2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
139
Okunma
gece geç bir saatti
havaalanı uykuyla uyanıklık arasında
ince bir ışıkla soluyordu
sırada iki gölgeydik
sen ve ben
yolun yorgunluğu
ellerimizdeki küçük defterlere sinmişti
sen
omzunda sessiz bir gece taşıyan
utangaç bir hilal gibi duruyordun
ben
içimde uzun bir yolun nefesiyle
sonra bir kadın yaklaştı
bakışları eski bir türkü gibi sıcak
pasaport kapaklarına baktı yalnızca
ve yüzünde tanıdık bir gülüş açıldı
ellerinden tuttu seni
xoş geldin dedi
beni de yanına çağırdı
kapılar usulca aralandı
hiçbir sıra kalmadı aramızda
o an
bir sıcaklık yayıldı içime
hamımız birik
kalabalığın ortasında
iki kişi değildik artık
bir ezginin iki notasıydık
bir dağın iki rüzgarı
bir göçün iki adımı
bazen bir halkın kalbinde
iki yabancı
ansızın ev sahibi olur
senin avuçların
o kadının ellerinde
memleket gibi ısınırken
ben
dünyanın en kısa yolculuğunun
en uzun duygusunu yaşıyordum
bir şehir vardı orda
adı yalnızca bir kez söylenen
belki sadece bir hafta sonuydu
belki bir günün kısa gölgesi
ama o gece
bir kafkas ezgisi gibi titreyen
bir çeçen dansı gibi dönen
aynı kalbin içinde yürüdük
kalabalığın ortasında
bir parça sendin
bir parça ben
şimdi dönüp bakınca
o kapının önünde kalan rüzgarı düşünüyorum
ben seni hangi iç çekişime sığdırayım
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.