2
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
193
Okunma

hep sevmişti
pencerelerini
ona göre
dünyaya karışmanın
büyülü bir yoluydu bu
vapur sesleriyle konuşmak mesela
uzaktan geçen bir hayatın
kıyıya değmeden bıraktığı izlerle
yağmur yağdığında
hiç acele etmezdi
her damlanın
kendi hikâyesini anlattığına inanırdı
ona sorsan
rüyasında gezineceği yerlerin
küçük ölçekli bir haritasıydı
camda kesişen sular
kar yağınca
daha da sessizleşirdi
nefes alıp verişi
sanki dünya
ilk kez doğru bir şey yapmış gibi
her şeyi eşitleyen o beyazlıkta
kendi kalbini dinlerdi
fırtına çıktığında
ağaçların eğilmesini izlerdi uzun uzun
direnmenin de
boyun eğmenin de
aynı kökten geldiğini düşünürdü
çocuklar bağırarak oynarken sokakta
bir gülümseme düşerdi yüzüne
ama katılmazdı onlara
seslerle dolu hayatı
kendi sessizliğinde büyütmeyi öğrenmişti
ölüm korkusu vardı elbet
ama gelecek korkusu yoktu
çünkü gelecek
onun için hiçbir zaman
çok uzakta olmadı
plan yapmazdı
büyük cümleler kurmazdı
günleri dizerdi sadece
boncuk gibi
birbirine benzeyen
ama her biri başka bir ışıkla parlayan
geçmişine dönüp bakmıyordu artık
ne acılar büyüktü orada
ne de sevinçler
sadece kendisi küçüktü
çarşıya inerdi bazen
kalabalığın içine karışır
kimseye değmeden
herkese dokunarak yürürdü
insan yüzlerini izlerdi
sanki hepsi daha büyük bir şeyin
küçük birer parçalarıymış gibi
sonra bir kitapçıya girerdi
yeni bir şey var mı diye
ama aslında aradığı
yeni bir kitap değil
aynı eski hikâyenin
başka bir kalemden
yeniden doğuşuydu
ve akşam olunca
yine penceresinin önüne dönerdi
dünya akmaya devam ederken
yerinde kalmanın
ne büyük bir özgürlük olduğunu
sessizce yeniden keşfederdi..
hulyaperest
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.