0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
48
Okunma
ETME
Gurbet, cebimde taşıdığım demirden bir anahtar,
Ama hiçbir kapı sana açılmıyor.
Yüreğim bir mızrap vuruşuyla irkilen eski bir saz,
Susturma telleri,
Feryadımı lal etme...
Şems’in gözlerindeki o hırçın yangın düştü sılama,
Hangi yana baksam tecelli, hangi yana baksam kül.
Mevlânâ gibi diz çöktüm zamanın eşiğine,
"Gel" diyorsun ya hani,
Geldim işte...
Beni buralarda nefessiz, beni sensiz etme.
Hasret dediğin ne ki?
Bir semazenin eteğinde dönen dünya kadar baş döndürücü,
Ve bir o kadar dilsiz.
Özlem, içimde büyüyen o devasa kördüğüm,
Çözmeye gücüm yetmiyor.
Aşkı bir ömür sırtında taşıyan bu ham teni,
Pişmeden, yanmadan toprağa yâr etme.
Sazımın perdelerinde gezinir parmaklarım,
Her perdede bir ayrılık makamı,
Her vuruşta bir hicran sızısı...
Ben zaten vatanımdan uzağım,
Bir de sen kendi dergâhından,
Gönlünün o uçsuz buçaksız ülkesinden
Sürgün etme beni.
Bırak, dönsün devran.
Bırak, erisin Şems’in ışığında bu buz tutmuş yalnızlık.
Canı, cananın ney sesine kat da öyle git...
Yüz çevirme benden,
Beni bende bırakıp,
Kendi vatanımda el etme beni...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.