0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Demir ranzaların, soğuk koridorların arasında sönüp gitti çocukluğumuz.
Yastığım taş, yorganım ayazdı.
Aynaya baktığımda bir çocuk değil, koca bir hüzün görürdüm.
Kimimiz anasının kokusunu rüyada arar, kimimiz bayramlarda kapıya gelen yabancıların arkasından baka kalırdı.
İçimdeki o derin sızı dağlar gibi büyür, kulaklarımda hep Küçük Emrah’ın o yanık sesi yankılanırdı:
"Ben yetim, ben öksüz..."
Yıllarca o yetimhanenin penceresinden dışarıdaki mutlu insanları izledim.
"Acaba," derdim, "bu dünyada bir gün benim de yüzüm gülecek mi?
Biri çıkıp başımı okşayacak mı?"
Gecelerimiz bir başka zindan olurdu; her gece birimiz uyanır, hıçkırıklarımız karanlık odalarda yankılanır, "Ana" diye haykırışlarımız soğuk duvara çarpıp geri dönerdi.
Bayram yerleri cıvıl cıvıl dolarken, bizim bayramlarda gözlerimiz yollara bakar, öylece boşluğa dalardı.
Kimisi uzaktan el ele yürüyenleri görüp "baba" der, içindeki o yangını körüklerdi.
Peki, sorarım size; bizim suçumuz neydi?
Neden bizi bu dünyaya getirdiniz?
Hangi günahın bedelini ödetiyorsunuz bu körpe canilere?
Gülmeyi yasak etmiş bize bu zalim felek, alın yazımız olmuş hep ağlamak ve titremek.
Toklar sofrasında unutulmuş birer artığız biz; vicdansız bu sokaklar, taş kalpli bu insanlar çocukluğumuzu çaldı, tahtlarında nasıl rahat yattılar bilmem ki.
Yalan bu adaletiniz, batsın sizin düzeniniz!
Hani nerde inandığınız o merhametiniz?
Bir kış günü, kapı aralandı.
İçeriye yabancı bir adamla bir kadın girdi.
Kalabalığın arasından süzülüp en arkaya, benim olduğum yere geldiler.
Kadın diz çöktü önüme, ellerimi tuttu.
"Artık bizim evladımızsın" diye fısıldadılar.
Önce inandım, sandım ki bu defa yüzüm gülecek.
Elimden tutup dışarı çıkardılar, "Artık üşümeyeceksin" dediler.
Ama asıl hüsran o zaman başladı; o sıcak sandığım eller bir süre sonra gevşedi, yabancı bir bakışla beni yine yapayalnız bıraktılar.
Verilen sözler yalan, açılan kollar hile çıktı.
Ey sofrasında ekmek kırıntısını bile bize çok görenler, ey anne ve babalar hiç mi vicdanız sızlamadı bizi yetim öksüz bırakarak!
Sizin de o sıcacık yuvalarınız başınıza yıkılsın, vicdanınız kurusun!
Bir kez olsun "bu yetim ne yer, ne içer, canı nasıl yanar?" diye sormadınız.
Sırtınızı döndünüz, acımıza kahkaha attınız.
Bilin ki bu dünya sizin o yalan masallarınıza kalmayacak; kapı yüzüme son kez kapanırken ciğerimden kopup gelen o ah, adalet diye inleyen bu gök kubbeyi başınıza yıkacak!
Kaldırım taşları yine yuvam, o ayaz geceler yine kaderim oldu; yazım kışa döndü, hiç bahar görmedim.
Bütün dünya el ele verip bana sırt çevirdi ama unutmayın; bizim de Allah’ımız var, O bize yeter! BEN YETİM BEN ÖKSÜZ
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.