0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
2088
Okunma
Bakma öyle gülen gözlerle,
şaşkın şaşkın gözlerime çocuk!
Bizi de sardılar patiska kundaklara,
Sarmaladılar tahta beşiklere.
Bizim için de yapıldı lohusa şerbetleri,
Kırk uçurmalar ve diş buğdayları.
Uyuduk biz de en masum uykuları
Anamızın göğsünde.
Biz de ağladık olur olmaz şeylere,
Mızıkçılık yaptık oyunlarda.
Hayatı hep horoz şekeri tadında sandık.
Çarşamba Merkez İlkokulu bahçesinde
Yakan toplar, birdirbirler,
Biriktirdiğimiz gazoz kapaklarıyla misket oynadık.
Canımız sıkıldı, üzüldük yenilince.
Çarşamba Yeşilırmak kıyısında,
Çocuk parkında salıncak sefası sonrası,
Saray Sineması’nda üç film birden
Tadındaydı coşkulu pazarlarımız.
Oysa ne ağır yenilgiler alacaktık sonra,
Ne çok aşklarda yanacaktı canımız.
En zor kazanılan oyun
Hayatmış meğer, sonra anladık.
Gösterişli olmasa da kutlamalarımız,
Biz de üfledik yaş günlerinde mumlu pastalara,
Alkışladık sönünce küçük ellerimizle.
Bilmiyorduk ki
Ne çok mumlar yakacaktık
İmkânsız düşler için,
Ellerimiz kaç kez boş kalacaktı.
Sonra anladık...
Biz de çizdik sayfalara
Mutlu bir ev, yanına ağaç, mavi bulutlar
Ve ardından gülümseyen güneş.
Oysa yan yana ama çok uzak
Hayatlar varmış yaşanan.
Evler mutlu değilmiş her zaman,
Gri de olurmuş bulutlar!
Sonra anladık...
Biz de ter içinde oynadık sokaklarda,
Düştük, bizim de yaralandı dizlerimiz.
Üfleyince hemen geçmiyormuş meğer tüm yaralar,
Hastalıklar, dermansız dertler...
Ölüm diye bir şey varmış!
11 yaşımın 31 Ekim’inde
Son bulan çocukluğumda,
Babamdan sonra tanıdık yetimliği ve ölümü.
Bakma öyle gülen gözlerle,
Şaşkın şaşkın gözlerime çocuk.
Yaklaş, tut ellerimden!
Beni de al, götür çocukluğuna.
Çok yoruldum büyümekten...
Metin Sevindik
(Ocak 2011)
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.