0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma
İçimdeki Yol
Bir yol başlıyor içimde,
sessiz, kimseye görünmeden.
Kendimi arıyorum
kaybolduğum yerlerde.
Dışarıda değil aradığım,
içimde saklı bir kapı.
Bâtınla zâhir arasında
ince bir çizgide yürüyorum;
düşe kalka,
ama vazgeçmeden.
Bazen Yusuf gibi
kuyu karanlığındayım.
Beklemekten başka çarem yok.
Geçecek bir kervan,
duyacak bir ses,
uzatılacak bir ip…
İçimde fırtınalar kopuyor,
kimsenin bilmediği depremler.
En çok da kendimden
kurtulmak istiyorum.
Sonra bir bakıyorum,
nefsim en yüksek yerde.
Sanki her şeye sahibim.
Hevesler, istekler,
bitmeyen arzular…
Ama biliyorum;
sonunda iki metre toprak
ve susan bir beden.
Bazen de kendime hesap soruyorum.
İki adım ileri, bir adım geri.
Pişmanlıkla karışık bir umut.
Kendi kendime konuşup
kendi kendime “âmin” diyorum.
Gözümden düşen iki damla
en sahici duam oluyor.
Anlıyorum ki
ulaşmak uzak değilmiş.
Mutmain olmak,
razı olmak,
bir ışığa tutunmak…
Bir el değiyor kalbime —
adı belki mürşid,
belki sadece fark ediş.
Halkalar içinde halka,
insan kendine dönüyor.
Kendine döndükçe
Hakk’a yaklaşıyor.
Bir seher vakti
güneş doğmadan içimde bir aydınlık…
Ellerim semaya kalkmış,
ben fark etmeden.
“Geç mi kaldım?” diyorum.
İçim cevap veriyor:
Yol hep buradaydı.
Kaybolan sendin.
Ve şimdi
kendinde olmanın
sessiz huzuru var.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.