4
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
43
Okunma

Zamanın saçlarından süzülen o ilk rüya,
Doğduğun gün düşürdün sarayından tacını.
Betonun ve demirin hükmettiği dünyaya,
Rehin verdin ruhunun o ham ihtiyaçlarını.
Ait olmadığın bu soğuk gurbet mekanında,
Ararsın köşe bucak bir yabancı teninde,
Oysa çocukluğun o saf, el değmemiş bağında,
Seni senden gizleyen o asıl yitik cennet.
İnsan ki bir gölgedir gölgeler ülkesinde,
Yürür kendi kalbinin kör kuyularına doğru.
Bir dolmayan boşluk var göğsünün kafesinde,
Oysa öteki dediğin, aynadaki bir kurgu.
Nesneler dünyasında kaybolan ey muamma!
Sana sunulan sahte vaha, süslü bir hapishane.
Ruhun gurbet sığlarında boğulurken, amma
Bir kere dönüp sormaz
"Nereden gelir bu nefes?
Fakat teslim olmak yok bu yabancı kışa,
Yitik cennet, kül altında bekleyen bir kor şimdi.
Ruh, kendi sarayını baştan yazar taşa,
Fışkırır yıkıntılar arasından o kadim diriliş.
Çatlatır tomurcuklanan bilinç betonları,
Filizlenir göğsünde o mukaddes mimari,
Gözyaşıyla sulanan o viran topraklardan,
Yükselir ilmek ilmek, içsel bir medeniyet.
Madde çözülür bir gün, formlar bırakır yerini.
Kapa gözlerini dışa, kendi içine ak.
Bulduğun an o masum, o kayıp cevherini,
Bu varlık, ruhun elinde küllerinden doğan bir bayrak.
Kalkar kesret perdesi, nûr-ı mutlak uyanır,
Ne sürgünlük kalır gayrı, ne hicran, ne de fânilik.
Can, kendi küllerinden tırmanır sarayına.
Eriyip her bir zerre "Enel Hak" sırrına boyanır,
Vahdettir alem artık,
mekandan münezzeh bir dirlik.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.