11
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
416
Okunma

Ey dünya,
şafak vakti nehirle konuşan
bir yerdeyiz.
Suyun kuytusunda hâlâ
çocukluk yürür çıplak ayaklarıyla.
Yeşil dal eğilir üstümüze,
badem çiçekleri sessizce çoğalır göğün ince yerlerinde.
Bir papatya kadar saf kalbimiz
gelincik kadar taze
kızıl bir umut
hâlâ tenimizin en derin çatlağında.
Narın içindeki gizli mahzen gibi
rengarenk acılar açılır geceleri.
Mor bir özlem oturur sofralara,
analar susarken bile
şiir teli titrer ekmeğin buğusunda.
İyi misin, diye sorar ay
sular ışıdıktan sonra.
Ses bazen bir kuştur yalnızca,
kanat çırpar insanın bağrına,
sel olur,
çığlık olur,
sonra usulca bir yaprak gibi düşer
dilimde sözcüklerin arasına.
Mayıs gelir.
Bahar,
kavga güzelliğinde;
sabır çatlatan bir doğum gibi.
Toprağın derin uykusundan
mavi düşlerin suları yükselir.
Bulutlar kendi yarasını taşır
göğün omzunda
ve rüzgar,
avunmayı bilmeyen bir türküde
bahçeler boyunca yürür.
Bir yanak kadar kırılgan bu çağ,
bir beyaz kadar ürkek.
Kuşlar onarıyor sabahı
damlalar affediyor her taşı.
Sevda,
sonsuz bir zincir gibi
bağlıyor bizi birbirimize;
koparsak bile eksilmeyen.
Ey insan,
bir gün bütün kavgalardan sonra
bir sofra imgesi kalacak geriye:
suyun yanında oturan yorgun eller,
nar tanelerine benzeyen gözler,
“iyi misin” demeyi unutmamış birkaç kalp.
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.