0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
15
Okunma
Sabah diye bir şey varmış gibi kalktım yerimden,
oysa gün dediğin, gecenin üstünü aceleyle örtmekten ibaret,
insanlar buna düzen diyor,
ben buna üstünkörü bir alışkanlık diyorum,
ve alışkanlıklar, en çok da mezarlık sessizliğinde işe yarıyor.
Herkesin elinde bir cümle var,
kullanılmış, kenarları aşınmış,
“idare ediyoruz” diyorlar mesela,
idare edilen şeyin kim olduğunu sormuyorlar,
çünkü soru sormak lüks,
cevapsızlık ise ücretsiz.
Gülmek hâlâ serbest ama tavsiye edilmiyor,
fazla gülenler güvenilmez sayılıyor artık,
oysa ben en çok gülerken
içimden bir şeylerin sessizce intihar ettiğini biliyorum,
bu bilgiyle gülmek,
insanın kendine attığı küçük bir çelme.
Aynalar tarafsız değildir,
sadece tarafını iyi gizler.
Bana baktığında susmayı seçti,
ben de ısrar etmedim,
çünkü insan bazen tanınmamak ister,
özellikle kendisi tarafından.
Sevmek…
Bu kelimeye fazla anlam yükledik,
altında ezildi,
şimdi her söyleyende biraz yalan,
biraz da kötü niyet var.
Sevgi dedikleri şey,
çoğu zaman yalnızlığa sürülen bir staj.
İnanmak desen,
boş bir sandalyeye karşı içini dökmek gibi,
sandalyenin tek meziyeti sabit durması,
gitmiyor oluşu.
İnsan bunu sadakat sanıyor,
oysa sadece eşyaya yüklenen bir umut bu.
Zaman çalışkan bir memur,
hiç itiraz etmeden herkesi dosyalıyor,
beni ise yanlış klasöre koymuş,
etiketi okunmuyor.
Unutulmak bazen trajedi değil,
bazen sistem hatası.
İçimde büyüyen şeye umut diyemem,
umut fazla temiz bir kelime.
Bu daha çok,
sürekli ertelenen bir vazgeçiş,
kendine karşı açılmış,
sonu gelmeyen bir mesai.
Bazı geceler hiçbir şey olmamış gibi davranıyorum,
bu davranış biçimi artık ustalaştığım tek alan.
Çünkü bir şeyler olmuşsa
bunun hesabını kim verecek,
ve hiçbir şey olmamışsa
bu yorgunluk nereden geliyor,
işte bu sorular uyutmuyor.
Gidenler kapıyı sessiz kapatır,
çünkü ses suçluluk üretir,
sessizlik ise nezaket kılığında bir kaçıştır,
arkasından bakarken insan
kibarca kandırıldığını hisseder.
Kalmak, sanıldığı gibi bir direniş değil,
çoğu zaman sadece
gidecek yer bulamamaktır.
Buna sadakat diyenler var,
onlar da kelimeleri
olduklarından büyük göstermeyi sever.
Bir gün fark ettim,
acı da eskir,
ilk günkü keskinliğini kaybeder,
günlük dile karışır,
insan en çok buna içerler:
canını yakan şeyin sıradanlaşmasına.
Şimdi neye inandığımı bilmiyorum,
belki de inanç fazla iddialı bir sözcük,
ben yalnızca sürdürme hâlindeyim,
adı konmamış,
alkışı olmayan bir devam ediş.
Ve evet,
“bitti” diyorlar,
herkes her şey için bunu söylüyor.
Oysa biten bir şey yok,
sadece
alıştık,
alıştıkça sustuk,
sustukça derinleştik,
derinleştikçe görünmez olduk.
Sus diyen çok oldu da,
kalbin nasıl diyen olmadı.
Bu da hayat sayılıyorsa
itirazım yok,
ama kılavuzunda
benim adım geçmiyor.