2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
60
Okunma
Gök yarıldı o gün, arş-ı muazzam ağladı,
Kum savruldu çöle, nehir yatağın bağladı.
Zaman durdu, mekân sustu, kâinat kan kustu,
Zulmün ordusu sarmışken o pak ve ulu dostu.
Ey Medine’den çıkan nur, ey Ali’nin can özü,
Sana bakan gözlerde parlar Hakk’ın öz sözü.
Fatıma’nın kucağında büyüyen o nazlı gül,
Şimdi çöller ortasında sessiz feryat, bülbül.
Bir yanda saltanatın karanlık, kör hırsı var,
Bir yanda göğsünü siper eden yetmiş iki yâr.
Su sustu, feryat büyüdü Fırat’ın kenarında,
Bir damla rahmet arandı zalimin pazarında.
Güneş bir kor gibi indi mazlumların üstüne,
Kılıçlar çekildi o gün peygamberin nesline.
Asgar’ın dudakları kurumuş bir yaprak gibi,
Toprak utandı altından, sızladı toprak gibi.
Yezid’in askerleri sarmış suyun yollarını,
Kırmak isterler hürriyetin asil kollarını.
Ama bilmezler ki iman zincire vurulamaz,
Hakk’a yürüyen o canlar kanla durdurulamaz.
Oklar uçtu karanlıktan mübarek sinelere,
Feryatlar ulaştı o an yedi kat göklere.
Kâsım düştü, Ekber düştü, kollar koptu sancağın,
Gözü yaşlı kaldı sarayında o ulu otağın.
Ve yürüdü meydana Hüseyin, heybeti dağ gibi,
Arkasında ümmetin sönen son ışığı gibi.
Dedi: "Ben Mustafa’nın torunu, Ali’nin oğluyum,
Zalime boyun eğmem, ben hürriyet yoluyum!"
Kılıçlar darbe vurdu, hançerler indi pak tene,
Zemin sarsıldı o an, feryat koptu bin senedir gene.
Şimir elinde hançerle kıyarken o cana,
Gökten melekler indi, bulandı dünya kana.
Zeynep feryat eyledi, çölü tuttu bir figan,
"Ya Muhammed! Bak gör, koptu bugün âhir zaman!"
Mübarek başı kesildi ehl-i beytin şahının,
Arşa ulaştı feryadı o mazlum günahsızın.
Bugün mâh-ı Muharrem’dir, cihan kan ağlar şimdi,
Yüreklerdeki o sızı dinmeyen bir kor gibi.
Kerbelâ bir coğrafya değil, bir duruştur bize,
Haksızlık karşısında diz çökmeyen ruhumuza.
Sultanlar göçüp gitti, saraylar oldu talan,
Yezid’in adıdır tarihte nefretle anılan.
Ama Hüseyin yaşıyor her mazlumun sesinde,
Adaletin, direnişin en son nefesinde.
Selam olsun sana ey Kerbelâ’nın ulu şahı!
Selam olsun yıkanlara o karanlık siyahı!
Kıyamete kadar sürecek bu kutsal matemin,
Sen şahidisin yeryüzünde hakkın ve adaletin.
Güneş utandı o gün, bulut ardına saklandı,
Hüseyin’in kanıyla çölün kumları aklandı.
Her bir zerre feryat etti, taşlar dile geldi de,
Zulmün defteri o gün zifiriye boyandı.
Rüzgâr esti kederle, savurdu küllerini,
Kuruttu zalim felek gonca gülün dilini.
Ağla ey asuman, ağla, bu dert derman bulmaz,
Kestiler feryat ile hakkın uzanan elini.
Zeynep’in omuzunda yüklerin en ağırı,
Yırtıyor gökyüzünü sessizliğin çığlığı.
"Kardeş!" dedi, seslendi o vahşi sonsuzluğa,
"Seni vuran ellerin kurusun tez varlığı."
Ok saplandı bağrına canların en canının,
Hesabı sorulmadı dökülen temiz kanın.
Göz yumdu kör dünya bu vahşi katliama,
Direği yıkıldı o gün dinin ve imanın.
Abbas’ın kolları ki su taşırken kesildi,
Fırat’ın kenarına bir kara perde indi.
"Su!" diyen bebeklerin feryadı arşa çıktı,
Zalimlerin sarayı o feryatla yıkıldı.
Ne taht kaldı Yezid’e, ne o saray, ne o şan,
Tarihin çöplüğünde ismi nefretle anılan.
Hüseyin ise her dem yüreklerde bir sancak,
Hakkı haykıran dilin tahtındadır her zaman.
Ey Kerbelâ! Toprağın misk-i amberden yüce,
Sende saklı duruyor sırların en derini gecelerce.
Yetmiş iki can verdin toprağın bağrına yar,
O günden beri her gün Muharrem’dir bizlere.
Bu şiir bitmez ulu, bu yara hiç kapanmaz,
Hüseyin’i sevmeyen gerçek imana varmaz.
Gökler şahit olsun ki, o kutlu şahadete,
Zalimlerin zulmü yanına kâr kalmaz.
Selam ola canlara, selam ola o şaha,
Duruşumuz fedadır o mukaddes sabaha.
Kerbelâ bir mekteptir, eğilmeyen başların,
Adını altın harfle yazdık biz bu yola...
Ufuk Güney
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.