5
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
272
Okunma

Ey gölgeli vecd,
hünkar edasıyla oturan,
gönlün dilsiz odasında uykusuz bir sızı.
Ey sabrın sarnıcı,
geceden damla damla içen kuytu simya,
ayaz ferahlığıyla çatlayan inci çiçek
vuslatın ramak sabahı, nefesi tazeler.
Sakin avlunun şiir durağı,
mor suskunluğun dindiği o kenar.
Akşamüstü, eflatunu tül gibi sararken,
tozlu raflardan kopan parçaya
saatleri ciltliyorum.
Vaktin kaşlarından süzülüyor Hab-ı ebrû
Aşk, gümüş hüznün şeffaf uçurumu,
yangılı bir gece tüyü.
Kanatları kırık kuşların
bir tuval cenneti.
Dehlizlerden sızan ışığın saf kirpiğini
mısra mısra örüyorum,
her sözün telinde nefhâ bir esinti.
Kızıl nehrin dua gölgesi,
zikrettiğimde sırda aminler.
O korunaklı mahzende dilek ağacım,
kabuğunun içinde saklı çekirdek
utangaç bir gül.
El ele tenhanın göğsünde,
çıplak bir tomurcuğuz.
Her çığlığın,
bir zerre dahi ötesi
rüzgârın süpürdüğü dalga,
kül eşikleriyle yıkansın.
Şiirin alnında sonsuz an;
o diri ufuk,
sana ve bana dair
....
5.0
100% (11)