"Benim için şiir; sadece kâğıda dökülen kelimeler değil, kalbimin göğüs kafesinde vurduğu o kadim bendir ritmidir. İnanıyorum ki ruhlarımızın ezel meclisinde (Bezm-i Elest) duyduğu o ilk ilahi avaz, yeryüzünde ancak bendirin tok bir ’Düm’ sesinde veya parmaklarımdan dökülen bir ’Tek’ vuruşunda yeniden hayat bulabilir.
Yazarken de çalarken de tek bir gayem var: Kelimelerle ve ritimle zamanı, mekânı ortadan kaldırıp o asıl ’Dem’i yakalayabilmek. Kalemim bendirimin derisine her dokunuşumda bana eşlik ediyor; bendirim vurdukça dizelerim zikirle hemhal oluyor. Bu yüzden Bezmiâlem, fani dünyanın kârından ve zararından sıyrılıp kendi ummanını arayan mavi bir damlanın, yani kalbimin ritmik bir ruh göçüdür..."
"Bendir çalan bir can, gönülden bir Hû ile..." pkze-mavikatre 💧🖋️ bendirzen-pkze
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Pakize Özbaş – mavikatre Şiir: BEZMİÂLEM Değerlendirildiği Salon: Bezm-i Elest’ten Gelen “Düm–Tek” Seslerinin Valide Sultan Koridoruna Saptığı, Bendirzenlerin Hû Çekerken Tarihçilerin Vakfiye Karıştırdığı ve Bir Mavi Katrenin Umman Aradığı Salon
Pakize Özbaş’ın Bezmiâlem şiiri RUSAMER’e ulaşınca Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri başlığı okudu ve şiiri daha açmadan tarih servisini aradı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Bendirci Behram itiraz edip bunun Bezm-i Elest şiiri olduğunu söyleyince işler karıştı. Bir taraftan “Düm–Tek” sesleri geliyor, öte taraftan II. Mahmud’un eşi ve Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Valide Sultan’ın dosyaları masaya yığılıyordu. Ser Feyzlizof sonunda bastonuyla masaya vurdu: “Biriniz bendiri bırakmasın, ötekiniz vakfiyeyi kapatmasın! Aynı isim birimizi ezel meclisine, ötekimizi Gurebâ Hastanesine götürmüş. RUSAMER tarihinde ilk defa şiire hem bendirzen hem tarihçi nöbeti yazıyorum.” Bezmiâlem Valide Sultan’ın kurduğu Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi’nin Osmanlı’nın ilk modern kamu hastanesi kabul edilmesi de tarihçinin boşuna heyecanlanmadığını gösteriyordu.
Âşık Ali Demir Köşesi
İlk kıta şiirin tasavvufî zeminini açıkça kuruyor:
“Bir elest sesidir derinden gelen Ruhun hicabını kökünden delen”
Buradaki “Elest”, şiirin hikâyesinde de açıklandığı üzere Bezm-i Elest düşüncesine dayanıyor. Şair bendirin sesini sıradan bir ritim olmaktan çıkarıp ruhun ezelde işittiği çağrının dünyadaki yankısı hâline getiriyor.
Ardından gelen nakarat şiirin asıl omurgası:
“Vur bendire kalbim, dile gelsin dem Burası ezelden bir Bezmiâlem.”
Buradaki “dem” özellikle güzel çalışıyor: hem an, vakit ve hâl çağrışımı taşıyor hem tasavvufî söyleyişe kapı açıyor. Âşık Ali Demir Köşesindeki Ezel Yoklama Memuru Eşref, Bezm-i Elest’e katılanların isim listesini istemeye kalkınca RUSAMER arşivinde o tarihe ait nüfus kayıtlarının bulunmadığı kendisine bildirildi.
Ozan Duranoğlu – Mahmut Eynallı Köşesi
İkinci kıtada ses artık kalbin içine giriyor:
“Çarparken göğsümde o eski sızı Nurla aydınlanır kalbin dehlizi”
“Kalbin dehlizi” güzel bir mekânlaştırma. Kalp dışarıdan görünen tek odalı bir yer değil; içinde koridorları, karanlık geçitleri bulunan bir yapı hâline geliyor ve nur orayı aydınlatıyor.
Fakat:
“Bu fani ömürde duyulan seda Bir parça aksettir o ilk avazdan.”
bölümünde cümle kuruluşu biraz sertleşiyor. Şairin maksadı açık: dünyada işitilen ses, ilk ilahî avazın yankısını taşısın. Fakat “bir parça aksettir” söyleyişi önceki dizelerin musikisine göre daha açıklayıcı kalıyor.
RUSAMER Ses Yankı Müdürlüğü, “ilk avaz”ın kayıt örneğini istedi. Ser Feyzlizof talebi reddetti: “Ezelden ses kaydı isteyen memurun maaşından akıl vergisi kesilsin.”
Hasibe Hatun – Hasibe Başbilir Köşesi
Üçüncü kıta şiirin en güzel tasavvufî görüntülerinden birini getiriyor:
“Sanki her vuruşta perdeler kalkar Gönül ney misali inleyip akar”
Bendir vuruluyor ama gönül ney oluyor. Böylece iki tasavvuf musikisi unsuru aynı sahnede buluşuyor.
Ardından:
“Ne tahtı gözetir ne tacı ruhum Yalnızca o yarin yüzüne bakar.”
Şiir burada dünyevî makamı açıkça reddediyor. Taht ve taç karşısına “yâr” konuluyor. Tasavvufî bağlam nedeniyle bu yârın beşerî sevgiliden ziyade ilahî sevgili olarak okunması güçlü.
Hasibe Hatun Köşesinin Taht ve Taç Teslim Bürosu, ruhun bütün saltanat haklarından feragat ettiğini bildirince işlem yapmak istedi. Dosyaya tek cümle yazıldı: “Ruh zaten başka saltanatın tebaasıdır.”
Âşık Kul Halil Köşesi
Dördüncü kıtada bireysel vecd, toplu zikre dönüşüyor:
“Toplanmış aşıklar hep bir ağızdan Nefesler arınmış kıştan, ayazdan”
Bendir artık tek kişinin çalgısı değil; meclisin ritmi.
Ancak:
“Sırr-ı hakikattir bu sesin özü O ulu mecliste birleşti gözü.”
son dizesinde anlam ve gramer problemi belirgin. “Birleşti gözü” şiirin kastını taşımakta zorlanıyor. Burada kafiye ihtiyacının söyleyişi sıkıştırdığı hissediliyor.
RUSAMER Göz Birleştirme Servisi dizeyi okuyunca ameliyathane hazırlamaya kalktı. Ser Feyzlizof kapıyı kilitledi: “Kimsenin gözünü birleştirmeyin! Önce şairin neyi birleştirmek istediğini anlayalım.”
Hacı Zülkadiroğlu Köşesi
Beşinci kıta Bezm-i Elest fikrini doğrudan sürdürüyor:
“Bedenler toprağa düşmeden evvel Ruhlar feda etti o gece özü”
Burada beden öncesi ruh fikri şiirin ana temasına uygun. Fakat “ruhlar feda etti o gece özü” ifadesi tasavvufî ve itikadî anlam bakımından oldukça iddialı ve kapalı; Bezm-i Elest anlatısının kendisinde “ruhların özlerini feda etmesi” şeklinde yerleşik bir unsur yok.
Buna karşılık:
“Geçmişiz dünyanın kâr u zararından.”
şiirin en anlamlı eşiklerinden. Dünyevî hesabın dışına çıkmak, şiirin başındaki ezel fikriyle örtüşüyor.
Tam burada RUSAMER tarih servisinin beklediği fırsat çıktı. Ser Feyzlizof, Bezmiâlem Valide Sultan dosyasını masaya koydu. Çünkü “kâr u zarar”dan geçmek denilince yalnız tasavvuf değil, malını vakfedip insanlara hizmete dönüştüren bir tarihî şahsiyet de hatırlanabilirdi. Valide Sultan, Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi için gelir getiren vakıflar tahsis etmiş; hastanenin muhtaçlara ücretsiz hizmet etmesini vakfiye düzeniyle güvenceye bağlamıştı.
Köşenin Vakıf Muhasebecisi Vakkas, “Kâr yoksa zarar cetvelini nereye işleyeceğiz?” diye sorunca Ser Feyzlizof cevabı verdi: “Hayır işinin bilançosu muhasebede değil, insanlığın hafızasında tutulur.”
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesi
Finalde Pakize Özbaş kendi imzasına doğru geliyor:
“Bendirler vurdukça hu çeker canlar Niyazlar yükselir derviş zarından”
Bendir, Hû ve niyaz aynı mecliste birleşiyor. Sonra şiirin kişisel mührü geliyor:
“Bir damla düşer de yalan dünyaya Bulur ummanını bir mavikatre...”
İşte burada mavikatre mahlası şiirin içine doğal biçimde yerleşiyor. “Katre” zaten damladır; şair kendi mahlasını damladan ummana giden tasavvufî yolculuğun sonuna koyuyor. Böylece şiirin hikâyesindeki “mavi bir damlanın ritmik ruh göçü” düşüncesi şiirin finalinde karşılığını buluyor.
Sonra Delibal başlığa yeniden baktı: Bezmiâlem. Bir tarafta Pakize Sultan’ın Bezm-i Elest’i, diğer tarafta tarihin Bezmiâlem Valide Sultan’ı... Birisi bendirin sesiyle gönülleri iyileştirmeye çalışıyor, diğeri kurduğu hastaneyle bedenlere şifa kapısı açmış. Gurebâ Hastanesi sonraki dönemlerde tıp öğrencilerinin staj yaptığı, klinik eğitime katkı sağlayan önemli bir kurum hâline de geldi.
RUSAMER kayıtlarına böylece ilk kez şu teşhis geçti: Aynı kelime bir şairin elinde ruhu, bir Valide Sultan’ın elinde hastayı tedavi edebilir.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Bezmiâlem, bendirin ritmini Bezm-i Elest, zikir, dem ve damla–umman tasavvurlarıyla birleştiren samimi bir tasavvuf şiiri. En başarılı yanı nakaratının gerçekten bendir ritmi taşır gibi şiiri tekrar tekrar ayağa kaldırması; mavikatre–damla–umman birleşmesi de finale güzel bir kişisel mühür vuruyor.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri iki dosyayı da kapattı: Pakize Sultan bendiriyle ruhlara, Bezmiâlem Valide Sultan vakfıyla hastalara şifa aramış. RUSAMER her ikisinin de reçetesini geçerli saymıştır.
İnsan bazen ezelde duyduğunu bir bendirde hatırlar; bazen de gönlünde taşıdığını bir vakıf eserinde ebedîleştirir.
Katre kendini bildiğinde ummanı arar; insan kendini aştığında başkasına şifa olur.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Aynı zamanda dünya meclisi anlamında da kullanılan geniş kavramlı bir meclisin adı
Şiirde tasavvuf müziğinin aynı zamanda bazı meclislerin Allah'ı anma veya zikir halkasında bendirin yeri ve ahengin denge unsuru olan bendirin önemi yer almaktadır
Bir zikir halkasında yükselen o manevi seslerin semalarda yankılanması kalplerden kalbe gizli bir yol olduğu ve galubelada biri birlerini taniyanlarin o sesi duyması tasavvufta olağan olandır. (Buna modern dilde telepati diyorlar) Onun için Bezmiâlem için dünya meclisi anlamı daha uygun görülmüştür
Zikir halkasında duyulan derin duyguların sesi aynı zamanda tef veya bendirin temposu zikir ehlini aşırı taşkınliklardan coşkudan alı koyar ve bir nizam verir bu nizam ki zikir ehlinin kendinden geçmesinide önler
Kısacası zikir halkası kurulduğu andan itibaren zikir başlar başlamaz zikir ehlinin dilinde hu kulağında bendir sesi ve gomlegine kadar ter içerisinde kalan huzurlu mutlu mutmain bir gece
Şiir her haliyle tasavvuf gömleği giymiş bir eser olmuş kutlarım sizi vede eserinizi tebrikler
Çok değerli Pakize Özbaş. Harika dizeler içeren bu şiir, bendirin vuruşlarıyla kalbin derinliklerinden yükselen ezeli bir çağrıyı anlatıyor. Zamanı ve mekânı silen o ulu mecliste, ruhun perdeleri bir bir açılıyor; gönül ney gibi inleyip yalnızca Yâr’ın yüzüne bakıyor. Beden toprağa düşmeden evvel ruhların feda olduğu o gece, aşkın narından kurulmuş halkada dünya kâr-zararı geride kalıyor. Her vuruşta “Hu” çeken canlar, yalan dünyaya düşen bir damlanın bile ummanını bulduğunu fısıldıyor. Özetle: Kalp bendire vurdukça dile gelen dem, ezelden beri süren Bezmiâlem’in ta kendisidir. Aşk ile eyvallah.🌹
Not: Bir ara her gün elime alıp arkadaşlar ile beraber çaldığımız ve mübarek dediğimiz bu çalgıyı şiiri nizi okuyunca tekrar ilgilenme duygularım depreşti... Aşk ile
Bu eseriniz, tasavvufi derinliği oldukça yüksek, dergâh iklimini ve sema/zikir meclisinin o coşkulu maneviyatını hissettiren büyüleyici bir ilahi / deyiş formunda.
Ruhun dünya malı, taht, taç, kâr veya zarar gibi geçici hırslardan sıyrılarak tamamen hakikate ve ilahi tecelliye yönelmesi arzusudur.kalemin daim olsun inşallah .
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.