3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
70
Okunma

Seher vakti gülzârda safâ-yı yârı sorarım,
Gülün bağrında pinhân olan esrârı sorarım.
Nesîm-i subh ile bir hoş selâm etsem o Cânâna,
Bülbülün nağmesinden aşkın âgâhı sorarım.
Hicâb-ı hicr ile Mecnûn gibi düşsem çöl-i aşka,
Leylâ’nın sahrâsından derd-i dildârı sorarım.
Bir nazra kâfîdir elbet cihân-ı âşıkân içre,
Âyîne-i gönülde akseden envârı sorarım.
Gül-i ruhsârın açtıkça bahâr eyler cihânı hep,
Çınar altında kalmış eski bir yârı sorarım.
Yolunda hâk olup kalmak ne devlet, ey benim Cânım,
Kapında bekleyen ol bî-kesin hâli sorarım.
Fuzûlî’den nâr-ı aşkı, Nâbî’den hikmet-i irfân,
Gâlib’in “Hû”sunda mest olmuş o esrârı sorarım.
Nice erbâb-ı kalem aşkın yolunda nâme yazmışken,
Bir satırda gizlenmiş bin kitap mânâsın sorarım.
Ateş-i aşkına düşmüş olan âşık neden yansın?
Kül olmuş hâlinden ben sırr-ı dildârı sorarım.
“Bu derdin çâresi yok” der bana erbâb-ı akl u fen,
Tabîb istemem artık, derdimin dermânın sorarım.
Bir aramak bin buluşa bedel midir, söyle ey Cân,
Gönül âyînesinde yanan ol nûru sorarım.
Ne şiir ister bu gönlüm, ne gazel, ne şöhret-i dünyâ,
Vuslatın bâbına açılan bir râhı sorarım.
Bergüzâr der: Ey Şâhım, senden özge yok murâdım,
Bir “Hû” deyip kapında kendi özümü sorarım.
Dilim sâkit, gönlüm söyler aşkının esrârını,
Ben seni değil, ey Şâhım, kendimde seni sorarım.
Gönül Adıgüzel Dural
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.