1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
48
Okunma
Helal Üstüne
Taşın sabrını bildim, suyun acelesini gördüm de
Gözlerinin kıyısında duran o derin sessizliği çözemedim.
Mesele yazılan binlerce şarkının bittiği yerde başlar;
Kimi gülle ölçmüş sevgisini, kimi ahşap bir kafesle,
Oysa ben senin adını bir kalıba sığdırmaktan utandım.
Ne zaman sana dair bir söz kursam,
Toprağın kokusu vurur göğsümün ortasına,
Bir türkü yankılanır uzaklarda, imla bilmez, fasıl dinlemez.
Sana söylenmemiş sözler borçluyum;
Pazarlıksız, gösterişsiz, yalınayak sözler.
Seni sevmek, bir kenti uzaktan seyretmek değil,
O kentin çamurlu yollarında yorulmak,
Soğuk günlerde bir soluk ısınmak gibi.
Saçlarının her telinde bir akşamüstü saklı,
O akşamüstlerinde yorulmuş bir adamın sessiz gölgesi var.
Kibir bilmeyen, imza atmayan, sadece susarak duran...
Bizim sevdamız şarkıların nakaratına sığmaz kadınım;
Işıltılı sahnelerin, süslü lafların harcı değildir bu.
Bir erkeğin eğilmez dediği dizlerinin
Yalnızca senin hürmetine toprağa değmesidir.
Ben sana kavuşmayı bir zafer saymadım,
Sana giden yolu yürümenin kendisini yol belledim.
Adım attıkça ayakkabıma dolan taşlar şahittir,
Göğsümdeki o eski imge, o yorgun sancı şahittir.
Ellerin ki; haram görmemiş sabahlar gibi durur,
Değdiği yeri incitmeyen, esirgemeyen bir merhamet.
Seni bir hevesin kuyutusuna değil,
Ömrün tam ortasına, o en helal köşeye koydum.
Şimdi varsın söylenmiş bütün türküler eksik kalsın,
Şiirler süslü yalanların peşine düşsün.
Ben senin adını, bir erkeğin mahcubiyetiyle
Yüreğimin en derinine kazıdım;
Ne zamanı geçer bu sevdanın,
Ne de bir başka kaleme pay olur gölgesi.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.