Şerefle bitirilmesi icap eden en ağır vazife hayattır. -- Toegueville [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

NAMAZ BU MİLLETİN BAŞINA BELA EDİLMİŞTİR

NAMAZ  BU  MİLLETİN  BAŞINA  BELA  EDİLMİŞTİR

Başlıktaki sözü ilk kez Yaşar Nuri Öztürk’ün ağzından duymuştum ama o ’ Milletin ’ değil ’Ümmetin’ demişti ve hemen peşin peşin söyleyeyim- kendisi de sonuna kadar katılmakla beraber- sözün mucidi o değildi. Bir başka profesör olan Hüseyin Alkan ( Videodan yanlış duymadıysam) adlı biri söylemiş bu sözü ve bahsi geçen kişi ise bir tek vakit namazını kazaya bırakmamış biriymiş.

İlk önce çok kızmıştım Yaşar Nuri Hocaya. ‘’ Nasıl olur da namaz için ümmetin başına bela olmuştur dersin’’ Diye düşünmüştüm. Öyle ya ümmet demek Hz. Muhammet’in yolundan giden kişi demekti.

Ha bu arada ufak bir parantez daha açayım: Geleceğin Fetösü, çocuk tacizcisi Mustafa İslamoğlu ‘’ Sallallahu Aleyhi ve Sellem’’ ve benzeri ifadelerin yağ çekmek anlamına geldiğini söylediği için yazımda ‘’Hz. Muhammet’’ dedikten sonra ( S.A.S), Allah dedikten sonra ( C.C = Celle Celaluhu ) ifadelerini kullanmayacağım…Çocuk tacizcisi sapık imama uyalım bu sefer. ( Ciddiye almayın sakın. Parantez içi bu kısaltmalar asıllarının yerine geçtiği için kullanmayacağım artık. Çünkü pek çok vatandaş okurken ‘’Allah ce ce ‘’ ya da ‘’ Muhammet se a se ‘’ diye okuyor. O bakımdan kullanmayacağım.)

Evet..Ümmet Hz. Muhammed’in yolunda giden insan olduğuna göre, o yolda da en önemli temel kurallardan biri namaz olduğuna göre nasıl olurdu da namaz üstelik de ümmet olan için baş belası olurdu?

İşin doğrusu sosyete imamı olduğundan beri zâtına olmasa da ilmine çok büyük saygı duyduğum Yaşar Nuri hocanın artık ilmine de saygı duymamaya başlamıştım.
*******
Bu gün bir yazı okudum bu sitede. Site yönetimi bir başka yazarın adını ve yazdıklarından pasajlar alarak bir şeyler yazmayı site kurallarına aykırı gördüğü ve bu yüzden pek çok yazım silindiği için bu değerli arkadaşımın yazısının başlığını, adını ya da rumuzunu vermeyeceğim ama şu kadarını söyleyeyim pek çok konuda farklı düşüncelerde olsak da son derece güvendiğim ( haydi bir ip ucu daha vereyim) bayan bir yazardır bu arkadaşım.

Arkadaşın yazısını okuduktan sonra gördüm ki evet namaz bela olmuştu bu milletin başına. Aslında kesinlikle ve kesinlikle yan yana gelmemesi gereken bu kavramlar ne yazık ki yan yanaydılar. Hem de oldukça uzun bir zamandan beri.

Benim gibi birinden böyle bir şey beklemiyordunuz sanırım. Ama merak etmeyin açıklaması var bunun.

Evet namaz bela olmuştu… Diğer ümmetleri, yani Türkiye dışında yaşayanları bilmem ama Türkiye için namaz gerçekten de bela olmuştu.

Aslında yaşar Nuri hoca çok farklı bir açıklama getirse de namaz Türkiye için bir bela olmuştu… ‘’Ümmetin’’ konusu tartışmaya açık olsa da Türkiye’nin başına bela olmuştu. Ancak, üzerinde durulması gereken çok önemli bir husus şuydu: Namazın ümmetin başına bela olması 14 senelik bir maziye sahip değildi. Çok daha eski dönemlerden başlıyordu bu olay. O halde eski dönemlerden başlayalım.

Aslında çok çok gerilere gitmem mümkün ama o kadar uzaklara gidip hiç kimsenin hatırlamayacağı tarihlerden değil, yakın tarihlerden başlayayım:

1986 ya da 87 yılı: Okulda nöbetçiyim. Günlerden Cuma, Öğlen paydosu vermişiz. Yani herkesin bir şeyler yemek üzere evlerine ya da okul kantinine indiği saatler… Okulun idarecileri ve bir kaç öğretmen Cuma namazına gitti. Onlar gittikten beş dakika sonra pat diye bir müfettiş heyeti okula damlamasın mı?

-Hocam nerede idareciler?

Hani insanın basireti bağlanır ya. Bir de yalan söylemeyi pek beceremem. Cevap verdim:

-Cuma namazına gittiler.

Yahu adama sanki ‘’Cuma namazına gittiler’’ değil de ‘’Senin ananı babanı öldürmeye gittiler’’ dedim. Herif delirdi adeta. Nasıl görevini bırakır da namaza gidermiş. ‘’ Efendim, öğle tatili, adam yemek yiyeceğine namaza gitmiş, şimdi yemeğe gitti deseydim yine bu kadar kızacak mıydınız?’’

Yok, dinletemedik herife. Müdürün önüne daha sonra beyaz kağıdı koyup ‘’ Yaz istifanı ‘’ dedi resmen. Ama müdürün arkasında dağ gibi aşireti olduğundan dişleri geçmedi tabii ki.

Görev yaptığım imam - hatip Llselerinden birinde Necip Fazıl’ın ‘’ İbrahim Ethem’’Adlı piyesini oynama kararı alıyoruz. ‘’Oynanmasında sıkınca yoktur.’’ kararını da aldığımız için başlıyoruz çalışmalara. Biz çalışmalara sürdürürken okula bir genelge geliyor: ‘’Kız öğrencilerin Kur’an dersleri dışında başları açık olacak.’’ Boyun büküyoruz ‘’ Devlet madem öyle istiyor öyle olsun’’ diye . İlle velakin kızlardan çoğu direniyor bu karara ‘’ Burası İmam-Hatip lisesi. Avrupa’da ruhban okullarında başları açılıyor mu kız öğrencilerin?’’ Diye itiraz ediyorlar. Cevap veriyoruz: ‘’ Biz Avrupa’dan daha medeni ve laikiz. Aç dendi madem açılacak. O kadar’’ Diyoruz. Yine de itiraz edenleri, dövdüğümüz bile oluyor. Bu arada bazı öğretmenler derslerinde kızların başları kapalı olmasına izin veriyorlar.( Biri de ben ) Okul idaresi işin içinden çıkamıyor ve diyor ki ‘’ Teneffüslerde açın. Dışarıdan dikkat çekmeyin. Kız öğrencilerin %80 i teneffüse çıkmıyor. İmam Hatip Liselerinde bir günde bazen 10 saat ders olur. On saat boyunca sınıflarında oturuyor kızlar.

Milli Güvenlik öğretmenimiz yüzbaşının dersi olduğu günler önce yüzbaşı telefon edip yalvarıyor : ‘’Allahınızı severseniz ben okula geldiğim zaman şu kızlar kafalarını açsınlar. Sonra beni de yakarsınız kendinizi de. Benim olmadığım zamanlarda ne yaparsanız yapın ama ben okuldayken başları açık olsun lütfen.’’ Yüzbaşı böyle yalvarıyor, biz kızlara yalvarıyoruz ‘’ Aman kızlar, ekmeğimizle oynamayın. Açın şu başlarınızı. Sizin yüzünüzden polisle çok başımız derde girdi bir de askeri başımıza toplamayalım.’’ Cevap veriyorlar : ‘’ Hocam Allah’ın emri mi yoksa hükumetin emri mi daha önemli?’’ İnanmadığımız halde örtünmenin Allah’ın emri olmadığını, Peygamberimiz zamanında bone diye bir şey olmadığı, kadınlar yemek yaparken saçlarının kılı yemeğe düştüğü için Resulullah’ın böyle bir uygulama başlattığını, Nur suresinin de yanlış yorumlandığını söylüyoruz. Yemiyorlar ama en azından Milli Güvenlik derslerinde açıyorlar başlarını. Anne babasının, hatta kendisinin de aslına namazında niyazında bir insan olduğunu söyleyen Yüzbaşıyı kurtarıyoruz . Kendimizi de tabii ki.

Bu arada baş açmayla, namazla niyazla hiç alakası yok nasılsa diye İbrahim Ethem Piyesinin çalışmalarını harıl harıl sürdürüyoruz. Nihayet oynayacağız artık. Kaymakamlıktan izin almamız gerekiyor. Kaymakam ‘’ Oynanmasını çok isterim ama izin veremem. Başım derde girer’’ Diyor. Kaymakamın başının derde gireceği yerde bizim haydi haydi başımız derde girer.

Kaymakam devam ediyor: ‘’Zaten eşim başı örtülü ve ben de Cumadan Cumadan Cumaya namaza gittiğim için mimlenmiş vaziyetteyim. Bir de bu piyese izin verirsem sürerler beni buradan’’

Oynamıyoruz aylarca çalıştığımız piyesi ama kaymakamı yine de kurtaramıyoruz. Eşi baş örtülü kendisi namazında niyazında biri olduğu için doğuda bir yerlere sürülmekten. Kurtaramıyor paçayı. Yine de şanslı tabii ki. Görevine son verilmiyor hiç olmazsa.

Kayınbirader askere başlıyor. Kayınvalide ve kayınpeder oğullarının yemin törenine gittiklerinde 60 yıldır kocasından başkası için başını açmamış olan kayın validem MİLLİ BİR KIYAFET olan oyalı beyaz yemenisini başından omuzları üzerine indiriyor .

Büyük oğlum bir Endüstri Meslek lisesi mezunu olduğu halde sadece bir sene İmam Hatip lisesinde okuduğu için ( Pardon okumayıp devamsızlıktan sınıfta kalmıştı ) Uzman erbaşlık sınavına bile alınmıyor.

Ve 2002 yılı..Türkiye’de pek çok şeyin değiştiği tarih…

Sandıklı İmam hatip Lisesinde Pansiyon nöbetçi öğretmeniyim 2 Kasım Günü… O gün genel seçimler var. Haliyle polisler var okulda sandık güvenliği için.

Akşam ezanı okundu. Polislerden biri hemen okulun mescidine girdi ve namaz kılmaya başladı. Ama ilginç bir durum vardı. Önce kapıya pansiyonda kalan bir öğrenci dikti etrafı gözlemesi için. Daha sonra üzerindeki üniformayı çıkardı ve kapıya diktiği öğrencinin ceketini üzerine giydi. Ama hayret. Mescidin lambaları yanmıyordu. Polis , karanlıkta namaz kılıyordu.

Karanlıkta namaz kılınmazdı. Hemen lambayı yaktım. Lambayı yakmamla polis anında namazını bozup seslendi ‘’ Hocam lütfen lambayı kapatın. Dışarıdan görmesinler.

Yani evet bir dönem gerçekten de namaz, bu ülke insanının başına bela olmuştu. Kılsan devlet başına bela, kılmasan vicdanın ve inançların…

Günümüze gelince:

O günler geride kaldı. Geride kalmasına geride kaldı ama başörtüsü ve namaz sorunumuz bitmedi.

Kamusal alan, yok efendim kamusal olmayan alan tartışmaları sona erdi ve artık kadınlar her türlü alanda başlarını kapatabilir oldular. Kadınlar her türlü alanda başlarını kapatabilirlerken erkekler de her türlü alanda seccadeyi serip namaz kılabilir oldular. Hatta öyle ki dükkanlarının vitrinlerinde, avm salonlarında, metro istasyonlarında, hareket halindeki trenlerde, vapurlarda…

Artık vatandaşlara evler, tekkeler, dergahlar dar geliyor, cadde ortalarında, meydanlarda zikir törenleri düzenliyorlar.

1925 Tarihli Tekke, Türbe ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun hâla yürürlükte olmasına rağmen Müslüm Gündüz asmıştı koskoca levhayı ‘’Aczmendi Dergahı’’ Diye. Hem de burnumun dibi denilecek kadar yakın bir yere… Adam en az on tane henüz reşit olmayan kız çocuğunu yanına alarak ( Anne babalarının izniyle) dergahı Kahramanmaraş’a taşıdı ama ne polisten, ne savcılıktan tık yok…

Yani o derece bir serbestlik var.

Bu arada kadınlar- kızlar başörtü davasını kazanmışlar ama örtü altındaki kafayı kaybetmeye başlamışlardı. Çünkü İslamın emrettiği tesettür örtünmeyi, dikkat çekmemeyi emrediyordu. Daha da doğru ifade ile 3 Kasımdan önceki mücadelenin, çekilen bunca sıkıntıların sebebi buydu. Daha da daha doğrusu bu olmalıydı. İlle velakin bu serbestî ile birlikte Hz. Muhammed’in ‘’ Örtülü çıplaklar’’ Diye nitelendirdiği bir evrim yaşanmaya başlandı ülkede.

Bu evrimde geçerli tek bir kural vardı: Kafa sıkı sıkı örtülecek. Onun dışında tayt giymek, basenleri tüm ihtişamıyla ortaya koymak, vücudun tüm hatlarını belirgin bir vaziyette ama üstü örtük olarak sergilemek, makyajın en ağırını yaparak tüm dikkatleri üzerinde toplamak, Hz Muhammet’in dediği gibi ‘’Deve hörgücü şeklinde saçları yukarıda toplayıp kafayı öyle ambalajlamak, yüksek ökçeler bu yeni evrimin ayrılmaz parçaları haline gelmeye başladı.

Artık sokaklarda sigara içmek, diskolarda erkeklerim omuzlarına atlamak, kalabalık mekanlarda alenen erkeklerle öpüşmek, sokak ortalarında erkekler için kavga etmek ve hatta cafelerde kadeh tokuşturmak… Yani başı açık tabir ettikleri kadın ve kızların yaptığı her şeyi istisnasız yapmak… Ama baş kapalı olacak..Bir tek tel saç bile haram (!)

Ha bunların hep düzmece senaryolar olduğunu, kasıtlı olarak başı açıklar tarafından tezgahlandığını söyleyenler de var . Ama yok efendim. Kazın ayağı öyle değil. Muazzam bir evrim yaşandığını hiç kimse inkar edemez. Çünkü örnekler bir iki değil. Çünkü örnekler uzak yerlerden, tanımadığımız insanlardan değil, bizzat kendi ailelerimizden.

Yani?

Yani yine bir baş örtüsü sorunumuz var. Yalnız bu sefer sorun olan baş örtüsü değil örtünün altındaki baş. Bir ton boya-badana ve altı kaval, üstü şeşhane ( Şişhane değil efendim: şeşhane…Hikayesini bir başka zaman anlatırım inşallah ) acayip kıyafetlerle tesettürlü bir Müslüman kadının/ kızın başı olmaktan çıkmış olan yeni baş modeli sorunumuz. Benim kızlarımın mücadelesini yaptıkları başla hiç bir alakası olmayan bir baş.

Ama?

Ama baş örtüsünden daha önemli bir sorunumuz var: Namaz yine başımıza bela.

İşte yukarıda bahsettiğim arkadaşımın dile getirdiği olay bu. Yani artık her yerde ve her ortamda, hangi meslekten olursak olalım namazlarımızı rahat rahat kılabiliyoruz lakin buna rağmen namaz yine bu milletin başına bela oluyor.

Nasıl mı?

Bir kuruluşta çalışan ve daha bir kaç sene önceye kadar başları açık olan bayanlar başlarını kapatıyorlar. Aynen yukarıda belirttiğim gibi ama. Yani kıyafetin üst tarafı mevlit okuyor, kafanın altı göbek dansı yapıyor. Buraya kadar söylenecek bir şey yok. ‘’ Neticede bu da bir tarz’’ deyip geçip gidersiniz. Ama sorun zaten kıyafet değil. Sorun namaz.

Bu hatun kişiler namaz saatinden bir saat önce işi bırakıp makyaj silme, abdest alma ile uğraşıyorlar. En az yarım saat namaz sürüyor, namazdan sonra tekrar makyaj yapmaları lazım(!), bir saat de öyle, etti mi sana 2.5 saat. En azından iki saat? Günde iki kez ( Öğle ve ikindi) namaz kılıyor bu hatunlar. Ne etti? En az dört saat. E arada çay kahve de içmesinler peki? Yani sekiz saatlik bir mesaide ancak üç saat görevlerinin başındalar ama maaşlarını günde sekiz saat çalışıyorlarmış gibi alıyorlar.

Olay bu kadar değil

Onlar namazdayken o çalışma yerine gelen vatandaşlar ne yapıyor? Öyle ya saatlerce bekleyemezler ki hanımların makyaj tazelemesini? İşte o noktada namaz kılmayan günahkarlar, hatta dinsiz imansız kafirler (!) devreye girip ehl-i din kardeşlerinin önlerindeki dosyaları alıp vatandaşı bekletmeden işlerini görüyorlar.

Ama daha sonra bu namazsız niyazsız(!) görevliler de istismar edildiklerini görüyor ve kendi işlerini kendileri görsün, vatandaşlar da ya beklesinler, ya da durumu kurumun amirine şikayet etsinler diye kendi işleri dışındaki işlere el sürmüyorlar.

Arkadaşım olayı daha tafsilatlı anlatmış ve başka ayrıntılar da var. Ben özetliyorum nispeten.

Peki namazsız niyazsızlar(!) böyle yapınca ne oluyor dersiniz?

Kurum amiri onları çekip ‘’ vatandaşın işi niçin aksıyor’’ Diye soruyor. Anlatıyor durumu. ‘’ Böyleyken böyle, senin diğer görevlilerin işlerini yapmıyor’’ Diyor.

Sonra?

Sonra kurum amiri, bu dönemde böyle, kusura bakmayın diyor.

Uzatmadan…Daha sonra?

Daha sonra abdestli namazlı ama iş yapmayan ablalar rahat ve mutlu bir ortamda - yapmadıkları- görevlerinde kalırken o ablaların yapması gereken görevi - onlar namaz ve makyaj tazeleme işleriyle meşgulken- üzerine alıp da yapmamak suretiyle vatandaşlara boşu boşuna zaman kaybettiren (!) bizim arkadaş iş yerinden kovuluyor.

Yani evet, namaz gerçekten de bu milletin başına bela olmuştur devir hangi devir olursa olsun.

İşte bu gün arkadaşımın bu yazısını okuduktan sonra mahallemizdeki camiye gittim Cuma namazı için.

Bizim mahalle daha önce de yazdığım gibi sosyete mahallesi olduğu için Camimiz cumada bile öyle tıklım tıklım olmaz. Allah razı olsun Soyak’lardan Refiye Soyak’ın adıyla anılan caminin kapısına geldiğimde ne görsem iyi? Bir grup vatandaş artmış kilimleri dışarı namazı dışarıda kılacak.

Ezan okundu, namaza durduk… Caminin yarısı boş. Dışarıdakiler de dışarıda hâla… Hani insanlar sizin ne kadar Müslüman olduğunuz yer de hâşâ Allah’a yedirebilir misiniz?

Can sıkıntısı ile kıldım namazı ve eve geldim. Bilgisayarı açtım, arkadaşımın - okuduğum ama yorum yazmadığım yazısına - yorumumu yazdım. Sonra aklıma iki şey geldi:

Birincisi hemen Kurban Bayramının arifesinde bir arkadaşla yaşadığım ‘’ Kurban kesmek cinayettir’’ Polemiği ( Bu polemik yüzünden, böyle bir paylaşımı yapan arkadaş ile tüm arkadaşlık bağlarımı kestim.)

İkincisi bir başka arkadaşla yaşadığım ‘’ Kur’anda namaz diye bir şey yok. Kur’anda salat der, salat da duadır, duanın vakti, yeri, saati olmaz’’ polemiği.

Uzun sözün kısası Namaz gerçekten de bu milletin başına bela olmuş. Yoksa kendimi bildim bileli tartışması yapılır mıydı hiç?


RESİMLER Mİ?

İzaha gerek var mı? Bu ülke ’ Baş Örtülü Eş Vatana İhanettir’ Diyen Anayasa Profesörleri ve ADD başkanları da gördü, Ankara Metrosunda namaz kılanları da...Baş örtüsü serbestisi için canla başla direneni de, o serbestliği ele geçirdikten sonra içkili mekanlarda kafa çeken baş örtülüleri de...Bu gözler bakalım daha neler görecek ahir ömründe...





Etiketler:


2 Ekim 2016 Pazar 02:35:35


Allah'ım... Muhteşem ötesi bir yazıydı...


    [ Cevap yaz ]    

2 Ekim 2016 Pazar 01:52:35


insan çoook üzülünce hiçbir şey diyemez ya.. öyle işte. yazik bize. çok yazik.


    [ Cevap yaz ]    

2 Ekim 2016 Pazar 00:33:38


ben buraya yorum yazdimda sen mi sildin samicim, kafam karisti uzo icmekten valla..


    [ Cevap yaz ]    

muhacir bozkurt  | Mustafa KÜTÜKCÜ
2 Ekim 2016 Pazar 00:24:44


Namaz ibadeti üzerinde çok yazılıp söylendi amma gene de herkes kendi bildiğini okuyor Sami Hocam.
"Çalışmak ibadettir!" diyenler, mesai saatinde namaz için ayrılan zamanın "hırsızlıkla eşdeğer" olduğunu iddia edebiliyorlar ki haklıdırlar. Şayet namaz saatinde kişinin namazını kılması, yapılan işi ve hizmeti gerçekten aksatıyor ve diğer insanların mağduriyetine sebep oluyorsa, işin aksatılmaması gerek. Ben, bugüne kadar buna inandım ve bu esas dahilinde amel ettim. Amma, benim istirahat saatimde denk gelen cuma namazı için söz söyleyenlere karşı da hiç bir zaman taviz vermeden dik durdum.
Değerlendirmeler çok farklı açılardan yapılıyor.
"Maksadı üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek" olanların eline koz veren tutum ve davranışlara sahip olanlar da yok değil.
Müslüman, her şeyden önce mes'uliyetini müdrik olmalı. Vesselâm...

Kalbî selâmlarımla muhabbetlerimi ve takdirlerimi iletiyorum bu güzel yazı için.


    [ Cevap yaz ]    

1 Ekim 2016 Cumartesi 17:37:53


Çocukluğumda ve gençliğimde fasılalarla,
1994 ten beridir de devamlı namaz kılmaktayım.
Çalıştığım iş yerlerinde asla namaz molası verdirmedim, kendim de kılmadım.
Gittim evde kaza yaptım.
Neden mi?
İşte yazıda anlatılan sebepten.
Namazın bile suistimal edilişinden...


    [ Cevap yaz ]    

Yekta Attila  | Yekta  Attila
1 Ekim 2016 Cumartesi 13:49:27


Değerli hocam, millete hizmet vizyonunun darbeye uğratıldığı ve bu vizyonu içten içe çökertmeye çalışanların kovuşturulup soruşturulduğu bir süreçte meselenin o kadar 'net' olmadığını düşünmek zor değil gibi...
Devleti ele geçirmeye çalışmanın amacının millete hizmetin, yani daha ilerlemiş bir Türkiye'nin önünü kesmek olduğunu anlamamış olan var mı?...
Hizmetin dinamosu olacak bir 'kuvvet'in takoza dönüştürülmeye kalkılması, herhalde en önemli 'iç çelişki' olarak görülecek, bunun da hizmetle, yani devletle, milletle çelişkisi tesbit edilecektir...
Zaten hep de böyle olur...
"Oğlum akıllı neyleyim malı; oğlum deli neyleyim malı" demiş atalar...

Selam ve saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

1 Ekim 2016 Cumartesi 12:37:49


Maalesef buna "denizi geçip da kulağında boğulmak" denir.
Çoğu insan,söze,yüzde 99 'u Müslüman ülkede yaşıyoruz diye başlar ama onun ibadetinden de rahatsız olur!En çok da "türbanlılardan" oy alan ve şimdi rahmetli olan meşhur siyasetçi ne diyordu:
-Türbanlılar Arabistan'a gitsin!
Oysa sorun tam da bu.Bir insanın istediğini giymesi (çağdaş veya değil) bir insan hakkı mıdır değil midir diye sormak ve düşünmek gerek.
Ben bunun çözümünün sekülerleşme ile mümkün olacağını düşünmekteyim.Yani devlet,dini esas alan konun yapmayacak ama bir dinin özgürce yaşanmasına engel kanun da yapmayacak / yapmamalı.Biz model olacağınız derken şimdi Tunustaki Gannuşi'yi ilgiyle takip ediyorum.
Mayıstaki parti kongresinde çok önemli kararlar aldılar.
Bir yönüyle devlete yönelik,bir yönüyle de topluma mesaj vermeyle ilgili.
Sami Hocam...Kavga etmeden "tartışabilirsek" epey yol alıp,bu ve benzeri konuları "sorun" olmaktan çıkarabiliriz,yoksa dolap beygiri gibi aynı yerde döner dururuz.Ama gezdiğimiz /yaşadığımız alan da "kısırlaşır";ot bile bitmez!
"Umut ölürse şeytan güler" demiş Çuvaşlar.Umudu yitirmemek dileğimle.



    [ Cevap yaz ]    

DeliGarip(Sezai KAYA)  | Sezai KAYA
1 Ekim 2016 Cumartesi 10:17:02


Yaaa işte bu konuda böyle!!!
Yozgatlılar kusura bakmasınlar, şimdiden özür dilerim!
Çapanoğlu Yozgatta hüküm sürmüş bir eşkiya(Bazıları kahraman dese de)ve bazı hikayeler de bu adamlara atfedilir!
Çapanoğlu Yozgatta eşler arasında ilişkiyi yasaklamış. Kim eşiyle ilişkiye girerse kafası vurulacaktır!!! Gel zaman git zaman Çapanoğlunun kolcuları sokaklarda devriye atarlarken tek katlı fakir bir ailenin ışığının yandığını görürler. Kolcular eve yaklaştıklarında, pencerenin katlanmış perdesinin kenarından bakarlar ki adam helalini altına almış zevk-i sefa yapıyor!!! Camları kırarlar ve adamın odasına atlarlar. Adamı tam iş üstünde yakalarlar. Sonra adamı sorguya alırlar ve derler ki!

--- Bre densiz sen bilmiyormusun Çapanoğlu Yozgatta bu işi yasakladı!!!
Adamcağız ne yapsın? Kolculara cevabı hazır!
--- Behey ağalar ''' Hiç kalkmış şey Çapanoğlunu mu dinler'''!!!

Evet ağabey konuya dönelim.
Namaz kılacak olan kişi Çapanoğlunun yasağını mı dinler? O emiri eğer Allah u Teala dan almışsa ne eder ne yapar kimselere göstermeden eda eder! Yazında dediğin gibi seccadeyi yola atıp namaz kılmak gösterişten öte neymiş ki? Allah u Teala bütün dünyayı mescit olarak yaratmıştır. Haaa diyeceksin ki cemaat ile kılınan'ın 800 kat daha sevap ecri var! Önce vakitleri eda edelim de sonra ecrine elimizden geldiğince bakalım. Sonra da bizim mezhebimizde '''Kaza Namazı''' yokmudur ağabey? O görev zamanında illaha ki zamanı çalmak yerine kaza edilemez mi??? Ayrıca benim mesleğimde kimliğini '''Bak bende Namaz kılıyorum''' gösterişi için Müdürlerin yanına düşüren memurlarda gördük.Bazı aklı evvellerin Dini suçlamaları yerine kişilerle uğraşmaları da daha mantıklı değil mi? Sanki din suçlu olmuş ta dini kendine siper ederek bütün kepazelikleri yapan din adına yapıyormuş lanse si de yanlış.

Allah u Teala hakkıyla ibadet edenlerden razı olsun.
Yazı içinde teşekkürler. O hemşehrim de benimle de irtibatını kesti!(Bilgi)
Selam ve saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

1 Ekim 2016 Cumartesi 09:02:37


Namaz(ibadet) müslüman kişinin Allah'a olan borcu olduğuna göre 3. (üçüncü )kişi olmanın alemi yok.Allah ile kul arasına giriliyorsa ve kulun borcuna dair 3. kişi söz söyleyebiliyorsa kıble şaşmıştır. Bence! Gerisi koltuk sevdası. Müslümanın cahil olmak gibi lüksü yok ki.


    [ Cevap yaz ]    

1 Ekim 2016 Cumartesi 03:45:05




Şükür, ne namaz kılıyorum ne de namaz kılanlardan rahatsız oluyorum... Şükür, insanım ve tanrının kuluyum. Şükür , ölümlü olmanın verdiği huzurla yaşıyorum ve ölümsüzlük uğruna sadece yazıyorum... Tabi yazılan kaderi oynuyorum !





    [ Cevap yaz ]    




NAMAZ BU MİLLETİN BAŞINA BELA EDİLMİŞTİR başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
1.10.2016 02:13:30
Toplam 10 yorum yapıldı
1057 çoğul gösterim
929 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.