0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma

Sallanan bir koltuğun içindeyim sanki.
Mavi kelebekler
eteklerimin ucundan tutuyor,
ayaklarıma ninniler söylüyor.
Yastığın içinde
kafam kaybolup gidiyor.
Bin bir türlü yol var orada.
Bazı geceler
o yolların içinde
kendimi kaybediyorum.
Öyle ki
kulaklarımda şarkılar çalıyor.
Kulaklarımın içinden gözler giriyor.
Gözlerimin içinden
uzun şimşekler yayılıyor
Ufukkara/uzaklara.
Sonra
kendimi yatağın içinde buluyorum.
Bağdaş kurmuş.
Sessiz.
Ellerim…
ellerim içimde geziniyor sanki.
Kesildikçe ağrılarım
onlara birer kulak arıyorum.
“Kulaklarım nerede?” diyorum.
“Gözlerim…
ellerim…
hatta burnum nerede?”
Sonra yine bakınıyorum etrafıma.
Ah diyorum,
bu saçlarım…
Saçlarımın içinde
kıvrım kıvrım yollar.
Ve o yolların içinde
Dişlenen ben.
Her gün.
Ansızın.
Kim bilir ne zaman.
Öyle gelir,
öyle gider
isimsiz bir misafir.
Sonra yine dönüp
kendime bakınırım.
Aynalara bakarım.
Yine kendime sorarım:
“Ey Meryem,
hangi yolun yolcususun?”
Hangi yüzyılın,
hangi toprağın üstündesin?
Yeşilde mi?
Şehirde mi?
Karadeniz’de mi?
Yoksa kapkara gözlerin içinde mi?
Belki kendi içimdeyim.
Belki de dışımda.
Ama yine bir Meryem’in
sonsuz kanatlarındayım sanki.
Belki kanımda dolaşıyorum
şifa dilenircesine.
Sonra yine
mavi kelebeklere bakıyorum.
Uyumak için
yastığıma siniyorum.
Sessizce bekliyorum.
Belki
kocaman bir cennet kapısı görürüm diye.
Meryem’in koynuna sokuluyorum usulca.
Yorgun gözlerime düğüm atarak
Yine uykularımda,
yine nefeslerimde,
Kesilen soluklarımda.
yine sevdada,
yine umutta
kendimi bekliyorum...
Ben//sizce...
Özlem Maria
16 mayıs 2026
Cumartesi
21.10
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.