4
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
126
Okunma
Erguvan;
Şiirlerimde neden sürekli çiçeklerden bahsettiğimi soruyorlar bana,
Öyle ya ben on altımda kocaman bir kadındım.
Köpüklü bir kahve yapacaksın dediklerinde,
çiçekli perdelerin arkasına saklandım.
On altı yaşın masumiyetiyle bir memurun tahta masasında yaşlanan ruhumu imzaladım,
Nikahta keramet olmadığını,
Sarıldığım cılız bedenin içi kan ağlarken anladım.
Bir terzinin ellerinde hayata teyellenmeye çalışan, yırtık bir dikiş iziyim.
Plastik saksılar gibiyim bir süredir,
Ne kadar yere düşsem de kırılmıyorum.
Çatlaklarımdan kiraz çiçekleri tomurcuk tomurcuk gülümserken
ceset çiçeğiydim yaban toprağında.
Rengarenk balonların ucundaki ipte sallanan ruhsuz bir hayaldim.
Uçan balona yetmiyordu gücüm.
Radyo anonsunda "sıradakini" kendine hediye eden bir münzevi idim sadece...
Odun ateşinde ekmek kızartıp yiyen
küçük bir kızın rüyasının güzelliğini bilemezsiniz siz.
Suya yansıyan yüzünü elleriyle okşayan çocukların dünyasında
cehaletin açtığı kara delikler kolay kapanmıyor.
Hayır;
İnkâr tazminatı davası yok ortada.
İmtiyaz talebinde de bulunmuyorum.
Dünya malı telaşım olmadı hanidir
Zaten ölünce, boyumun ölçüsü kadar
mezar toprağı garantidir.
Başka bir evrendeymiş gibi davranmaya
Gerçekleri örtbas edip fezaya uçmaya
Hiç gerek yok...
"Sevgi kusurları yok etmez
onları da kabul eder" demiştin.
Bir geçmiş özleminin ardına düşmüş değilim.
Söylediklerin bir düş’müş artık bilirim.
Sırası gelmemiş zamanlardan bu notlar.
Yazarın atıflarına bakınca
hepsi anıdır alnı defter gibi çizgili.
Anne beni en sevdiklerim bilesin,
Kusurlarımla talan etmiştir.
Erguvanlar yok bahasına değil
Pembesiyle ruhuma güneşlenmiştir...
Bir ışığın öyküsü karanlıkla başlar
İçimdeki de dahil merhaba çocuklar...
Beyhan Aral
Mart’ 2022
5.0
100% (4)