Piraye misali bir sabır taşıdır senin gönlün,İçindeki saklı fırtınaları kimse bilmez.Ben her gece sana koşarım düşlerimde,Gözlerinden akan o sessiz nehir dinmez.Zaman, bir gardiyan gibi dikilir başımızda,Hasretin mührünü vurur geçen her seneye.Bir derviş hırkası gibi giyinip bu sabrı,Sığınırım gölgende bıraktığın gölgeye.Mektuplar sararır mürekkebin sinesinde,Kelimeler yetim kalır, cümleler dilsiz.Bu devasa dünya bir hücreye dönüşür de,Yaşanmaz bu ömür inan ki sensiz.Sen orada bir ömrü sükutla dokursun,İçinde bin volkan, dışın ise hep ayaz.Alnımıza yazılan bu çileli kaderi,Ne bir silen çıkar ne de yeniden yazar.Gece, siyah bir yorgan gibi örtülür şehre,Ben o zifiri karanlıkta bulurum izini.Uykunun en derin, en kuytu yerinde,Öperim ruhuma nakşolan o gül yüzünü.Mesafe dediğin nedir ki bir avuç toprak,Ruhlar kavuşunca hükmünü yitirir yollar.Gönül kapında bekleyen o kırık umut,Elbet bir gün sinesinde vuslatı saklar.Bir asil duruştur senin bu sessizliğin,Yorulup düşmezsin o sevda burcundan.Ben her gece ölüp ölüp dirilirken,Hayata tutunurum saçının tek burcumundan.Yüzyıllık bir hasretin adıdır bu hikaye,Bizi ayıran duvarlar demirden de sert.Fakat kalbindeki o muazzam inanç,Yıkacak bu zulmü, kalmayacak hiçbir dert.Gündüzün gürültüsü saklar bu sevdayı,Kimse anlamaz gözümüzdeki o derin hüznü.Biz gecenin koynunda büyütürüz aşkı,Bekleriz şafak vakti doğacak o güneşi.Sen sabrın kalesi, bense o kalenin esiri,Yansın bu dünya, kül olsun senin uğruna.Yeter ki eksilmesin içindeki o ışık,Kurban olayım ruhundaki o gizli fırtınana.Zaman akıp gider, ömür tükenir elbet,Geriye sadece bu ölümsüz sevda kalır.Sen sustukça genişler bu daracık evren,Seni sevmeyen yürekler dünyada neye yarar?Yollar kördüğüm olur, pusulalar şaşırır,Yine de kalbim senin olduğun yönü bulur.Göğsümde çarpan bu yaralı küçücük kuş,Ancak senin o derin kuyularında uyur.Kuşatılmış bir şehrin son direnişidir bu,Bayrağı düşürmeyen o ellerine kurban.Asırlık çınarlar gibi kök saldık derine,Bizi bu topraktan sökemez hiçbir ferman.Hangi kitap yazar bu ayrılığın yükünü,Hangi şair sığdırabilir seni mısraya?Sen adını tarihin bağrına kazımışken,Gerek kalır mı artık başka bir dünyaya?Gökyüzü mavi kalmışsa senin yüzündendir,Bulutlar ağlıyorsa senin o hasretinden.Bir heykel gibi dimdik bekleyen ey yar,Söküp aldın beni bu fani benliğimden.Gözlerin iki derya, derin ve karanlık,O deryada kaybolmak en büyük mükafattır.Varsın geçmesin trenler bizim gardan,Seni rüyada görmek bile bir hayattır.Aynalar bile küsmüşken geçen zamana,Senin yüzün eskimez kalbimin odasında.Bir taze gül gibi saklarım anıları,Bu fırtınalı ömrün en kuytu noktasında.Demir parmaklıklar ardında atan yürek,Senin o çelikten sabrına şahitlik eder.Tükense de ömür bu dar koridorlarda,Bu sevda nihayetinde sonsuzluğa gider.Sessizlik, en ağır çığlıktır duyabilene,Sen sustukça yer yerinden oynar içimde.Dünya kendi ekseninde döner durur da,Benim ömrüm yön bulur senin o biçiminde.Kağıtlar alev alır adını zikredince,Kalemimin ucu yanar, mürekkebim kanar.Bu öyle bir yangın ki sönmek nedir bilmez,Uğruna koca bir gençlik kül olup yanar.Şimdi hangi mevsimin hangi günündeyiz,Fark etmez, sen yoksan takvimler hep karadır.Fakat içindeki o fırtına dindiğinde,Bileceğiz ki vuslat, bize en yakın yardır.Sabret ey ömrümün en zarif, en asil sızısı,Çatlamaya durdu bak o göğsündeki taş.Biz ki bu karanlık yollardan yürüyerek,Güneşe varacağız elbet adım adım, yavaş yavaş.Tarih unutsa da bu çileli destanı,Gök kubbe şahittir çekilen bu acıya.Sen o eşsiz sabrınla taçlandırdın aşkı,Ben feda ettim ömrümü bu tatlı sancıya.Ve nihayet çatlatır bu sabır o sert taşı,Diner içindeki fırtına, vuslat başlar.Düşler gerçeğe döner o kutlu sabahta,Gözlerinden dökülen o son yaşlar kurur.
Kömür Karası Bir Veda
...
Devamını oku »