0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma

MUKADDİME
Bu birkaç beyit, aşkın ateşinde pişen bir gönlün visâl arayışıdır. Zîrâ visâl, sanıldığı gibi varılacak bir menzil değil; benlik buzlarının eriyip hakikat güneşine karıştığı sırdır. Aşk, kimi zaman firâk sûretinde görünür; lâkin ayrılık da vuslatın terbiyesidir. Nûra müptelâ olan gönül, esâretini aşkın zincirinde bulur; yanışını ise cesâretinde…
Hakikat yolunda her soru bir kapıdır, her cevap yeni bir hayrettir. Bu beyitlerde soran da gönüldür, cevap veren de gönülde tecellî eden sırdır.
Sordum: “Visâl hani, hangi diyâr içredir?”
Dedi: “Aşk âteşidir, her ne var andan beridir.”
Dedim: “Bu sûz u firâkın sonu gelmez mi aceb?”
Dedi: “Kor kül olmadan dinmez bu ezelî taleb.”
Erimeli dağlarda buzlar, çözülmeli her perdeler,
Bir katre aşk uğruna nice ummanlar geçerler.
“Âh benim bu mahzûn hâllerim…” dedim yanarak,
Dedi: “Gönül, visâl bulunmaz kendinde kalarak.”
Sordum: “Neden müptelâyım ben bu nûr-ı Hudâ’ya?”
Dedi: “Esârettendir; düşmüşsün aşkın sevdâsına.”
Dedim: “Nedir içimdeki bu yanış, bu harâret?”
Dedi: “Ey can, bu sır ancak cesârettendir, cesâret.”
Ne esâret zincirdir Hakk’a kul olanlara,
Ne de yanmak mihnettir aşk ile yananlara.
Gönül Adıgüzel Dural
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.