Feyza Can
179 şiiri kayıtlı

Nâle

Feyza Can
40 beğenme · 17 yorum · 2763 okunma

Günün şiiri
Okuduğunuz şiir 21.6.2014 tarihinde günün şiiri olarak seçilmiştir.

Nâle


Şiirin hikayesini görmek için tıklayın


bir merhabanın sonuna eklenmiş veda mendiliyim
çiğnenmiş kaldırım taşının ezikliğiyim
geçtim serin sulardan
siyah ormanlardan
devirdim iri ağaçları üstüme
ayaklarımı yordum da geçtim
vazgeçtim..

koydum dünyayı yanıma
seyrettim iki taşın arasında ezilen kemiklerimi
kimse dur demedi
gel demedi
gittim
giderken anladım zift bulaşmış hiç bir yolun yürünemeyeceğini...

avuç açtım göğe
su ağladım
ateş yandım
diri diri gömüldüm
öldüm bir ara
ölmüşüm gibi
ölecek gibi
tuttum yıllardır çektiğim nefesimi
ölüm siyahı bir yalnızlık seçtim
sonra geçtim gittim...

yakardım kendime
ey kalbim! dedim
telaşınla öl
süzdür kanını
dönme bir daha bu kaburganın içine
çarpacak yerin yok
at kendini bir trenin önüne...

önce kendimden geçtim
evde bırakıp kendimi sonra
asma köprülerden geçtim
hayretlere çarparak tanıştım kendimle
ne çok kirlendim
ne çok düştüm
düş moruyum
morsancıyım
kalkma bir daha ey dizlerim...

kuş kadar yüreğimle uçmayı diledim
iniltiler ülkesi burası
az evvel öğrendim
inledim
ağladım
titredim
ve ben herşeye geçtim...

istanbul gibi aşk;
gezmesi güzel, yaşaması zor..
ne gezdim ne yaşadım
boğazdan yutkunmadan sessizce geçtim...



(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Nâle şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

Nâle şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
levent taner
16 Ocak 2015 Cuma 15:55:51
"istanbul gibi aşk;
gezmesi güzel, yaşaması zor..
ne gezdim ne yaşadım
boğazdan yutkunmadan sessizce geçtim..."

Teşhis mükemmel. Gerçektende yaşam şartlarının güçlüğü tartışılmaz bir husus. Tabi kaymak tabakayı tenzih edebiliriz.

Kendi hesabıma, İstanbul'un hoşuma giden yanlarından biri boğaz kıyısında bir simit yiyip, çay içmenin bile bir lezzeti, albenisi vardır.

Burada, işin özü şu bence. Cebiniz para dolu olacak ama kendi arzunuz dahilinde boğaza karşı simit yiyip, çay içerseniz harika. Yok eğer paranız olmadığı için simit yiyip çay içerseniz boğaza karşı bile çekilmeyebilir. Çünkü gerçek arzunuzu yansıtmıyor ki.

Bir izlenimimi daha paylaşmak isterim. Yanılıyorsam düzeltin lütfen. Ülkemizde örtük bir Payitaht çatışması olduğunu düşünürüm hep. Ankara'cılar ve İstanbul'cular.

İkisinin de körü körüne olanı kötü bence. Ankara'cı İstanbul'un bütün güzelliklerini hiçe sayıyorsa yanlış yapıyor. Aynı şekilde, İstanbul da doğup büyümüş insanlar da İstanbul'u körü körüne savunabiliyor. Hatta dar gelirli, ek iş yapan bir İstanbul'lu bakıyorsunuz, İstanbul da hayat 24 saat devam eder diyerek afra tafra yapabiliyor. Bu bahis doğru olsa bile kimler için geçerli kardeşim, senin için geçerli mi? Sen İstanbul'u hangi boyutta yaşıyorsun. Ceremesini çekiyorsun. Ekonomik sıkıntılarla öyle kuşatılmışsın İstanbul'un güzelliklerini görmüyorsun, hissetmiyorsun bile. Ah! Şu kendimizi yüksekten atma triplerimiz.

Tam tersi İstanbul'u da Ankara'yı da güzellikleri, özellikleri dairesinde yaşadığımız zaman tat alabiliriz diye düşünüyorum. Eski şairlerimizden Yahya Kemal'in bilirsiniz; Ankara'nın en sevdiğim yanı, İstanbul'a dönmesi demesi vardır. Samimidir şair, şiirlerinden de belli değil mi bu? Bir de onun görüp yaşadığı İstanbul şimdi ki İstanbul mu sanki? Aynı şekilde siyaset ve spor bilimcilerimizden Kurthan Fişek de tam tersi bir söyleyişle İstanbul'un en sevdiğim yönü Ankara'ya geri dönmesi der. O da içtendir. Doğma büyüme Ankara'lı ve Siyasal'ci bir hoca değil miydi? Atatürk ve Cumhuriyet başkenti Ankara imgesiyle yetişmiş bir insan olması elbette söylediği sözü içselleştirdiği anlamına gelir.

Bu tip içtenliğiyle kendini gösteren, sevimlilik kazanan durumlar vardır elbet. Ancak genel anlamda ön yargılara ve taassuba kendimizi kaptırmadık mı çatışmalı gibi görünen birçok öge güzel, doğru, iyi olabilir.

Sözü uzattığım için affınıza sığınıyorum. Güzel şiiriniz için teşekkür ediyorum. Her ne kadar başarılı ürünlerinizden biri gibi durmasa da. Yo şaka diyorum, başarılı başarılı. Ah bu zevzek yanım. Huyumdur efendim; Ne zaman çizmeyi aşsam kendimi Alp'ler de hissediyorum. Bir tür Heidi sendromu mudur nedir?

O değil de; Yüreğiniz solmasın, kaleminiz daim olsun dilerim.

levent taner tarafından 1/16/2015 7:37:53 PM zamanında düzenlenmiştir.
f.liz
4 Ağustos 2014 Pazartesi 19:12:03
''koydum dünyayı yanıma
seyrettim iki taşın arasında ezilen kemiklerimi
kimse dur demedi
gel demedi
gittim
giderken anladım zift bulaşmış hiç bir yolun yürünemeyeceğini...''

bilir misin?
bilirsin elbet, canını acıtan sancının lisanını bulunca bir başkasının yaralı satırlarında, nasıl yağmur olunur...
teşekkür ederim.






lemide
27 Haziran 2014 Cuma 17:33:51
Bazen insan yazmaz olayı yaşar ruhu taşınır o kimliğe bürünür vel hasıl Usta şairim ki bunu yaşamış ve bizlerde adım adım yaşattı teşekkürler Sayın can
-Ezrak Rahel-
22 Haziran 2014 Pazar 23:21:20


kilometrelerce sevilenin
acısı da büyüktür elbet


çok sevgimle can feyzam
çığlık bıraktım sessiz harflerle



...



Rampaların Ustası
22 Haziran 2014 Pazar 20:34:52
bazı şiirler şairlerini aşarlar..

işte öyle bir şey.

tebrik ve selam..
deniz-ce
22 Haziran 2014 Pazar 20:33:39
Sonuna dogru iyice sahlanmis siir
Tebrikler.
küsss
22 Haziran 2014 Pazar 17:08:25
Uzun zmandir okudugum en en guzel siirdi..okumayi ozledigim tarzdan.. bi ruhu olan,sanciyan ve ayni zmanda sancitan..
Ne diyelim.. yuregin dert gormesin can feyza'm..

Kutladim..sevgimle...
Ebru Alikoğlu
22 Haziran 2014 Pazar 16:25:38

Psikolojide savunma mekanizmaları devamlılık kazandığında anormalleşir kişi tehdit altında kaldığını sandığı benliğini korumaya başlar fakat ama lâkin geçici olduğunu o da anlar fazla geçmeden. Ebru şimdi sen bunları neden yazıyorsuna gelince:) Feyza şiirleri çoğunlukla başarısı -bana göre yüksek- psikolojik hâllere çekebiliyor okuru ve ardından sorgu odanıza girebiliyorsunuz neydi ne dedi neden dedi neresindeyim falanlar...

Ve bu şiiri yine bana göre özel kılan subjektif kurgusu ile 'inilti' finalde aklımıza getirebilir; Mevlânâ'nın ömrünün son on senesinde neden uykusunu kaybettiğini - hâlini-i anlamak için en az onun kadar âşık olmanın gerekliliğini... Galiba işte böyle ne kadar aşikâr etmiş denilirse denilsin yazanı şiiri anlamak için belki de bir şeyler yapamazsınız -geçiniz- bile demiş olabilir...



Sevgiler Feyza'ya...
Göktürkmen
22 Haziran 2014 Pazar 14:13:20
Çok iyi bir şiir.. çok isabetli bir seçim olmuş. "The Poem Jury"e ;) teşekkürler...

Kutluyorum değerli şairi; yalnız "morsancı" sözcük etimolojisi ve semantiğini, şiirsel olarak ve okumalarda farklı anlamlara gelecek bir tarzda yazsaydınız, daha genele nesnel olabilirdi !

Şiir, sizin de malumunuzdur; biz ne kadar istesek kişiye öznel ve genele göreceli nesnel olmak kadersizliğini aşamıyor.

Mor sancı ve "morsancı" yazımının, ilkin de, aristokratik ikincisinde de feminel algı ve olgulaştırmasına neden oluyor !...

Bu tespiti okuyan (suje) açısından yapıyorum.. benim okumalarım, metin veya manzumu çoklu disiplinlerle okumak tercihlidir.. farklı algıyı buna verebiliriz.

Kavramı anlamlandırmayı, okura bıraktıysanız eğer, okuyan nasıl anlarsa dediyseniz; o durum müstesnadır...

Esenlikle...


Göktürkmen tarafından 6/22/2014 4:51:34 PM zamanında düzenlenmiştir.
beren yılmaz
22 Haziran 2014 Pazar 08:37:49
yokkk bir şiirr..hem de ist..kadar güzellllll..
maverayailkyolcu
22 Haziran 2014 Pazar 04:10:24
önce kendimden geçtim
evde bırakıp kendimi sonra
asma köprülerden geçtim
hayretlere çarparak tanıştım kendimle
ne çok kirlendim
ne çok düştüm
düş moruyum
morsancıyım
kalkma bir daha ey dizlerim...


kuş kadar yüreğimle uçmayı diledim
iniltiler ülkesi burası
az evvel öğrendim
inledim
ağladım
titredim
ve ben herşeye geçtim...

istanbul gibi aşk;
gezmesi güzel, yaşaması zor..
ne gezdim ne yaşadım
boğazdan yutkunmadan sessizce geçtim...
...

Bekle nereye?
Geçme şiir den kal orda,
Uygun bir şiiirde inesim vardı,
inemedim...
Devam,
yüreğine sağlık...klişe olacak lakin,
o zaman derim ki;
Güzel di sıfat diye yetecekse.
Selam saygı muhabbetle.
Dua...
KUVVA
22 Haziran 2014 Pazar 01:54:12
Feyza Hanım bu kadar arabesk değildi şiirlerin ne oldu mirim:)))
Fırat Bal
22 Haziran 2014 Pazar 01:09:58
Yakışmış güne ve hak etmiş de...

Tek nefeste okudum ki, hakikatten dili çok usta işlenmiş ve de oldukça sürükleyici bir anlatım kullanmayı başarmışsınız.

Konu seçimi olarak da başarılı.

Özetle olmuş yahu :))

Tebrik eder, başarılarınız devamını dilerim.

Siz hep yazın değerli şair !
-Nawal
22 Haziran 2014 Pazar 00:01:46

sanırım yutkunamıyorum

...

demiştim içimden de bu şiirin yeri burası diye

tebrik ediyorum canım benim

...

Çimlerin Melodisi tarafından 6/22/2014 12:02:48 AM zamanında düzenlenmiştir.
türkmendağlı
21 Haziran 2014 Cumartesi 23:31:27
bir merhabanın sonuna eklenmiş veda mendiliyim
çiğnenmiş kaldırım taşının ezikliğiyim
geçtim serin sulardan
siyah ormanlardan
devirdim iri ağaçları üstüme
ayaklarımı yordum da geçtim
vazgeçtim..

koydum dünyayı yanıma
seyrettim iki taşın arasında ezilen kemiklerimi
kimse dur demedi
gel demedi
gittim
giderken anladım zift bulaşmış hiç bir yolun yürünemeyeceğini...


avuç açtım göğe
su ağladım
ateş yandım
diri diri gömüldüm
öldüm bir ara
ölmüşüm gibi
ölecek gibi
tuttum yıllardır çektiğim nefesimi
ölüm siyahı bir yalnızlık seçtim
sonra geçtim gittim...

yakardım kendime
ey kalbim! dedim
telaşınla öl
süzdür kanını
dönme bir daha bu kaburganın içine
çarpacak yerin yok
at kendini bir trenin önüne...

önce kendimden geçtim
evde bırakıp kendimi sonra
asma köprülerden geçtim
hayretlere çarparak tanıştım kendimle
ne çok kirlendim
ne çok düştüm
düş moruyum
morsancıyım
kalkma bir daha ey dizlerim...


kuş kadar yüreğimle uçmayı diledim
iniltiler ülkesi burası
az evvel öğrendim
inledim
ağladım
titredim
ve ben herşeye geçtim...

istanbul gibi aşk;
gezmesi güzel, yaşaması zor..
ne gezdim ne yaşadım
boğazdan yutkunmadan sessizce geçtim...




Şiiriniz güzeldi kutluyorum.Yunus diyarından selamlar.
ÖYLESİNE...
21 Haziran 2014 Cumartesi 22:29:31
dur!
frezya...
21 Haziran 2014 Cumartesi 22:26:15
rayları taşlayan çocuk
sen neden öykünürsün çift kanatlı kuşlara
onlar gagalarından öpülür
onların teleklerinden
çırpındıkça hayat dökülür...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.