2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma
Hüzün, sessiz bir misafirdir gönülde,
Kapıyı çalmaz, usulca girer içeri.
Bir eski fotoğrafın sararmış kenarında,
Bir yarım cümlenin titrek hecelerinde,
Bir vedanın ardından susan sokaklarda
Kendine ince bir yuva kurar.
Kimse görmez omuzundaki yükünü,
Gülüşünün ardına saklarsın kederi.
Kalabalıklar alkış tutarken hayatına,
İçinde sessizce çöker koca şehirler.
Her insan biraz eksik, biraz yarımdır;
Hüzün, bunu en iyi bilen öğretmendir.
Bir zaman vardı, gökyüzü daha maviydi,
Rüzgâr çocukluğun kokusunu taşırdı.
Annemin sesi akşam ezanına karışır,
Babamın gölgesi kapının önünde uzardı.
Şimdi anılar, eski bir sandığın dibinde,
Tozlanmış mektuplar gibi bekliyor.
Gece uzadıkça büyüyor yalnızlık,
Yıldızlar bile susmayı öğrenmiş sanki.
Ay, bulutların ardında ağlayan bir yüz,
Rüzgâr, kaybolmuş isimleri fısıldıyor.
Ben ise kırılmış bir saatin içinde,
Durmayan zamanı dinliyorum.
Her giden biraz daha eksiltti beni,
Her ayrılık yeni bir yara bıraktı.
İnsan, en çok sevdiğinin yokluğunda
Kendi sesine yabancı kalıyor.
Ne kadar konuşsam da boşluğa,
Sessizlik benden daha çok cevap veriyor.
Bir yaprak düştü dalından usulca,
Kimse onun vedasını duymadı.
Oysa her düşüşte bir ömür gizlidir,
Her sararan renkte bin hatıra vardır.
Toprak bile gözyaşını saklarken,
İnsan neden güçlü görünmeye çalışır?
Hüzün bazen yağmurdur penceremde,
Bazen de kuruyan bir çiçeğin sessizliği.
Bazen bir şarkının yarım kalan nakaratı,
Bazen eski bir defterin boş sayfası.
Dokunduğu her şeyi biraz soldurur,
Ama ruhu da derinden olgunlaştırır.
Öğrendim ki en ağır acılar
Bağırarak değil, susarak büyür.
En derin yaralar görünmez tenlerde,
Kalbin en kuytu köşesinde saklanır.
Ve insan, en çok da geceleri
Kendi gölgesine yenilir.
Bir gün bütün yollar biter elbet,
Bütün saatler son kez çalar.
İsimler silinir taşlardan,
Ayak izleri yağmurla kaybolur.
Fakat iyilik kalır ardından insanın,
Sevgi kalır, merhamet kalır.
Ey gönül, hüzünden korkma artık;
O da hayatın sessiz bir rengidir.
Karanlık olmasa yıldız bilinmez,
Hasret olmasa kavuşmanın değeri anlaşılmaz.
Her gözyaşı, sabrın toprağına düşen
Rahmet yüklü bir damladır.
Gün gelir, en uzun gece biter.
Ufukta ince bir aydınlık belirir.
Kırılan dallar yeniden filiz verir,
Kuruyan toprak yeniden yağmuru içer.
Çünkü umut, en çok hüzünle sınanan
Yüreklerde kök salmayı bilir.
Ve ben biliyorum;
Bir gün bütün acılar yorulacak,
Bütün ayrılıklar susacak.
Gözlerimizden düşen her damla,
Rahmet olup göğe yükselecek.
O vakit anlayacağız ki;
Hüzün, insanı yıkan değil,
Kalbini hakikate hazırlayan
Sessiz ve derin bir yol arkadaşıymış.
Hüzün,
Kapımı çalmayı hiç unutmadın.
Ben seni kovdukça
Sen gecelerin koynunda yeniden doğdun.
Bir yağmur damlası gibi düştün kirpiklerime,
Bir rüzgâr gibi dolaştın boş odalarımda.
Adımı fısıldayan sesler sustu,
Bir tek sen kaldın benimle konuşan.
Ne zaman göğe baksam
Bulutlar yüzünü giyinmişti.
Güneş bile perde arkasından bakıyor,
Sanki benim sevincime küsmüştü.
Yıldızlar birer birer söndü gecemde,
Ay, yalnızlığımı seyreden bir yolcu oldu.
Ben ise kırık bir sandal misali
Hatıraların denizinde sürüklendim.
Bir zamanlar gülen aynalar vardı.
Şimdi yüzüme sessizlik yansıyor.
Gözlerimde çoğalan çizgiler
Yılların değil, bekleyişlerin eseri.
Çünkü insanı yaşlandıran takvim değildir;
Kavuşamamak, anlatamamak,
İçinde büyüttüğü suskunluklardır.
Hüzün,
Sen bazen bir annenin duasında ağlarsın.
Bazen babasının yolunu gözleyen çocuğun
Sessiz bakışlarında saklanırsın.
Bazen yaşlı bir çınarın gölgesinde
Yaprak olup toprağa düşersin.
Bazen de mezar taşına dokunan bir elin
Titreyen sıcaklığında yaşarsın.
İnsan en çok
Kimse görmez sanırken ağlar.
Kalabalıkların ortasında
En yalnız türküyü söyler.
Yüzünde tebessüm taşır,
Yüreğinde fırtınalar saklar.
Çünkü bazı acılar
Ses çıkarmaz.
Bir gül kurur masanın üzerinde.
Kimse fark etmez.
Oysa bir ömür solmuştur yapraklarında.
Bir mektup sararır çekmecede,
Mürekkebi değil, umutları silinmiştir.
Ve bir pencere yıllarca açık kalır;
Belki döner diye giden,
Belki bir gün ses verir diye sessizlik.
Ey hüzün...
Sen bana sabrı öğrettin.
Kırılan dalların bile
İlkbaharı beklediğini anlattın.
Karanlığın sonsuz olmadığını,
Her gecenin içinde
Bir şafak tohumu sakladığını söyledin.
Şimdi biliyorum;
Acı, insanı eksiltmek için değil,
Olgunlaştırmak için gelir.
Her yara,
Bir başka kalbin yarasını anlayabilmek içindir.
Her gözyaşı,
Merhametin sessiz alfabesidir.
Bir gün bu yollar biter elbet.
Saatler susar, takvimler yorulur.
İnsan ardında ne servet bırakır,
Ne alkışların yankısını götürür.
Sadece iyiliği kalır,
Bir de gönüllere dokunan sözü.
Hüzün de o gün
Bir dua gibi yükselir gökyüzüne.
Ey gönül...
Hüzünden korkma.
Çünkü en güzel şiirler
Kırık kalplerden doğar.
En içten dualar
Gözyaşlarıyla yükselir.
Ve en güçlü insanlar,
En çok acıyı taşıyıp
Yine de umutla yürüyebilenlerdir.
Ben artık hüzne küs değilim.
Onu omzuma konan bir kuş gibi seviyorum.
Çünkü o bana insan olmayı öğretti.
Sevmeyi, kaybetmeyi, affetmeyi...
Ve her düşüşten sonra
Yeniden ayağa kalkmayı.
Hüzün geçer belki...
Ama geride bıraktığı izler,
Kalbin en derin yerine yazılmış
Sessiz bir şiir olarak kalır.
İşte ben de o şiirin
Bitmeyen mısraların da yaşıyorum;
Her nefeste biraz eksilip,
Her umutla yeniden çoğalarak...
Ufuk Güney
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.