Necati Kavlak
215 şiiri ve 236 yazısı kayıtlı Takip Et

Güllü-1



Güllü-1

Güllü, Köroğlu Dağlarının eteğinde Kıbrısçık ilçesinde bir Romen kızı olarak dünyaya gelmişti! Çocukluğu, genç kızlığı, küçücük mahallesinde; yöreye has ahşap evde ışık hızıyla yoksulluk içinde geçti.
Ne okula gidebildi ne de okuma yazma öğrendi. Romen kızı olmanın ezikliğini duydu her zaman. İlçede zaten birkaç hane Romen vardı. Hepsi bir mahallede toplanmış, komşu evlerde yaşıyordu. Güllüde her Romen kızı gibi, fal bakıyor bohçacılık yaparak aile bütçesine katkı sağlıyordu.
Allı güllü şalvarı, pazen elbisesi ile fark ediliyor, her geçen gün güzelliği yaşıtı gençlerin dikkatini çekiyor, iştahını kabartıyordu.
Güllü 18’ine bastığında, komşusunun oğlu Mehmet onu sevdiğini bir köy yolunda ulu orta söyleyiverdi. Güllü şaşırmıştı! Mehmet’ten hiç böyle bir şey beklemiyordu.
Kardeş değillerdi ama kardeş gibi büyümüşlerdi.
Cevap vermekte zorlandı.
Yüzü kızardı, eli ayağı titremeye başladı. Mehmet’in yüzüne bakmadan biraz oturalım mı diye sordu, o zaten hazırdı!
Stabilize köy yoldan çıktılar, bir çam ağacının gölgesine çöküverdiler.
Mehmet heyecanlıydı.
Gülü’nün ne diyeceğini merak ediyor, onun da eli ayağı birbirine dolaşıyordu.
İkisi için de zaman durmuş, dünya dönmez olmuştu.
Güllü dudaklarının kuruduğunu, susuzluktan dilinin damağına yapıştığını hisseti, heyecanını bastırmaya çalışarak, Mehmet ben susadım diyebildi.
Mehmet, Gülü’nün gözlerinin içine baktı, içeceğin su olsun der gibi sessizce kalktı, elini ona uzatarak ayağa kalkmasına yardımcı oldu, birlikte SERKE Deresi’ne doğru yürüdüler.
Dereye gelince ikisi de diz çöktü, suyun üzerine uzandı, akan suya ağzını gömerek kana, kana içtiler. Güllü dereden başını kaldırdı, elinin tersiyle ağsını sildi, akan suya uzun uzun baktı. Sonra derenin kıyısına oturup havadan sudan konuşmaya başladılar.
Serke deresinde bir aşağı bir yukarı koşuşturan balıkları izlediler.
Güllü kendini toplamış, ne diyeceğini hesaplamıştı.
Gözlerini Mehmet’in yüzüne çevirdi, ne zamandan beri beni istiyorsun diye sordu. Mehmet, nasıl anlatsam bilmem ki diye söz başladı. Hani çocukken sokakta sek sek oynadığımız günleri hatırlıyor muzun? Taaa o günlerden beri ben seni seviyorum. Bir türlü sana açılmaya cesaret edemedim. Bir de hayır dersin diye çok korktum çok dedi.
Güllü, sen bir budalasın dedi ve kıkırdadı. Bu güne kadar neden söylemedin?
Yavaş yavaş kalktılar, el ele tutuşarak tekrar yola geri döndüler.
Zaten Nadas Köyüne yaklaşmışlardı.
Hızlı adımlarla yürüdüler, köyde birkaç gencin falına baktılar, beş-on yumurta, bir tavuk ve bir miktar bulgur toparlayıp akşam olmadan evlerine geri döndüler.
Mehmet olup biteni Annesi Pembe’ye, Güllüde kendi annesi Zarafet’e heyecanla ballandıra ballandıra anlattı.
İki aile de çocuklarının karanına karşı çıkmadı.
Hatta bunu bekliyorlarmış gibi makul karşıladı. Mademki çocuklar birbirini seviyordu, onlara da onların yuvasını kurmak düşerdi.
Öyle de yaptılar.
Romen gelenekleri neyi gerektiriyorsa bir bir yerine getirildi. Dünür gidildi. Kız istendi, Nişan, Kına, Düğün ardı ardına yapıldı.
Folklor oynandı, türküler söylendi. Güllü’ düğününde oryantal yaptı, folklor oynadı. Kıbrısçık’ Türkülerinden “Mezerlikte gezerim, çıkı çıkı buldum çözerim, ben âlemden güzelim, niçin bekâr gezerim! Sarıçam sakızı alınmaz, Koca adama varılmaz, koca adamın çocuğu, kucağa da alınmaz” türküsüne eşlikte etti.
Gece ilerleyip düğün bitince, gelenek olduğu üzere damadı gerdeğe yumruklar arasında soktular.
İki gönül bir olunca samanlık seyran olur, atasözü sanki Güllü ile Mehmet için söylenmişti. Fakirlik ve yoksulluk ikisinin de kaderiydi, fakat mutluluğuna engel olamamıştı.
Güllü ile Mehmet tencerede pişiyor, kapağında yiyor, mutlu mesut geçinip gidiyorlardı. Hayattan pek çok beklentileri olmadığı için mutlu görünüyorlardı.
Evliliklerinin üzerinden aylar, yıllar göz kamaştıran bir hızla arka arkaya serke dere suyu gibi aktı geçti. Dünya hızlı dönüyor, günler çabuk da geçiyordu?
Evliliklerinin üzerinden seneler geçmişti ama Gülü’nün daha bir çocuğu bile olmamıştı. Aile bireyleri bunu dert etse de Mehmet Güllüyü seviyor, çocuk olup olmamasını çok önemsemiyordu.
Bir gün Mehmet eşini evde bırakıp köylere işe çıkmış, Güllü evde kalmış, bahçeye kazan kurmuş, çamaşır yıkıyordu.
Eteğini toplamış, şalvarını dizinin üstüne kadar çekmişti. Tülbendi başından boynuna düşmüş, entarisinin düğmeleri çözülmüş, göğsü fistanın altından fırlamıştı.
O kendinden geçmiş çamaşırları tokaçlarken Mehmet’in üvey abisi Kamil Kır atıyla geldi. Güllü’yü bahçe de o halde görünce, içi gıcıklandı; Gülü’nün çamaşır yıkarken ki seksi hali Kamil’in aklını başından aldı. Acele atan indi, uçar gibi kendi odasına gidip pencereden üvey kardeşinin karısını odasına çağırdı.
Güllü ağabey dediği Kâmil’in evine her zaman girip çıkıyordu.
İşini bıraktı, üstünü başını topladı, başını örtü ve gitti.
Kamil Güllü gelir gelmez hiçbir şey demeden ona sarıldı, gözü kızarmış arenada matador kovalayan boğa gibi burnundan soluyordu. Güllünün direnmesi yalvarması para etmedi.
Kamil ona zorla sahip oldu.
Kimseye söylemesi için de ölümle tehdit etti.
Kamil’in tecavüzü, Güllünün yoksul fakat mutlu evliliği üzerine karabulut gibi çökmüştü.. Şalvarını toplayıp çamaşır yıkadığı yere geldiğinde beyninde fırtınalar kopuyor, yüreği kan ağlıyordu.
Ne yapacağına bir türlü karar veremedi. Önce yarasını yüreğine gömmek, eşine söylememek gerektiğini düşündü. Mehmet duyarsa olacakları biliyordu.
Aile içinde kan akardı kan!
Sustu, neşesizliğini, yüzünün solgunluğunu rahatsızlığı ile ifade etti. Kan kustu, kızılcık şerbeti içtim dedi. Ser verdi sır vermedi.
Lakin mutluluğu üzerine düşen kara bulut bir türlü dağılmıyordu. Kamil ne zaman yalnız yakalasa Güllüyü tehditle ona sahip olmaya devam etti.
Olacak gibi değildi.
Bu olay daha fazla gizli kalamazdı.
En sonunda dayanamadı Önce Mehmet’in öz, Kâmil’in üvey annesi Pembe’ye durumu anlattı.
Pembe beyninden vurulmuşa dönmüştü.
Akşamı zor etti.
Mehmet gelir gelmez onu yanına çağırdı!
Olup biteni önce annesi anlattı sonra da Güllü teyit etti.
Bir plan yaptılar!
Kamil aile namusuna tasallut etmiş, ailenin namusunu iki paralık etmişti. Cezasız kalmamalıydı. Kamil öldürülecekti, ama nasıl?
Bir tuzak hazırladılar, Güllü tuzağın ucunda yemdi.
Bir gün Güllü, Kâmil’i Nadas köyü kırsalına daha rahat ve uzun süre beraber olmak için davet etti! Güllü planı eksiksiz uyguladı kendi erken çıkıp Nadas köyü kırsalına gitti.
Mehmet, Pembe, zarafet, olay yerine pusu attı.
Kamil Yazıca köyüne saman almaya gidiyorum diye Kır Atına bindi, Nadas köyü kırsalına Güllü ile buluşmaya doludizgin koştu.
Mevsim kış sonu, ilkbahar başıydı. Yerde ki kar, yer yer erimiş, alca bulaca bir örtü doğaya renk katmıştı. Güllü taşların arasında Kâmil’i beklerken, Kır At’ın sırtında Kamil kırmızı görmüş bir boğa gibi göründü. Güllü’nün yüzünde sahte bir gülümseme, içinde alacağı intikamın ateşi vardı.
Kamil Attan indi, susuz kalmış bir boğanın göle abandığı gibi Güllü’ye sarıldı, alaca karın üzerinde, kuş tüyü yatakta sevişir gibi birlikte yuvarlandılar. Kamil şehvetten burnundan solurken, Mehmet ve yanındakiler ortaya çıktı, Kâmil’in başına kalın bir sopa ile vurdu ve onu bayılttı. Sonra sicimle elini arkasından bağlayıp yere yatırdılar.
Yüzünü, karla ovarak ayıltılar.
Önce olup biteni, kendisi hakkında verdikleri ölüm cezasını yüzüne açıkladılar.
Sanığın yalvarması, şeytana uyduğunu, pişmanlık duyduğunu söylemesi cezasını hafifletmeye yetmedi.
Güllü öfkesi geçene kadar Kâmil’e eline ne geçirdiyse vurarak intikamını aldı, öfkesini kinini hafifletmeye çalıştı.
Sonra Mehmet tabancasını çıkarttı üvey Abisinin Ensesine iki el ateş ederek ölüm cezasını infaz etti.
İnfaz tamamdı ya sonrası?

…/…
Faili Meçhul Cinayetin Aydınlanması

Cinayeti planlayan Pembe sonrası için de bir senaryo yazmıştı. Kamil’in aile içi ölüm infazını faili meçhul listesine yazacak, jandarmaya yıllarca faili meçhul dosyası takip ettirecekti.
Boşa vakit geçirmedi!
Planını hayata geçirmek içi değme Yeşilçam Aktrisine, taş çıkarttıracak bir rol üslenerek işe başladı.
Gün akşam olurken, kaldırım kenarlarına birikmiş kar yığınları arasında; iki gözü iki çeşme, saçını başını yola yola, bağrını döverek jandarmaya karakoluna gitti.
Karakol nöbetçisi onu karakol komutanının odasına aldığında, komutan, günlük işleri toparlamaya çalışıyor, mesaisini bitirmeye hazırlanıyordu…
Pembeyi gözyaşı içinde perişan görünce, elindeki işleri bir kenara bıraktı; ona oturacak yer gösterdi ve derdini anlatmasını istedi.
Belli ki Pembe, ne söyleyeceğini planlamıştı.
Duraksamadan söze başladı! “Üvey oğlum Kâmil sabah erkenden atına binip saman almak için Yazıca köyüne gitmişti, Atı başıboş geri geldi, Kamil dönmedi!
Şimdiye kadar biz böyle bir şey yaşamadık.
Başına kötü bir şey gelmiş olmasından çok korkuyorum” dedi sesi titreyerek.
Karakol komutanı Pembe’nin Romen olduğunu biliyordu.
Romenler yaşadıkları yöreyi avucunun içi gibi iyi bilir. Bu yüzden Komutan Pembe’ye “bölgeyi siz bizden iyi bilirsiniz, etrafı iyice araştırın sonra bana gelin. Kıbrısçık Küçük bir yer, Kâmil’i herkes tanır. Onun başına bir şey gelse siz benden önce duyar ve haber alırsınız. Telaşlanmadan bekleyin! Bir gelişme olursa gece gündüz demeden haber verin” diye gönderdi.
Ertesi gün daha kargalar yuvasından uçmadan, sabah güneşi perdeleri yırtmadan Pembe, karakol’un önündeydi.
Kayıp haberi yerini faili meçhul bir cinayeti ihbar etmeye dönüşmüştü.
Kamil, Nadas Köyü Kırsalı’nda kargasekmez mevkisinde işkence edilerek, silahla başından vurmuş ve öldürülmüştü
Karakol Komutanı önce Pembe’nin şikâyetini zapta geçirdi, sonra hazırladığı devriyeyi yanına alıp olay yerine gitti.
Olay yerinde kadın erkek, çoluk çocuk birçok meraklı toplanmıştı.
Komutan, Maktul’ün cesedi başına gitti, askere olay yerine toplanmış kalabalığın uzaklaştırılması emrini verdi.
Kalabalık cesedin başından uzaklaşınca, maktulün yakın çevresinden başlayarak; daire çizerek olay yerini kılı kırk yararak inceledi.
2 adet 7,65 mm çapında mermi boş kovanı, bir adet gömlek düğmesi tespit etti. Cinayetin aydınlatılmasına katkı sağlayacak her delilin, etrafını çizdi yanına bir taş dikti.
Hem boş kovan hem de gömlek düğmesi cinayetin çözülmesine katkı sağlayacak önemli ipucu niteliği taşıyordu.
Komutan, olay yerinde bulunan erkekleri çoluk çocuk ve meraklı kadınlardan ayırdı, sıraya dizerek hepsinin üzerini aradı gömlek düğmelerini kontrol etti.
Güllünün eşi, Kamil’in üvey kardeşi Mehmet de oradaydı.
O da rolünü iyi oynuyor, yağmur gibi gözyaşı dökerek komutanım ağabeyimin katilini bul diye feryat ediyordu.
Zavallı Mehmet!
Gömleğinden düşen düğmenin kendini ele vereceğini hesaplayamamış, cinayet işlerken giydiği gömleği değiştirmeyi bile akıl edememişti.
Komutan Mehmet’in gömleğinde eksik düğmeyi görünce onu kalabalıktan ayırıp devriye aracına bindirerek gözaltına alıverdi.
Olay yeri incelemesi kısmen bitmiş, önemli sayılabilecek delil de bulunmuştu.
Gerisi kolaydı.
Olay yeri güvenliğini sağlamak üzere, bir devriye ayırdı, Otopsi için gelecek Cumhuriyet Savcısı ve hükümet tabibini beklemelerini isteyerek, yanına aldığı müfreze ile zanlının evini aramak üzere olay yerinden ayrıldı.
Mehmet, ısrarla ve inatla üvey ağabeyi Kâmille aralarında hiçbir anlaşmazlık olmadığını, onu kimin öldürdüğünü bilmediğini, Kamil’in düşmanı olup olmadığını tekrarlayıp duruyordu.
Görevli ekip, Maktul Kamil ve sanık Mehmet’in evlerine gelindiğinde, tam bir cenaze evi hüznü ile yüz yüze kaldı.
Hane halkı yanında konu komşunun da katıldığı cenaze evine derin hüzün hâkimdi.
Olay ne kadar acı, ne kadar hüzünlü olursa olsun ortada adli bir vakıa vardı ve görev yapılacaktı.
Zanlı Mehmet ve annesinin ikamet ettiği ev ve müştemilatı titizlikle arandı. Ne yazık ki suç aleti tabanca ele geçirilemedi.
Güllü evdeydi. O da karalar bağlamış yasa bürünmüştü.
Komutan, Mehmet’le birlikte Güllüyü de arabaya aldı, onları doğruca karakola götürdü.
Mehmet’i Nezarethaneye, Güllüyü karakol komutan odasına koyarak başına birer asker görevlendirdi.
Birbirleriyle konuşmasına kesinlikle müsaade edilmeyecekti…
Kendi tekrar olay yerine döndü. Cumhuriyet Savcısı Kandemir, Hükümet Tabibi Çokuslu otopsiyi bitirmek üzereydi.
Maktulün ölüm sebebi aşağı yukarı tespit edilmişti. Enseye sıkılan kurşunlar olmasa da Kâmil başından aldığı darbe sonucu hayatını kaybedecekti.
Rapora göre, hem silahla ateş eden, hem de sopayla darp edenler birinci derecede sanıktı.
Olayı planlayan azmettiren Pembe, pusuya yem olan ve eline geçirmişse maktule vuran Güllü, silahla ateş eden Mehmet olayın failleri idi.
Aslında jandarma için faili meçhul gibi görünen cinayet çözülmüştü. Delil olarak ele geçen boş kovan, gömlek düğmesi; otopsi raporu açıktı.
Bunun yanında sanıkların suçu itirafı, kullanılan silahı ortaya çıkartmaları ve teslim etmeleri soruşturmanın ana hedefiydi.
Karakol komutanı olay yerinden dönünce, sanıkları bir arada odasına alıp, elde edilen mevcut delillerin, sanık olarak kendilerini mahkemeye sevk etmeye yeteceğini, ancak samimi olur, itirafta bulunurlarsa, kendileri için hukuken daha iyi olacağını anlattıysa da sanıkları ikna edemedi.
Kriminoloji tekniği o zaman şimdiki kadar gelişmemiş, teknik imkânlar en ücra karakollarda kullanılmaya başlanmamıştı.
Fakat jandarma olmak demek çözümsüzlüğe çözüm üretmek demekti. Karakol komutanı bir teyp ayarladı, Nezarethanede ranzanın altına gizlice yerleştirdi. Pembe’yi Sabah erkenden gelmek üzere eve gönderirken, Güllü ve Mehmet’i nezarete attı.
Karı koca ikisini nezarethanede sabaha kadar baş başa bıraktı. Yalnız kaldığını zanneden iki sanık kendi aralarında işledikleri suçu bir kere daha konuşup, kesinlikle itiraf etmeme konusunda anlaştılar.
Ertesi gün, mesai başladığında, karakol nöbetçisi, sanıkları nezaretten çıkartıp ifade alınmak üzere karakol komutanı makamına getirdi. Bu arada bir başka görevli de Teybi alıp geldi.
Karakol komutanı, sanıklara birer çay söyledi, bu arada teybi de çalıştırıp masanın üstüne koydu.
Demli çaylar içilirken, Güllü ve Mehmet’in Emniyet odasındaki konuşmaları teypten suçu itiraf etmeye başladı.
Her iki sanık da şaşkındı. Çay bardakları ellerinde kaldı. Yüzleri kül gibi soldu.
Dudakları titriyor ne söyleyeceklerini bilemiyorlardı.
Baktılar ki inkâr etmenin kimseye yararı yok! Olayı önce Güllü, sonra Pembe, ardından da Mehmet’ in ince ayrıntısına kadar anlattı.
Tabancayı sakladığı yeri de itiraf etti.
Faili meçhul olarak ihbar edilen olay çözüldü, taammüden adam öldürme suçu olarak adli kayıtlara geçti.
Sanıklar, haklarında tanzim edilen hazırlık evrakı ile birlikte Cumhuriyet Savcılığına teslim edildi. İlk sorularından sonra tutuklandılar.
Yargılanmaları, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı. 1974’ yılında çıkan ve Rahşan Ecevit affı diye literatüre giren af yasası, iki gencin imdadına yetişti.
İki yıllık mahkûmiyetten sonra yeniden özgürlüğe merhaba deyip, kaldıkları yerden yaşama devam ettiler.
Kamil mi?
O, Kıbrscık mezarlığında ki, çam ağaçlarının koyu gölgesinde; nefsine yenik düşmenin, vicdan azabıyla ebedi uykusunun derinliğinde kaybolmuştu.
Faili meçhul cinayeti kısa süre içinde çözen Doruk, hem ilçe C. Savcısı hem de Bolu il Valisi tarafından takdirname ile taltif edildi. Bu onun aldığı ilk takdirnamesiydi. Aldığı takdirnamelere mektep çocukları gibi sevinmişti…
…/…



Beğen

Necati Kavlak
Kayıt Tarihi:26 Mart 2020 Perşembe 11:25:52

GÜLLÜ-1 YAZISI'NA YORUM YAP
"Güllü-1" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Necati Kavlak Yazının sahibi
28 Mart 2020 Cumartesi 20:55:34



Necati Kavlak tarafından 3/28/2020 9:03:30 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
İBRAHİM YILMAZ
27 Mart 2020 Cuma 16:38:59
Merhaba Necati Kavşlak kalemdost komutanım, hoş öykülerinizin birisini daha okuma şansım oldu. İlkokul yıllarında 5. sınıf kitabımızda öykücülüğümüzün köşe taşlarından Ömer Seyfettin'in umutamadığım akıcı anlatım tarzıyla yazılmış öykülerinden doyumsuz tatlar alırdım. Sizin öyküleriniz de aynı hoşlukta öyküler. Ant öyküsü vardı, anımsarsınız. Son cümlesini okuyunca ne kadar üzülmüştüm. "Bir de duyduk ki, Mıstık ölmüş." Kaşağı öyküsü ve orta birde okuduğum Bomba adlı öyküsüde çok ilginç bir finalle bitiyordu. Bilirsiniz Ö. Seyfettin subay kökenli bir değerdi. Sizin de subay olmanızın güzel öykü yazmanızda bir yeri olsa gerek. İlginç yaşam öyküleriye karşılaşmışsınız. Elbette bu yaşanmışlıkları öyküleştirmek önemli.
Siz bu işi başarıp bizlere güzel öyküler sunuyorsunuz. var olun, engin algı gücünüzle binler yaşayın.
C. Aymatof'tan öykünüzün kurgusuna benzeyen bir öykü okumuştum. iki genç büyük aşk yaşayarak evlenir. yıllar geçer çocukları olmaz. kadın kaynıyla sevişir. Olayı duyan koca gelini öldüresiye döver. kadınlar gelinin üstüne kırk kova soğuk su dökerler . Güya gelin temizlenecek böylece. maalesef gelin ölür...
yeni öykülerinizde buluşmak dileğiyle şen ve esen kalın. selam ve saygımla...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Necati Kavlak 28 Mart 2020 Cumartesi 20:56:29
İbrahim Yılmaz Öğretmenim İyi Akşamlar!

Güllü'ye yazdığınız yoruma cevap vermekte geciktim
Engin hoşgörünüze sığınmak isterim.
Yorumlarınız o kadar içten ki bazen cevaplamakta
zorlandığımı ifade etmek isterim.
Değerli Hocam!
Doruk Bolu Kıbrısçık'ta ki anılara Güllü ile nokta koydu.
Bunda sonra Erzurum Kara Yazı Söylemez'den
Aras nehri kıyısından bir kaç anıyla çıkacak huzura.
Söylemez demişken, Şavşatlı Bestami Hocanın kulaklarını
çınlatmamak olmaz.
Ne yazık ki soy adını hatırlamıyorum.
Yorum için çok teşekkür ederim.
Saygılarımla.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.