de iyi ki yalnız bırakmayıp okuyor ve yüreklendiriyorsunuz.

“Coğrafya kaderdir” söylemi gibi; “saç da kaderdir” diye düşünüyorum ben:) zira, bazen başınıza olmadık işler açabiliyor:)

Çok teşekkür ediyorum güzel yoruma. İyi bayramlar dileklerimle ve sevgilerimle...
bulutsuzluk özlemi
23 Mayıs 2020 Cumartesi 19:23:27
Yıllar olmuş otobüs yolculuğu yapmayalı. Yazını okuyunca farkettim.

Tanımadığım insanlarla muhabbet kurabilen bir insan değilimdir ben de.. O yüzden hep cam kenarı tercihim olmuştur.. En güzeli hem...

Senin yol hikayelerin çok güzel yalnız..
En arka koltukta oturup yolculuk eder gibi, yol boyunca seni izledim..

Sevgiler..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 19:30:09
Bazen ben de, beni sadece uzaktan seyreden biri olmak istiyorum:)

En çok tren yolculuklarını severim. Herhalde daha gürültülü oldukları için. Gittiğini gümbür gümbür hissetmek adına.

Yol hikayemin sıkmadığına sevindim. Çok teşekkür ederim canımın içi.

Sevgilerimle...
farzımuhal 26 Mayıs 2020 Salı 00:26:03
Evet tren yolculuklari farklidir...
Rutini vardir
Raconu vardir

Ayhan Elik
23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:59:50

"Hasta olmak, aptal olmaya tercih edilebilir geliyor." Şu sözü ben niye daha önce düşünüp yazmadım diye kendime de kızdım :):):)

Yazıyı ne kadar beğendiğime dair oransal bir kelime bulamadım.
Kısa vaktim boşa geçmemiş oldu, güzel bir şeyler okuttuğunuz için teşekkürler..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 19:13:40
:) istediğiniz gibi kullanabilirsiniz sözü:)

Çok teşekkür ederim kısa zamanınızı bana ayırdığınız için. Güzel yorum için de ayrıca...

Sevgilerimle...
Ayhan Elik 23 Mayıs 2020 Cumartesi 20:52:25
Saygıyla...
muslumbayram
23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:32:35
Bir yol hikayesi varsa hüzünlenirim hep
Umarım sonunda mutluluk vardır
Yazma aşkınız bitmesin
Der...

Nice tebriklerimi bırakırım 😊👏🏼👏🏼👏🏼👍

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:37:48
Benim yol hikayem bitti. Belki başka hikayeler yazılır artık:)

Teşekkürlerimi bırakıyorum ben de buraya. Gelip alır mısınız lütfen:)
muslumbayram 23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:56:36
Memnuniyetle Efendim 😊
Yinede bu hikaye den başka hikayelere kapı aralanabilir gibi
Tabiki yazar sizsiniz
Ben ise okurum😊
İyi bayramlarınız olsun
Nice saygılarımla
Hicran Aydın Akçakaya
23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:11:14
Uzun otobüs yolculuklarında hiç de iyi bir yol arkadaşı değilimdir. Bırakın tanımadığım biriyle, bi yakınımla bile yanyana oturuyor olsam da durum değişmez, yolculuk boyunca neredeyse hiç konuşmam. Cam kenarını tercih ederim ve başımı cama dayayıp yolu izler, düşünürüm hep. Bu yüzden yer yer kendi Ankara yolculuğumu okudum sanki yazınızda.

Şiirleriniz de çok güzel ama ben sizin öykü dilinizi daha çok seviyorum sanki. Ya da şöyle düzelteyim öykü dilinizdeki şiirselliğe bayılıyorum. Ayrıntı önemlidir ya öykü yazarken siz bunun dozunu o kadar iyi ayarlıyorsunuz ki ayrıntıda boğmadan ama hiç bir ayrıntıyı da kaçırmadan anlatıyorsunuz meramınızı.

İyi ki buradasınız ve iyi ki yazıyorsunuz.
Gönülden teşekkür ve tebriklerimle.
Sevgiler.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:30:51
İlk paragrafta kesinlikle beni anlatmışsınız!..

Sizinle aynı fikirde olan bir arkadaşım sayesinde yazmaya başladım öyküleri. Ya da “yaşadıklarımı anlatmaya başladım” demek daha doğru olur sanırım. Ayrıntı konusunda hep tereddütte kalıyorum, okuyanı sıkmak en büyük korkum. Dozunu ayarlayabiliyorsam, ne mutlu bana! Ve tüm bu güzel sözleri duyduğum için de!

Hep zarifsiniz ve hep onurlandırırsınız, çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle...
Serkan BOL
23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:02:56
Bazen gitmek gerek her şeyden. Kendinden bile... Gide bildiğin yere kadar gitmek. Belki de bunun adı kaçış. Her şeyden kaçış. Cümle yaşananlardan ve yaşanacaklardan kaçış. Hislerinin peşine düşmek. Yeni yollar yene sokaklar bulmak, orada yaşamak. Sonrası ne getirir ne görür zaman bilinmez. Ardında bırakabildiğin ( bırakabilirsen tabi) üç beş dost senin için endişelenir. Yeni yurt, yeni ev yeni oda yeni yatak... Alışabilinir mi onu da zaman gösterir.

Kaçtıklarından kurtulabilirsen ne mutlu. Kaçış mümkün değilse yeni yolculuklar her daim olacaktır. Yol da bitmez yolculuklarda....

Çok güzeldi öykü. Harika betimlemeler. Okuyucunun gözünden kaçmayacak psikolojik ayrıntılar. Gerçekten harika bir eserdi Eflatun Hanım.

Yüreğinize sağlık. Umarım devamı gelir.

Saygı ve selamlarımla İyi bayramlar diliyorum....

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:19:33
Sizin yazılarınızda hep hissediyorum o gitmek İstek ve ihtiyacını.
“Aidiyet” hissi hep ürkütücü gelmiştir bana. Bir ara değişir gibi oldu ama sonuçta haklı çıktım...

Gittiğimiz yerde güzellikler bekliyor olsa keşke hep.

Çok teşekkür ederim güzel yorumunuza. En azından hissettiklerim noktasında yalnız olmadığımı görmek güzel.

Sevgilerimle...
Bir Dünyevî
23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:02:47
sonra okurum.. müsaade ile şimdilik.. :)bu otobüs yolculuğunun devamı değil mi? hani içinde şoför, muavin valiz konulu olan... diğer yurt hikayesi değildir.. yani aklımda canlanıyor önceki yazılarınız sayın eflatun..

kolaylı gelsin..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 18:14:20
Aynen öyle sevgili Dünyevi, o yolculuğun devamı. Ne zaman gelirsen başımın üstünde yerin var.

Sevgilerimle...
Abdulkadir BOSTAN
23 Mayıs 2020 Cumartesi 16:02:14

uzun ve çok keyifli bir yolculuktu
bi ara bitmeyecek sandım
bu arada Cengiz abiye bayıldım :)

çokça beğeni ve hürmetle...





1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 16:16:14
Bir öykümde cümlelerinizi ilk defa görmek inanılmaz mutlu etti beni!

“Bitmese” diye aklımdan geçirdiğim bir yolculuktu:) umarım baygınlık vermemiştir okuyana:)

Bulunmaz bir adamdır Cengiz Abi! Dünyanın çok ihtiyacı var Cengiz Abilere...

Çok teşekkür ederim güzel yoruma! Cengiz Abi adına da:)

Saygıyla...
yeğinadnan
23 Mayıs 2020 Cumartesi 15:57:30
Çalkantılı bir denizde bir ceviz kabuğu nasıl ilerlerse öyle bir ilerleyişti satırlardaki ilerleyişim. Her şey tam tadında ve teşbihler iç okumaları hem mükemmel mehde çok samimi. Yazmamış yaşamışsınız.hayır hayır yazarken de yaşamışsınız.Evet .Doğrusu bu.
Peki benim yaşadığım neydi. Neden finaldeki rüyanın devamını ben görüyor biliyorum.
Geçişler muhteşem.inanıyorum ki bir çok insan benimle aynı şeyleri hissedecek. Ve hatta sakın bunu bir terapiste okutmayın.
Ben nasıl teşekkür edilir bilemedim Kelimeler emrine amade ne duymak istersen onu dedim say kardeş.
Not : ilk yazı daha yoğundu bu biraz daha seyreltik ve güldürmeyi de ihmalş etmemişsiniz. Birde de bu durum vardı yine aynı yöntemle ama onlar içsel teşbihleriniz di komikte olsalar yaralıyordu. Bu kıvam iyi.
Yorum bitmeyecek tamam sustum.
Uzatmayın arasını olur mu sürekli aynı şeyleri okumamı istemiyorsunuzdur inşallah.:)

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 16:08:45
Son şiire yorumunuzda da aynını söylemiştim Adnan Abi; bazen öyle şeyler söylüyorsunuz ki, bütün bunları ben mi yazmışım diyorum:)

Her şeyden önce çok teşekkür ederim tüm övgülere. Bu kadarını hak ettiğime inanmak çok güç. Sizin sevginiz, ne yazsam bağrına basmaya hazır. Buna da ayrıca teşekkür borçluyum. Uzun süre elimde oyalanıp duran bir öyküydü. İstediğim gibi olmasa da, artık elimden çıkmalıydı. Bugün imiş gün yüzüne çıkma zamanı.

Sevgimle ve saygımla çokça...
yeğinadnan 23 Mayıs 2020 Cumartesi 16:31:17
ben hak etmeyene zırnık koklatmam kardeş. İçiniz rahat olsun. Hakkını veremediğim olurda abarttığım olmaz. Bilgisizliğim istisna. şekilden şemadan anlamam imladan da
ama okumayı bilirim bilinmeyecek kadar iyi hemde. Hamd olsun.
Yani teveccüh de değil kibarlıkta. İltifatla da işim olmaz marifeti olmayana. Bak yine susamıyorum Kovarmısın beni Lütfen.:)
mustafaonur.orhan
23 Mayıs 2020 Cumartesi 15:45:20
Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri Ankara'ya otobüsle gitmektir. O kadar iyi anlatmışsınız ki kendimi otobüsün içinde buldum "ahada gidiyorum" dedim. Hiç sevmem otobüs yolculuğunu zaten, aman allahım bide Ankaraya demezmisiniz. Annemle küçükken çok gittim otobüsle Ankaraya ondan dolayi hiç sevmem. Hadi bindirdiniz beni otobüse eyvallah ağzım kurudu bir su içirtmediniz neyse. Bide Ankaray'a dediniz hadi güzel hatrınız için tamam o da olsun. Yahu niye kış, hava niye soğuk, yemin ediyorum ağlayacağım şimdi. O Ankara nın soğuğu mahvetti beni mahvetti. Otele vardık adam ne güzel anlattı, dedim neyse en azından kahvaltı yapalım en sevdiğim şeylerden biri kahvaltı yapmaktır bu hayatta. Onu da yaptırmadınız. Aç aç çıktım odaya nasıl uyuyacağım ben. Alacağınız olsun, çok fena trip atasım var gözlerim doldu. Gidip uyucam ben.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 15:59:39
Sizin de hayal kırıklığı gününüzmüş demek:)

Teşekkür ederim eşliğinize...

Ha, bu arada; Ankara güzeldir! Hem de çok!:)
Aziz Remzi
23 Mayıs 2020 Cumartesi 14:54:57
Epey uzun aradan sonra harika hikayenin ikinci bölümüne kavuştuk.Anlatım;betimleme süper....Siz devamlı yazmalsınız.
Tebrikler

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Eflatun Ölüm Yazının sahibi 23 Mayıs 2020 Cumartesi 15:57:49
Teşekkür ederim Aziz Hocam.

Saygıyla...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.