0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
42
Okunma
Sor
Vakit henüz yokken, insan zamanla tanışmamışken başladı bu sızı,
Toprağa düşen ilk canın, yanındaki eksikliği fark edişini kime sormalı?
Cennetten bir sürgüne razı gelişim, senin uğruna her şeyi terk edişim...
Yasak olan meyve miydi, yoksa sensizlik miydi asıl ceza?
Cevabı, kaburgamda sızlayan o narin boşluğa sor.
Çöllerin ortasında aklını yitirmiş bir gölge gibi gezerken,
Kum tanelerine neden senin suretini çizdiğimi rüzgâra sor.
Dağları delmek dedikleri, aslında kendi içimdeki o sert kayaydı;
Külüngün vurduğu her darbede adını neden haykırdığımı o tozlu yollara sor.
Düğmeleri çözülmeyen o tılsımlı gömleklerle yanan kalbimi,
Küllerimden her gece nasıl yeniden doğduğumu karanlığa sor.
Bir milletin hürriyet yeminine karıştığımda duyduğum o iman,
"Korkma" sesindeki o sarsılmaz güven kime aittir, bayrağa sor.
Vatanı sevmekle seni sevmek arasındaki o ince, o zarif çizgiyi,
Bir erkeğin sevdasını nasıl bir zırh gibi kuşandığını toprağa sor.
Sana duyduğum bu sarsılmaz sadakati,
Gözlerimin daldığı o uzak ufuklara sor.
Üzerimde beyaz bir önlük, ellerimde hayatın o ağır yüküyle,
Her nefesi korumaya dair ettiğim yemini şifaya sor.
"Önce zarar vermeyeceğim" derken hayata,
Seni sakınmak için dünyadan vazgeçişimi kalbime sor.
Nabız atışlarında senin ritmini arayan parmak uçlarımı,
Tıbbın sustuğu o çaresiz anlarda sığındığım mucizeni gökyüzüne sor.
Seni neden hiçbir isme sığdıramadığımı,
Neden hiçbir harfin bu yangını anlatmaya yetmediğini kalemime sor.
Dünümün şahidi, bugünümün nefesi, yarınımın kutsal emaneti...
Sadece orada duruşunla dünyayı nasıl güzelleştirdiğini aynalara sor.
Bu şiir neden biter de bu sevda bitmez?
Onu da alnımdaki çizgilere, gönlümdeki bitmeyen meşaleye sor.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.