(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Güzel ve duygu yüklü bir şiir olmuş hocam. Okurken mısraların içindeki samimiyeti ve emeği hissettim. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Selam ve saygılarımla.
"Giydilerse ateşten bir elbise / Aşk elinden çile çeken herkese" derken o 11’li hece nizamının gür avazıyla hayatın o en yakıcı menzillerine ne kadar vakur bir ayna tutmuşsunuz. "Özlemek ne beklemek ne diyene / Sabır taşı diye sen bizi anlat" mısralarınızdaki o sarsıcı duruş, kalemin vakarını kalbin dürüstlüğüyle mühürleyen bir şairlik göstergesidir.
İmkansız aşklara boyun eğenlere, yuvadan kuş gibi atılanlara ve yalan dünyanın tüm o sessiz hırpalamalarına inat; "Şiirle dağlayıp gülmeyi anlat" diyerek acıyı bile asaletle göğüsleyen o dürüst, o ödünsüz kaleminizi içtenlikle selamlıyorum. "ANLAT" adını verdiğiniz bu değerli başyapıtın satırlarındaki o derin sükut-u hayal ve dert ortaklığı, okuyanın hafızasında yer edecek çok kıymetli bir sestir. Kaleminize, o koca şair yüreğinize sağlık...
"Gül ile bülbül" gibi köklü imgeleri modern bir iç çekişle buluşturup; sükut-u hayali, imkânsız sevdaları ve gurbet yalnızlığını bir potada eritmiş. "Yuvadan kuş gibi atılmak" benzetmesi, hüznün derinliğini çok yalın ama bir o kadar vurucu kılmış.
11'li hece ölçüsünün o kendine has süzülen akışıyla yazılan dörtlüklerde ses uyumu mükemmel bir melodi oluşturuyor. Redif ve kafiyelerin uyumu şiiri okutmaktan ziyade âdeta söyletiyor.
En etkileyici yanlarından biri de acıyı ve hasreti dindirmenin yolunu yine "şiire" bağlaması. "Aşk ateşi yüreğini yakınca / Şiirle dağlayıp gülmeyi anlat" dizeleri, acıdan bir estetik çıkarma zarafetinin en güzel kanıtı. Kendi yarasına merhem arayan değil, yarası olan herkese tercüman olmaya niyetlenmiş asil bir kelam. Sitemi bile incitmeden, zarafetle dile getiren; hüznü yücelten çok içten ve duygu dolu bir eser. Kaleminize, yüreğinize sağlık; ilhamınız daim olsun!
İmkânsız bir aşkın içinde vefayla bekleyen yüreğin sızısı ve vakarı dokundu bana, Melahat Hanım. “Özlemek ne beklemek ne diyene / Sabır taşı diye sen bizi anlat” dizeleri, hasretin insanı nasıl sessizce sınadığını çok içten dile getiriyor. “Şiirle dağlayıp gülmeyi anlat” sözü ise acıyı inkâr etmeden onunla yaşamayı ve yarayı şiirle mühürlemeyi güçlü biçimde hissettiriyor. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
“Yuvadan kuş gibi atılanlara” dizesinde durdum ... insanın ait olduğu yerden koparılmasının acısı içime işledi.
Şiirini okurken yalnızca bir aşkı değil, o aşkla birlikte yitirilen yuvayı da düşündüm. “Sen bizi anlat” deyişin, unutulmaktan korkan iki kalbin sessiz ricası gibi geldi bana. Kavuşamamak ne kadar acıysa, yaşananların hiç yaşanmamış sayılması da o kadar ağır. Sen bu dizelerde hem sevdanın ateşini hem de ona rağmen korunan vefayı anlatmışsın. Bana, bazen bir insanın hikâyesini hatırlamanın da ona sahip çıkmak olduğunu hissettirdin.
Yüreğime dokunan bu içten şiirin için teşekkür ederim canım arkadaşım.
Kalemine, güzel gönlüne sağlık... seni sevgiyle kucaklıyorum.
aşkın getirdiği çile, imkansızlık, hasret ve kırgınlıkları sabır ve vefayla göğüsleyen aşıkların hislerini, başkalarına muhtaç olmadan şiir ve samimiyetle ifade etme arzusudur. Kalemin daim olsun inşallah
Şair: Melahat Çetinkaya Şiir: ANLAT Değerlendirildiği Salon: İmkânsız Aşkların Nüfus Sayımına Alındığı, Sabır Taşlarının Psikolojik Destek İstediği, Gül ile Bülbülün Fazla Mesaiden Kaçtığı ve Bizi Anlat Talimatının Altı Kıtadır İptal Edilemediği Salon
Melahat Çetinkaya Anlat deyince Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri meseleyi biraz yanlış anlayıp RUSAMER Basın Sözcülüğünü topladı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimize ayrı ayrı görev dağıtıldı: Vefayı biri anlatacak, sadakati öteki, hasreti üçüncüsü, imkânsız aşkı dördüncüsü. Beşinci sakin sabır taşını getirmek üzere depoya gönderildi. Bir saat sonra eli boş döndü. Sabır taşı istifa etmiş. Gerekçesi de hazırmış: Ben taşım ama bu kadar aşk yükünü ben de taşıyamam. Şiirin temel damarı ise sağlam; sevgiliye yalnız beni anlat demiyor, beni, seni ve bizi anlattırarak aşkı iki kişilik bir hatıradan ortak bir hikâyeye dönüştürüyor.
Ali Bakırcıoğlu Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Elbiseci Eşref, Giydilerse ateşten bir elbise / Aşk elinden çile çeken herkese / Dilin döndüğünce sen bizi anlat bölümünde yangına dayanıklı kumaş aramaya başladı. Ateşten elbise aşk şiirinin tanıdık acı imgesine yaslanıyor ama sen bizi anlat nakaratıyla kişisel yaranın kapısı başkalarına açılıyor. Yalnız ilk dizedeki Sarılıp onulmaz hayale düşe kuruluşu dil bakımından biraz sıkışık; hayale mi, düşe mi sarılındığı ilk okumada birbirine giriyor. Eşref ateşten elbiseye garanti vermedi; aşk ürünü olduğu için değişim ve iade kabul edilmediğini bildirdi.
Âşık Hüseyin Topal Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Vefacı Veli, ikinci kıtada Uzakta arama sen beni anlat / Yad ele gerek yok sen seni anlat dizelerine gelince RUSAMER Adres Tespit Servisini kapattı. Şiirin güzel oyunlarından biri burada: Önce beni, sonra seni, başka yerlerde bizi. Böylece iki sevgili birbirinin tarifine dönüşüyor. Veli vefayla sadakatin adresini sordu; sistem sevgilinin kalbini gösterince navigasyon hedefe ulaştınız dedi, fakat yolcunun hâlâ hasrette olduğu anlaşılınca cihaz teknik servise gönderildi.
Ozan Diyari – Erdoğan Başıbüyük Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Sabırtaşı Saffet, Özlemek ne beklemek ne diyene / Sabır taşı diye sen bizi anlat bölümünde görevi kabul etmek istemedi. Bu kıta şiirin düşüncesini en berrak kuran bölümlerden biri; özlemek ve beklemek doğrudan tarif edilmiyor, sevgililerin yaşadıkları o kavramların karşılığı yapılıyor. Saffet sabır taşını kucağına aldı, taş çatladı. RUSAMER bilirkişi raporuna göre çatlamanın nedeni jeolojik değil, Melahat Çetinkaya kaynaklı yoğun hasret basıncı.
Manilerin Sultanı – Mine Erdoğan Dal Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Bülbülcü Binnaz, Gül ile bülbüle sen beni anlat / Sükut-u hayale uğrayanlara / Açıp yüreğini sen seni anlat bölümünde gülü ve bülbülü ifadeye çağırdı. Gül-bülbül ve sükût-ı hayal klasik şiir mirasının çok tanıdık unsurları; dolayısıyla şiirin en özgün bölgesi burası değil. Üstelik doğru yazımı sükûtuhayal biçiminde değerlendirmek daha yerinde. Binnaz bülbüle aşkı anlatmaya başladı; bülbül dilekçe verdi: Yüzyıllardır bu işin içindeyim, bana hizmet içi eğitim vermeyin.
Ozan Azabi – Hacı Musa Tuncer Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Kuşçu Kudret, Yuvadan kuş gibi atılanlara / Bıkıp usanmadan sen bizi anlat dizelerinde kuşları toplamaya çıktı. İmkânsız aşk, hasret ve yuvadan atılma aynı kıtada aşkın yalnız romantik değil, dışlanmış ve korunaksız tarafını da gösteriyor. Ancak ilk iki dizedeki İmkansız aşklara tutulanlara / Hasrete gönüllü katılanlara birbirine yakın duyguları yeniden söylüyor. Kudret yuvadan atılan kuşu geri koydu; kuş tekrar çıktı. Üçüncü denemede bunun şiirsel kader olduğuna karar verip tutanak tuttu.
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesinde kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Dağlamacı Dursun, finalde Aşk ateşi yüreğini yakınca / Şiirle dağlayıp gülmeyi anlat dizesini görünce RUSAMER Cerrahi Şiir Servisini açtı. İşte şiirin en güzel buluşlarından biri burada: Ateşin açtığı yara yine ateşle, fakat bu defa şiir ateşiyle dağlanıyor. Ardından Mutluluğa uzaklardan bakınca / Akan göz yaşını silmeyi anlat gelerek şiiri yalnız acıda bırakmıyor; acıyla yaşama becerisine taşıyor. Dursun yüreği dağlamaya şiir kitabıyla girişince Sağlık Müdürlüğü müdahale etti; şiirin yalnız mecazen uygulanmasına karar verildi.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Anlat, aşkı tarif etmek yerine âşıkları onun canlı deliline dönüştüren bir şiir. Beni, seni, bizi geçişi ile sabır taşı ve şiirle dağlamak metnin güçlü tarafları; gül-bülbül, ateş ve hasret çevresindeki bazı tanıdık imgeler ise şiirin özgün sesini yer yer geriye çekiyor.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri değerlendirme bitince RUSAMER Basın Sözcüsüne şiirin anlatılıp anlatılmadığını sordu. Sözcü dosyaya baktı: Vefa anlatıldı, sadakat anlatıldı, hasret anlatıldı, imkânsız aşk anlatıldı, gül ile bülbül dinlendi, kuş yuvaya geri konuldu, sabır taşı çatladı, yürek şiirle dağlandı. Efendi son soruyu sordu: Peki bunların aşkı ne oldu? Cevap gelmedi. Bunun üzerine Kalburabastî masaya mührü vurdu: Demek ki hâlâ anlatılamamış. Şiir görevine devam etsin.
RUSAMER Ayniyat Müdürlüğü yalnız sabır taşının zararını kimin ödeyeceğini sordu. Melahat Hanıma fatura çıkarılması teklif edildi. Ser Feyzlizof reddetti: Kadın altı kıtadır aşk acısı çekiyor, bir de taş parası mı isteyeceğiz? Masrafı İmkânsız Aşklar Genel Müdürlüğüne yazın.
Aşkın en uzun tarifi bazen iki kelimedir: Bizi anlat.
Sabır taşı çatlıyorsa suç taşta değil, içine sığdırılmaya çalışılan hasrettedir.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.