Cemile Ülkü
37 şiiri ve 7 yazısı kayıtlı Takip Et

Hanımeli'nin gölgesinde



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 14.10.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

HANIMELİ’NİN GÖLGESİNDE

Babaannemin ahşap evi. Evin önünde ki hanımeli çiçeği. Her insanın kendine has ten kokusu gibi, hanımelinin kendine has kokusu da bizi mest ederdi .Babaanneme sinerdi kokusu. Bir ağaç vazifesi görürdü.Öyleydi o zamanlar, her evin çıkmasından ikinci katına kadar uzanırdı hanımelleri. Kalın gövdelerinden tutunup, üst kata tırmanacak kadar arsızlaşırdık.Gölgesi bize yeterdi,misket ve beştaş oynamaya. Babaannemin kınalı elleri görünürdü pencereden. Kınalanmış saçları savrulurdu.Mavi gözleri gökyüzü gibi uzanırdı üstümüzde. Hanımeli kokan babaannemin elleri dokunurdu çocuk
yüreğimize.

Bizden de arsız bir kedi dolanırdı ahşap evimizin çardağında. Babaannem bir tas sütü paylaştırırdı bize ve arsız kediye.

Evimizin ilk katındaki pencere bir çocuğun ulaşabileceği kadar mütevazi dururdu. Pencereyi açıp maşasını altına tutturduk mu,evimizin bütün mahremiyetini de aralamış olurduk.
Gözlerimizle evin içine daha önce hiç görmemiş gibi bakar durur, her bir köşeye didik didik ederdik. Pencereden hiçbir zaman ellerimiz boş geri çevrilemezdi. Muhtemelen bir kuru ekmek, şanslıysak ekmek içi bir parça peynir doldururdu küçük ellerimizi.

Bu küçük pencere, uzun muhabbetlerin vesilesi olurdu.Komşumuz boynunu pencereden uzattı mı muhabbet bitmek bilmezdi. Evin içinde annem muhabbetini ederken iş yapmaya da devam ederdi. Bu pencereden iletilirdi davetiyeler, dilekler, temenniler.Dış dünya ile bağlantı kurmaya yarayan bir kordon görevi görürdü bu pencere. Yaşamımızın her anına tanıklık ederdi. Bazen komşumuzun küçük oğlu, annesinin munzırlığı ile evin küçük hanımını bu pencereden isterdi.

Kapının önünde ki hanımeli gölgemizin altına oturup da, ekmekleri mideye indirince, yeniden misket oynamaya derman bulurduk. Misketleri dünyaya geldiğine pişman edene kadar atar, vurur ,çarpıştırırdık.Hanımlığımız tutar da misket yerine beştaş oynamaya karar vermişsek, beş taşların akıbeti de misketlerden farklı olmazdı. Belki de taş olacağımıza insan olaydık diye,dua geçerdi içlerinden.

Ahşap evimizin duvarında, dedemin hatırası resmi dururdu. Hafif dökülmüş saçları, ince yüz hatları, mesut mu üzgün mü olduğuna karar veremediğim bir yüz ifadesi ile, kalın gözlük çerçevesinin ardından bize bakardı. O beni görmüştü ama, ben onu hiç hatırlamıyordu. On iki Eylül ateşinden bir parça da bizim ahşap küçük evimize düşmüş ve bu evin içindeki yürekleri tutuşturmuştu. Babaannem dedemin resmine bakarken bazen içli bir ah çeker, ardından boncuk gözlerinden, boncuk boncuk gözyaşları dökerdi. O zamanlar babaannemin gözyaşlarına anlam veremez, bir insana duyulan özlemin ruha nasıl ağır geldiğini anlayamazdım. Ve gidip gelememenin mazeretlerini çocuk aklımla algılayamazdım. Babaannem bana bu durumun izahını yapamazdı.Gözlerinden yuvarlanan boncuk sayısı artar, en sonunda beni de alıp kendini hanımelinin gölgesine atardı.

Merdivenlerden bir üst kata çıktığımda üst katın penceresinden bütün mahalleyi görebilirdim. Üst katta üç odamız vardı. Üç odanın her biri babaannemin üç gelininden birine tahsis edilmişti. Bir odası da anneme, yani bizim ailemize aitdi haliyle. Alt katta mutfak ortak alan olarak bütün ailenin toplandığı bölüm olurdu.O sofrada herkes için yer bulunur,herkesin karnı doyardı.Sofraya giden gelen kaşıkların hızı herkesi bir yarışa sokardı. Kaşıkların gidiş gelişi, tıngırtısı,kılıç sallayan şövalyelerin rövanşlarınarına benzerdi.Bize bir şarkı gibi gelen bu sesin eşliğinde kulaklarımız mutlu mesut yaşardı.Babaannem sofrada dedem için ayrılan yere bakar,bir müddet bizi seyrederdi. Uzun uzun soluklanır,istemsizce yemeğine devam ederdi.

Az konuşurdu babaannem. Dedikodu yapmaz, evin içinde biteni dışarıya anlatmazdı.

Beni severdi.Bir kızının öldüğünü ve benim ona çok benzediği mi, bu yüzden onun adını bana verdiğini sürekli söylerdi. Bazen beni kollarıyla sıkı sıkı kavrar,uzun uzun öperdi.Kınalı elleri saçlarımda bir tüy yumuşaklığında gezinip dururdu.Sanki o var kollarımda,sanki onun sarıyorum, derdi. Bense şımarıp kucağından kurtulmaya çalışırdım. Babaannemin elleri ardımdan uzanırdı.Gözleri nemlenirdi.Ben giderdim umarsızca.

İlk dedem bıraktı babaannemi.Sonra hanımeli. Sonra o ahşap evi. Sonra ben bıraktım, Sonra sevdikleri.
Son gördüm elinde yeşil bir yemeni.Ama o hiç bırakmadı beni.Hiç bırakmadı beni,babaannemin hanımeli kokan hanım elleri...

Cemile Ülkü

Beğen

Cemile Ülkü
Kayıt Tarihi:13 Ekim 2019 Pazar 12:40:29

HANIMELİ'NİN GÖLGESİNDE YAZISI'NA YORUM YAP
"HANIMELİ'NİN GÖLGESİNDE" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Gülüm Çamlısoy
14 Ekim 2019 Pazartesi 22:23:20


Tebrikler, efendim.
Seçki Kurulunu ek olarak tebrik ediyorum.
Saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Cemile Ülkü 14 Ekim 2019 Pazartesi 23:21:33
Çok kibarsınız.ben de çok teşekkür ediyorum.sevgiler
Aygün Deniz
14 Ekim 2019 Pazartesi 22:11:38
Çok güzel bir anı okudum.Eski günlere bir yolculuk yaptım,sayın Cemile Ülkü.SEVGİLER.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Cemile Ülkü 14 Ekim 2019 Pazartesi 23:29:44
Çok teşekkür ediyorum.sevgiler
Oya gedik
14 Ekim 2019 Pazartesi 01:43:14
Hanımelinin gölgesinde serinlendim, mis kokusu şuan klavyeme ve çalışma odama yayıldı...Çok detaylı vede çok güzeldi kaleminizin izleri..
Kutlarım Cemile hanım.
Sevgilerimi bıraktım...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Cemile Ülkü 14 Ekim 2019 Pazartesi 23:33:05
Sevgili oya hanım.öyle güzel ve naif yorum yapmışsınız ki içimden sizi tanımış olmak geldi.belki bir gün belli mi olur.değerli yorumunuz için teşekkür ederim.sevgiler ve selamlar

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Nuray Çakmak
13 Ekim 2019 Pazar 13:12:34
Son beş yılda yapılan sosyal araştırmalarda yüzdesi en çok artan konu
“Geçmişe duyulan özlem”.

Düşününce; bizi biz yapan geçmiş hayatımız ve değerlerimiz ve onlara dair özlemlerimiz.Bir şarkı dinlediğimizde, sararmış resimlere baktığımızda veya her hangi bir zamanda burnumuza gelen bir koku.

Yazının başlığını okuyunca direkt dedemin büyük evinin bahçesindeki hanımeli ve onun o güzel kokusunu hatırladım. Anneannemin kokusu, dedemin kokusu. İnsanlar güzeldi, ilişkiler güzeldi. Hatır vardı, saygı vardı, değer yüklemek vardı. Ama onlar eskide kaldı.

Edebiyatımızın büyük ustası Yaşar Kemal ne güzel söylemiş
“O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”


Tebrik ederim nefis bir pazar yazısı okudum, harikasınız sevgilerimle..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Cemile Ülkü 13 Ekim 2019 Pazar 14:21:56
Nuray hanım hayat geçip giden bir yolculuk.bir daha gidilen yollardan hiç geçilmeyen.yaş Kemal'e erince geçmişe duyulan özlemler artmaya başlıyor.başlangıç noktasına olan mesafeler arttıkça,bitiş noktasına gittikçe daha çok yaklaştığınızın idrakine varıp,faydasız çırpınmaya başlıyor yüreğiniz.geleceğin hayallari hiçbir zaman geçmişin hatıralarının yerini doldurmayacak...
Ne mutlu ki sizin gibi yazılarınızın demine varıp keyiflenen insanlarda var.Az da olsa var.Bu değerli ve güzel yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum.sevgilerle...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.