3
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
102
Okunma
Yalnızım…
Kalabalıkların ortasında unutulmuş bir isim gibiyim şimdi.
Kimsenin seslenmediği, kimsenin beklemediği, kimsenin eksikliğini hissetmediği biri…
Yalnızlık öyle bir şey ki;
kapıyı çalan yok ama ben yine de irkiliyorum,
telefon çalmıyor ama ben hâlâ umutla bakıyorum,
gelmeyeceğini bildiğim adımların sesini geceler boyu dinliyorum.
İnsan en çok da alıştığı ses gidince yalnız kalıyor…
Birinin “buradayım” deyişi çekilince hayattan,
odalar büyüyor, duvarlar uzaklaşıyor, zaman ağırlaşıyor.
Ve gece…
Gece artık uyumak için değil, hatırlamak için oluyor.
Ben artık kimseye anlatmıyorum içimi,
çünkü bazı acılar anlatılınca hafiflemez,
sadece daha gerçek olur.
Yalnızım…
Ama öyle bir yalnızlık ki bu;
yanımda biri olsa bile geçmeyecek cinsten.
Çünkü insan bazen birini değil,
o kişiyle birlikte kaybettiği kendini arar.
Ve en acısı da şu:
Ben artık gelmeyeceğini öğrendiğim birini
hâlâ içimde bekliyorum…
Ve beklemek…
Bir kapının önünde değil artık,
kendi kalbimin içinde sürüyor.
İnsan başkasını özlemez sadece;
kendine iyi gelen hâlini özler,
gülerkenki yüzünü,
korkmadan sevdiği zamanları…
Şimdi aynaya bakıyorum,
tanıdık bir yabancı duruyor karşımda.
Gözlerim benim ama ışığı değil,
sesim benim ama sıcaklığı değil.
Bazen düşünüyorum…
Bir insan hiç gelmemiş gibi yapabilir mi?
Yapamıyor.
Çünkü bazı insanlar hayatından çıkmaz,
sadece hayat susar onların ardından.
Yalnızım…
Öyle sessiz bir yalnızlık ki bu,
içimde konuşan tek şey hatıralar.
Ve hatıralar merhametsizdir;
en mutlu anı bile anlatırken acıtır.
Artık kimseye kızmıyorum.
Giden gittiği yerde,
kalan kaldığı yerde yoruluyor zaten.
Ben yoruldum…
Ama vazgeçmekten değil,
hiç gelmeyecek bir “geri dönüşe” yer açmaktan.
Ve belki de en ağır olanı:
Bir gün gerçekten unutursam diye korkmuyorum…
Ya hiç unutamazsam diye susuyorum.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.