1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma
Issız bir kaldırımın yüzü olmak isterdim.
Ama utanıyorum.
Nasıl itiraf ederim, yüzümün tam ortasına basıp basıp geçtiklerini, arkalarına bile bakmadan?
Bunca kuşkulu ayağı, bunca altı yarılmış ayakkabıyı…
Gözümün ucuyla görebileceğim bir yanılgı değil bu.
Anlatınca anlaşılacak, gösterince görülecek…
Bildiğiniz gibi değil bu yanılgı tarifi; bu utanç ve kendimi kendime kanıtlama çabam.
Bazen yanlış olduğumu düşünüyorum.
Beni yaparken bir uçurumdan düşme korkusu yaşamış gibi annem.
Tanrı biraz kararsız kalmış.
Doğa muhakkak birkaç elementle anlaşmazlık yaşamış.
Var bu işte bir yanlış.
Yanlış dediğim şey, durduğum yerin kendisidir belki.
Baktığım yüksekliğin,
çakılıp kaldığım alçakların ya da alçaklığı insanların…
“Yeryüzünde kaç yanlış var, say” deseler, kendimden mi başlardım.
Kendim derken insan mı demek istedim acaba?
Kesik kesik cümleler biriktiriyorum kafamda.
Kitapların bazılarını yarım bırakıyor,
yaşadığım onca zamanı niteliksiz hayatıma fazla görüyorum.
Bu çağ insanı koparıyor.
Bunu anlıyorum artık.
Andan, zamandan… kendinden en çok.
Uzaklaştırıyor tinden.
Uzaklaşmak da lazım gibi esasen.
Hangi tin kaldırabilir bu korkunç, bu şiddetli, bu çılgın teknoloji çağını?
Kendiyle çelişir insan.
Benim olmayan konuşmalar yapmam,
benim olmayan kahkahalar atmam,
benim olmayan insanları düşünmem bundan olsa gerek.
Benim derken, bir ejderhayla karşılaştım aynı şeritte.
Ne çok varolmak istiyor, onca şeyi kendisine isterken.
Hep bana, hep bana!
Öyle olmuyor sevgili ejderha.
Duracaksın.
Beklemeyecek, duracaksın.
Geçene şapka çıkarıp,
soran olursa yol gösterecek,
gerekirse el sallayacaksın
ama asla “benim” demeyeceksin.
Sen kimsin de yolcusuyken aynı yolun sahibi gibi davranacaksın?
Gözlerimdeki karartı, içimdeki karanlığa kayıyor zaman zaman.
Geniş zamanlar yaşadım mı hiç bilmiyorum.
Sanki ne yaşadıysam kolu kısaydı bedenime.
Ne yaşadıysam paçası kısa.
Dardı daha çok.
O kadar büyük de değildi üstelik cüssemdeki delikler.
Bir de ne zaman başladılar görünmeye, hiçbir fikrim yok.
Yaşamam gerektiği gibi yaşayamıyorum.
Ayırdındayım kendimin.
Durup durup kafamın içindeki göçüklere takılıyorum.
Sendeleyerek düşmelerim bundan sebep olmalı.
Belediyesi istifa eder insan aklının bunca kara delikten sonra.
Hiçbir siyasinin kaldıramayacağı bir ahlak var zira kafamda.
Kendim de zorlanıyorum anlamlandırmakta.
İtiraf etmem gerekirse en çok kendim zorlanıyorum bu ittirmeli yaşamdan.
Yalnızlık getiriyor bu yamalı, kırık dökük asfaltlar.
Anlaşmazlık, insansızlık…
Lazım mı diye düşünüyorum aynı yolda yürürken bir insan, bir yoldaş, arkadaş…
Anlaşılmadığım bir yerde neden lazım olsun,
beni anlamadığı hâlde anlıyormuş gibi yapan insanlar?
Lazım değil.
İşte bu cevaplar hep o kara deliklerden,
ayak bileklerime takılarak çıkıveriyorlar yüzeye.
Sonra aklımın işgalinde kalıp, ben oluyorlar alakasız bir şekilde.
Acımıyorlar.
Ben o kaldırımda yürürken sendeleyen insanım işte.
Ne hissediyor bilmek isterdim çukuruna düşen kurbanlar üzerinden.
Kimsenin de ders aldığı yok.
Ben mesela.
Düşüp düşüp devam ediyorum düşmeye.
Cümleler uzun geliyor bana.
Yukarılar engin, aşağılar alçak.
Bir şeyler var kayıp.
Eksik bir şeyler var bu yolda.
Ne olduğunu bana da sormayın.
Kendime de yok bir yanıtım.
Bir şeymişim gibi; sanki bir şeymişim gibi,
nasıl dik tutarım omuzlarımı ve cevaplarım örtük sorularınızı?
Vardır sizin de içeride bir yerde karanlık bir merdiven altı ya da çatı katınız.
Eğilin, bakın.
Işıkları yakın.
Çukurlara düşmekten, bir gerçek bulamamaktan kaçınmayın.
Ben de bulamıyorum ki zaten.
Bundan, devam ediyorum adımlayıp adımlayıp sendelemeye.
Dizlerim yara dolu.
Göremezsiniz.
Ben de göremiyorum.
Siz görseniz ne!
Saçımı taramalıydım.
Doğru ya!
Sıcak bir duş almalıydım.
Bu yanlışta bir hata var.
Farkındayım.
Doğruyu tam olarak hangi yarıkta aramalı,
işte bunu bilmiyorum.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.