Oysaki o şehirde biz İnsanca yaşamak Kardeşçe paylaşmak üstüne hikâyeler yazıp Sevgilerin en güzeli ile Umut kafiyeli Barış heceli şiirler okuyacaktık…
Dağarcığımızda bir demet türkü Hesapsızca düşmüştük yollara Yüreğimizin kafesindeki yağmur kuşlarını Salıverecektik maviler ülkesinin semalarına
Anadolu’nun kahrını bölüşürken Fesleğen kokulu gecelerine sözlerimiz düşecek Karanfilli bir çayın koyuluğunda Dem tutacaktı içimizdeki memleket sevdası
Gelinlik kızlara kına yakıp Damat halayı çekecektik En ücra bir köy düğününde Yağmur duasına çıkıp Ayranımıza kuru ekmek doğrayacak Bir tütün sarımı hayaller kurup Dalıp gidecektik bozkırın sarı sıcağına
Çekilen acıları bir kirman da eğirip Kökboyası ile en koyu maviye boyayıp ipimizi Motif, motif sevda dokuyacaktık bir halıcı tezgâhında Damağımızda şahadet şerbetinin tadı Nöbet tutacaktık sınır boylarında
Analarımızın emeği Yârimizin yarınları için Aşkı arayacaktık Bir kasabanın daracık sokaklarında Kızılırmağın sularına karışıp Vuslatın tadına varacaktık Hırçın Karadeniz’in koynunda
En derin uykulardan uyanıp Bir ömrümüzden bin ömür verip Ter dökecektik bir sınav sabahında Ve bir beyaz kâğıdın beyazlığına Geleceğimizi çizecektik Bir kurşun kalemin karasıyla
Bir lokomotifte makinist Yedi kat yer altında madenci Bir balıkçı takasında reis Beyaza bulanmış saçlarımızla bir değirmenci Belki bir sanat Belki de her hangi bir meslek erbabı olacaktık…
Öksüz olacaktık yetim olacaktık Ama her şeyden önce insan olacaktık insan Ki olamadık Oldurmadılar Döne, döne yandık Yana, yana döndük semahımızı
Ve o şehirde Pirimin asılarak can verdiği o şehirde Biz de yarınlara bırakıp davamızı Kör bir temmuz akşamında Yaratıldığımız toprağa dönüp yönümüzü Yanarak, yakılarak yürüdük yolumuza
‘‘Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’’ diyerek Ki her adımda insanlığa doğru idi bizim yolumuz…
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bir şehri haritadan silebilirsiniz. Adını değiştirebilir, meydanlarını yeniden düzenleyebilir, sokaklarına başka levhalar asabilirsiniz. Hatta küllerini savurup, burada hiçbir şey olmadı diyecek kadar bir sessizlik de kurabilirsiniz.
Ama bir şehrin vicdanını hiçbir ateş yakamaz. Çünkü şehir dediğimiz şey, taş değildir. İnsanların birbirine emanet ettiği umutların ortak adıdır. Bir ülkedir, bir çocukluktur, bir ananın duasıdır, sınav sabahlarıdır, bozkırın sıcağıdır, Karadeniz'in hırçınlığıdır, Kızılırmak'ın akışıdır. Bir lokomotifin düdüğüdür, bir madencinin kararmış avucudur, bir değirmencinin saçlarına düşen ilk kardır. Yani memleketin ta kendisidir.
Ne acıdır ki insan, en çok kurmak istediği hayatın enkazında büyüyor.
"olacaktık" işte çalınmış ömürlerin dil bilgisidir bu kelime. Gerçekleşmesine izin verilmeyen ihtimallerin mezar taşıdır.
Sonra insan gelir.İşte ateşin en büyük zulmü budur.Alev dediğimiz şey yalnızca bedeni mi yakar. İhtimali de yakar.Bir milletin yarınını tutuşturur
Dikkat edilirse şair öfkeden önce insanı koyuyor cümlelerinin başına.Bilir ki bir davanın büyüklüğü, düşmanına ettiği nefretle değil, insanı ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Şiirin en ağır cümlesi belki de şudur: "İnsan olacaktık."Ne doktor olmayı öne çıkarıyor. Ne sanatkâr olmayı. Ne madenciliği.Ne makamı.
''Bütün meslekler, insan olmanın dipnotudur.'' İnsanlığı kaybeden, bütün unvanlarını da kaybetmiştir.
"Ki olamadık..."
Bir milletin boğazına düğümlenen en uzun sessizlik bu.Ardından gelen "Oldurmadılar." ise yalnızca bir sitem değildir. Bu cümle, insanın insana açtığı en büyük yaranın adıdır. Çünkü tabiat öldürmez kardeşliği.İdeolojiler öldürür. Kin öldürür.Cehalet öldürür. İnsan, kendi içindeki karanlığa teslim olduğunda; şehirler yanmadan önce vicdanlar kül olur.
Sevgili Ahmet şair küllerden intikam çıkarmıyor.Küllerden yön çıkarıyor. Ateş sesi susturabilir. Fakat sözü susturamaz.
Bedeni düşürebilir. Fakat yürüyüşü durduramaz.
İşte bu yüzden "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan." Bir ahlâk tarifidir bu işte. Çünkü insan olmak, bazen kazanmaktan değil; doğru yerde yanabilmekten geçer. Bu yüzden bazı yangınlar kül bırakmaz.Vicdan bırakır.Bazı ölümler mezar bırakmaz.İstikamet bırakır.
......................
Şehirler, birbirine güvenen insanların kalbinde inşa edilir.
Ve bir şehir yandığında önce duvarlar değil, insanın insana duyduğu emniyet yanar.
Fark ediniz...Şair hiçbir yerde kendisini merkeze koymuyor."Ben yaşayacaktım." demiyor.
"Biz..." diyor.
İnsanlık tarihinin en büyük kelimesidir bu.Çünkü "ben", hayatta kalabilir. Ama "biz" ölürse medeniyet ölür.
Onun için bu şiirin gerçek kahramanı tek bir insan değildir.Birlikte yaşama ihtimalidir.
Daha düğünü görülmemiş gelinlerdir.Daha kınası kurumamış ellerdir.
Bozkırın ortasında ayranına ekmek doğrayacak kadar mütevazı mutluluklardır.
Sınırda nöbet tutan bir askerin sessizliğiyle, yerin yedi kat altında kömür çıkaran bir madencinin alnındaki ter aynı cümlede buluşuyorsa, artık orada şiir bitmiş; memleket konuşmaya başlamıştır.
Çünkü vatan dediğiniz şey, toprağın sınırı değildir.Acıyı birlikte taşıyabilme ahlâkıdır.
Hiç kimse büyük hayaller kurmuyor.Kimse saray istemiyor.Kimse iktidar istemiyor.
Kimse başkasının hayatına hükmetmek istemiyorİstenen şey o kadar küçük ki...
''İnsan gibi yaşamak''
Bir lokma ekmek... Bir türkü... Bir düğün... Bir okul... Bir sınav sabahı... Bir beyaz kâğıt... Bir kurşun kalem... Bütün medeniyet, aslında bunların üzerine kuruludur.
"İnsan olacaktık..."
Belki de çağımızın en ağır muhasebesidir. Dikkat ediniz.. Şair "mutlu olacaktık" demiyor. "Zengin olacaktık" demiyor. "Ünlü olacaktık" demiyor. ''İnsan olacaktık...''
Çünkü insan olmak, bütün unvanlardan daha büyük bir meslektir. Doktor olmak öğrenilir. Mühendis olmak öğrenilir. Şair olmak öğrenilir. Ama insan olmak... İnsan olmak, ömrün son nefesine kadar süren bir imtihandır.
Şairin yürüdüğü yol, ölüme giden bir yol değildir. İnsanlığa giden yoldur.
Yanmakla tükenen şey beden olabilir. Fakat adanmışlık yanmaz. İnanç yanmaz. Merhamet yanmaz. Bir çocuğun yarına dair umudu yanmaz. Hakikat yanmaz.
Hakikat, toprağın altında kök salan bir tohum gibidir; üstüne ne kadar kül serpilirse serpilsin, vakti geldiğinde yeniden filiz verir.
İnsanlığın gerçek tarihi zaferlerin tarihi değildir. Yakılmasına rağmen insan kalabilenlerin tarihidir.
Nerden nereeeyeee dedirden günümüz yaşamına dair gönül telinden burcu burcu dökülen bu anlamlı ve anlatımı güzel eh bir o kadar da hüzünlü ve sitemkar olsa da imgelerle mana zenginliği kazandırılmış bu güzel şiiri ve değerli şairini gönülden tebrik ediyor, hisseden yüreğinize elinize emeğinize ve de usta kaleminize sağlık diyor, esenlikler diliyorum. Kaleminiz kavi ilhamınız daim olsun. Saygı ve sonsuz selamlarımla. Tebrikler.
Ne çok anlamlı ve ne çok hüzündü şiir... Tarihin en kara günlerinden biriydi... Bir daha yaşanmaması dileğiyle, duyarlı kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum... İnşallah güne gelir de daha çok kişi okur bu anlamlı ve güzel şiirinizi...
‘‘Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’’ diyenlere ve şaire selam olsun...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.