3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Dikiş
Kendi yaralarına dikiş atan kadın,
geceyi iplik yapar, acıyı düğüm.
Her batışta biraz daha güçlenir elleri,
kanayan yerlerinden doğurur kendini.
Canı acır ama geri çekmez iğneyi.
Sabrın ete kemiğe büründüğü hali,
sessiz bir yürüyüştür onda,
kimse alkışlamaz ama
yeryüzü onun adımlarını tanır.
Taşlar bile yol verir geçişine.
Düşe kalka ama vazgeçmeden,
tozunu silkeler kalbinin,
her “bitti” denilen yerden
ayağa kalkar yine, yeniden.
Kırıkları pusula yapmayı öğrenir.
Gözyaşını içine atıp
dimdik duran dağ gibidir o,
rüzgâr bilir, fırtına bilir,
ama kimse yıkıldığını görmez.
Çünkü çöküşünü bile içeride yaşar.
Ve bir gün,
aynaya baktığında
sadece hayatta kalanı değil,
kendini baştan yazışını görür,
satır satır, iz iz.
İçine kusarken
dışına ışık nakşeder,
karanlığı süzer kirpiklerinden.
Acıdan cam yapar,
soluksuz geçer içinden.
Ve gecenin en dar yerinde bile
kendine küçük bir pencere açar,
bir nefeslik umut koyar içeri,
üşüyen yanını orada ısıtır.
Kendi kalbine ev olur sonra.
Kendi sesine tutunur,
“geçecek” demez,
“geçiririm” der.
Çünkü bilir; en uzun yollar
içten yürünür,
en derin yaralar
içten kapanır.
Ve kimse bilmez belki,
ama en çok da bu yüzden güzeldir.
Kırık yerlerinden sızan ışık
yüzüne değil, dünyaya vurur.
Ve dünya, onun yansıyan ışığında kendi izlerini bulur.
Beyhan Aral
6 Şubat 2026
5.0
100% (5)