Bayram KAYA 1
390 şiiri ve 1093 yazısı kayıtlı Takip Et

Nasıl yaşar nasıl ölürüz 6



Toplumsal işlevleri oluşan her bir kurum, kuruluş, iş dalı gibi süreçleri içinde toplum da basit analojilerle kurgularsak bu formasyonlarıyla toplumu sentezlerler.

Toplumsa yapıdaki bu toplumsa kurum, kurallar ve iş kolları da toplum sal yapıyı adeta hücre içi organ eller gibi toplumu işlev durum içinde kılıyordular. Hem de bu toplumsa yapılar hücre içi organ eller gibi kendisinden öncesinin öznel nesnel birikimli birçok dizilimleri içindeydi.

Şu andaki düzlem içindeki canlılıkta nasıl her hayatın bir klorofil hücre organeli yoksa bu gibi bağıntılarla toplum da hücre gibi organizma dışında ama organizmalar arasında bir tür üzerinde hayatın bir parçalı durumlar düzenlemesiydi (manzumesiydi). Kişiler dahi kolektif birim zamanla bu düzenlemenin adeta eş görevli organel analojisiydiler.

Toplum da hücre gibi özne nesneldi. Hücrenin sitoplazmasıyla, organ elleriyle vs. nesnel oluşu yanında hücrenin etkiyi fark edip, algılayıp tepki koymasındaki kontrol edici karar verici ansal öznellikleri veya osmozdaki seçiciliği gibi vs. farkı algılayan öznelliği vardı.

Bu özne nesnellik içinde sadece net biçimde 38 ATP (adenozin tri fosfat olan depo enerji) kazancı dahi bu tür hücresel bir özne-nesnelliğinin ürünüydü. Karmaşıkların dinamiği ilerde son bölümlerde basit bir örnekle nasıl bir özne nesnellik ve parça durumlu kesikli süreklilik olduğu basit bir örnekle ele alınacak.

Hücre gibi toplum da "özne nesneldi". Toplumun insan bilgi birikimi ve insan eylem selliği vs. toplumdaki kurumlar içi kurumlar arası iş ve iş akış sıralaması olan karar verme kontrol süreçleri toplumun öznelliğiydi. Araç gereç, toprak ve fabrika vs. gibi şeylerde toplumun nesnelliğiydi. Android telefon, kolektif depolu kolektif beyin de bu özne nesnelliğin ürünüydü.

Parçacık dalga sürekliliği burgaç yapan spin devimli yoğuşması ile bir spin döngüsüydü. Topluma, toplum hayatın kendisidir diyen bir tanımı nasıl inşanın en başına koyamazsanız; bu güne kadar ola gelen bu hal içindeki yaşam sahiplerini de bu halleri ile alıp, bir seferde olup biten bir canlılık imiş gibi bu tür hayat buluşu, hayatın başına konamazsınız. En başlarda bu günkü gibi vücut bulmuş hiçbir hayat ne vardı ne olabilirdi.

Toplum; kişiler durumlu, kolektif birim zamanlı bağıntının vücut bulup, dıştan kolektif bir hayatı meydana getirmesiydi. Hayat canlanmayla canlı oluşa ilişkinle, canlanma dışında türsel canlılarla inşa edilmişti.

Türsel olan bu durum zamanın zeminin özgül koşuluna göre organel zamanlı kolektif birim süre ile önce hücreyi oluştu. Hücre ilkin bir yalıtımla giriş çıkışı ozmosla seçme ayıklama kılan kontrol süreçleriydi. Hücre, hücre içi işlevlerle koordinasyonlu bir kontroldü.

Hücrenin içinde her biri bir işlev olan durumla hücrenin organ elleri vardı. Bu organ eller, hücrenin kendi hücre içi sentezinin zamanını oluşuyordu. Dış zaman, hücre içinde parçalı bölüklü işlev zamanların eşgüdümüydü.

Bu yeni zaman birçok organ ellerin kotardığı üst üste birim zamanlardı. Yeni oluşan hücre içi süper durumların işlevi, hücreyi adeta kolektif tutumlu kılıyorlardı. Hücreler de dışta hücreler arası bir doku sentezi ile organlarıyla, organizmayı veya vücudu meydana getiriyorlardı

Organizmalar da dışta birbirine bağıntılı bir kolektif birimli sosyal zaman içindeydiler. Organizma da vücut dışındaki zamanı kolektif birim zamanla süper durumlu kolektif birim zamana çeviriyordu.

Böylece kişi-kişi ilişkileriyle organizmalar toplum olan hayatı inşa etmişti. İnsan düzlemli hayat, toplumsal düzlemi enerji zaman içinde hayattı. Bu hayat sizin yararlandığınızdı ve sizle de hayattı. Ama siz değildi. Sizin hayatınız değildi. Hemcinslerimiz toplumu olmayan bir hayat olmakla sadece insan değildi. İnsan üreten toplum hayatı ile "hem insan olmuştu" hem de yepyeni bir hayattı.

İnsan, hemcinslerimizde olmayan androitle oynayan androitle bütünleşen hayattı. Nasıl bir virüsün çekirdekli yapısı yoksa ve biz de virüslerin çekirdek yaşamları yok diye onlara hayat değildir diyemiyorsak; hem cinslerimiz de android içinde bir hayat sürmediler diye de hemcinsimize dek süreçlere de hayat değildir demek olanaksızdır.

Az çok hayatın ne olduğunu, ya da ne olmadığını kavradık sanırım. Yani şimdi nasılsak üç milyar yedi yüz milyon yıl önce de böyle değildik. Özü saklı olmakla imaj olarak korunan yasa olmak kaydıyla, özle birlikte özle biçimlenen, gelişme, değişme, dönüşme ve her bir inşa içeriği her bir durumuyla özel hayatı oluşuyordu.

Her farklı biçimin altında, hayat denen aynı öz, aynı yasa vardır. Hayat basit tepkilerden, basit kimyasal bileşimli polimer evrimleriyle akıl almaz enstantanelere gelmişti.

Bir öz, en az dış dünya ilkesi gereği yalıtımın özü içinde dıştaki türlerle bulunan tüm hayat sal fonksiyonları, içeremezler. Küre odacığın yapı ve inşası o aşamadaki o haliyle buna izin vermez.

Bir hücre en az dış dünya ilkesi ile sınırlı sonlu yeterli iken, en az dış dünya ilkesini birleşen hücre sentezleri içinde özelleşen hücrelerle biraz daha çok dış dünya ilkesi biçiminde yapılarla düzenli hale getiriyorlardı.

Bu nedenle küre zarın içerikleri birbirinden az çok, biraz farklı öz içeriğe sahip olmakla aynı özler sanki farklı özlerin görünümü içindeydiler. Birinin yaptığını diğeri yapamamakla görünüyordu. Birin de avantaj olan diğerinde dezavantaj olmakla zar küreler de yardımlaşma iş birliği olan simbiyoz yaşam içine girmiştiler.

Hücrelerin iş birliği avantajı, birleşen hücrelerle, tümden özel bir işi yapmakla özelleşmeyi avantaj kıldılar. Tekil bir hücre dıştaki simbiyoz yaşamlı durumuna geçmeden evvel tek başına kendisine yetecek, canlılığını koruyacak olan tüm hayat sal olayları yapıyordu.

Kendi başına hayat sal olayları tek başına çeviren bir hücre dışta hücreler arası senteze girmekle elde edeceği avantaja karşılık hücre bu kazancı yitirecekti. Hayat bulmak böyle bir şeydi. Bir durumlayken türle beraber diğeri olmaktı. İşte bu da simbiyotik sürecin dezavantajıydı.


Beğen

Bayram KAYA 1
Kayıt Tarihi:31 Ağustos 2019 Cumartesi 15:33:45

NASıL YAŞAR NASıL ÖLÜRÜZ 6 YAZISI'NA YORUM YAP
"Nasıl Yaşar Nasıl Ölürüz 6" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.