0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
157
Okunma
Siz okurlarıma özellikle güvercin meraklılarına ilginç ve
Gerçek bir güvercin yaşam gözlemi anısı
Kimi hayal olur silinir
Kimi ölmeden ölü bilinir
Hasret kaldım sıcak kollarına
Düştüm gurbetin sihirli yollarına
Meftun oldum iki çift güvercinin
Yuvalı günlerin hem acınacak hem
Hem aile yaşam hallerine
Burası CİDE.
Çarşı ana caddesi bankalar semti.Kalmakta olduğum ev Halk Bankası şubesi üstü. İş yerimle aramızda tek yol var.Banka şubesinin siyeci raf gibi,dış kolonla çatı panosu arasında güvercinler oynaşıyor.Ahmet emminin kırtasiyesinde çay içiyoruz.
‘Bak bak bak’ dedi.Baktım güvercinler kimi konuyor,kimi uçuyor.Tam o sıra biri azgında kocaman bir çöp parçasıyla gelip siyecin sol köşesindekinin yanına kondu,çöpü ona verdi.Kendisi tekrar uçtu.
‘Gördün mü ,gördün mü?erkek çöp getiriyor,yuva yapıyorlsar’ dedi hayretle.
Ve tam o esnada bir başkası uçup geldi,sağ köşede çömelmiş olana çöpünü verdi.çöpü alanlar onu hemen gagalarıyla yerleştirip sagını solunu gerekli tesviyeyi yapıyorlar,hayretler içinde kalmıştım.
Koştum evime gittim,fotograf makinemı getirdim.Seyrüseferler devam ediyordu.Şak şak flaş patlatıyordum.Dalmışım kendimi kaptırmışım.Aman buda ne birbirlerinden çöp çalıyorlar…vallahi.
Sağ köşedeki erkek geldi,sol köşedeki yuvadan bir çöp aldı kendi yuvasına taşıdı,dişisine verdi.
Az sonra, soldaki yuvanın erkeği geldi,çöpünü verdi.Dişisi ne dediyse nasıl anlaştılarsa döndü,sagdaki yuvanın erkeğine saldırdı,onu uçurdu.Ama yuvasına dişisine dokunmadı.Kanım kurudu,ağzım açık kaldı derler ya işte öyle olmuştum.
Az sonra yine sağdaki yuvanın bu kez dişisi soldaki yuvadan çöp almaya çalmaya gitmez mi?
Diğeri buna saldırmaz mı,Ahmet efendiyle bakıyor gülüyoruz.Keyfimize diyecek yok.
O sırada Ahmetin kırtasiyesine kadın müşteri geldi 45-50 lerinde olmalı.
‘Hayrola neye bakıp gülüyorsunuz’ dedi…
Ahmet emmi : ‘Güvercinler,güvercinler erkek dışarıdan çöp getiriyor,dişi yuva yapıyor dedi..
Kadın da dönüp baktı.
Öyle öyle dedi…
Tıpkı insanlar gibi diyecek oldum.Kadın :
‘Nerede insanlar böyle anlayışlı,böyle dayanışmalı olsunlar.Kadınlar hamileyken hangi erkek onun yerine çamaşıra bulaşığa elini vurur ki..dedi lafımı ağzıma koydu..telafi etmek için ‘yuvayı dişi kuş yapar derler, demekki buymuş’demekle yetindim. Ahmet de ‘demek ki buymuş ya’ dedi güldü.
Kadın Cemal hocya bakınır oldu.
Cemal hoca buğday serpti,tüm güvercinler oraya uçuştular.
Akşam oldu.Bu güzel anın sabahı Şu dizelerle uyanır oldum dökülür oldu
Bilmem canım
Bilmem cananımsın
Damarlarımda
Kıpır kıpır kanımsın
Kirlenmemiş sevgimizle
Sen en kutsal anımsın
Ne kardeşim
Ne bacımsın
Ne kederim ne acımsın
Kirlenmemiş sevgimizle
Sen başımın tacısın
Ortalık aydınlıktı.Bir hoca ezan okuyordu,belediye bahçesinde.Her taraf bahçe ve agaçlık ya,kuşlar cıvıl cıvıldılar.Şiirimin tınısını duydular,duydular da onlar da ahenge uydular.diyerek içimdemn :Kalktım çay koydum.Hala seni düşünüyorum.
Bugün seni anarak uyandım,
bir an seni mutfakta sandım
yoktun,
Yokluguna yandım
.Birkez daha seni özlediğime inandım
Çay koydum
Sigara yaktım
Televizyonu açtım
Sıradan şeyler işte
Yine yazıyorum ki
Can sıkıntısı mı ola
Hayır canım sıkılmıyor
Öyle mutluyum ki
Evden çıktım ofisime gidiyorum,kuşluk vakti,sokaklar caddeler..Bir köyden farksız. Sessiz tek ses kuşlardan ved daraba sesleri
.
Yol kenarında dut agaçları,dutlar dökülmüş yollara.Pasajda dükkan komşuları toplanmış çay içiyorlar.Çay içtik,sohbetler,takılmalar…
Kalemi aldım elime,elim takıldı saçının teline
Kaptırdım mendilimi deniz yeline
Allah kimseyi düşürmesin
Senin gibi güzelin diline
Kurudu yapraklar döndü gazele
Sözüm para etmiyor senin gibi güzele
Tanrıyı arayan bir kuldum
araya araya cananı buldum
diyardan diyara postalanan bir puldum
desen desen işlenmiş
bir halı bir kilim bir çuldum
tanrıyı arayan şair bir kuldum
araya araya cananı buldum….
01.02.2001 CİDE
Kendim yazıp kendim okuyorum
Cide Ankara arası mekik dokuyorum
Biraz sonra yola çıkacam
Öyle heyecanlı
Öyle duygu yüklüyüm ki
Bir yandan Ankara’yı seviyorum
bir yandan Cide’yi
Cide’de güzel yok sanıyordum.Güzelliği olan bir yerin güzeli olmaz mı,şimdilik iki güzel keşfetmiş bulunuyorum.İkisi de birbirinden şirin,ikisi de birbirinden can,canan.
Gökte güneş
Ocakta kömür
Bende yürek
Bende ömürdür yanan
3-4 sayfa öne gidin.30.05 tarihli yazıyı okuyun,okudunuz mu?
Güzel..
Orada güvercinlerden söz etmekteyim,Halk bankası siyesinde bankaya girişe göre siyecin sol köşesinde ki çift siyah renkli agırlıklı..sagdakiler ise gri tonlu.Saldırgan olan bunlar.
Günlerdir güvercinleri izlemekteyim,çöp çalma savaşları devam ediyor.Saldırgan grilerin erkeği çok hamarat.Dışarıdan durmadan bir şeyler getiriyor,dişinin önüne koyuyor.Ağzına bir şeyler koydugu oluyor.Dişi yumurtada,hiç kalkmıyor.Erkekte onun başında hiç ayrılmıyor.Fırsat buldukça siyahların yuvasından çöp çalıyor.Kavgaya başlıyorlar.Nitekim bugün yine öyle oldu.Kapışmaları uzun sürdü.Başka güvercinler gelip araya girdiler,kavga sona erdi.
Cemal hoca gene dükkanın önüne yem serpti,güvercinler yeme üşüştüler.Erkekler yemeye devam ediyorlar.
Ahmet bey bunların kuluçkası kaçgün sürerki diye soruyor,kesin olarak bilenimiz yok..
Kuş sesleriyle uyandım.Cıyak cıyak cıyak
Perdeleri topladım,camı araladım,bulutsuz esintisiz bir hava.Güneş karşı tepelerdeki çamları sarmış.Kuş sesleri artısıyla devam ediyor.Tv yi açtım ses kapalı görüntülerle zaman dolduruyorum.Tekrar uyumuşum,uyandıgımda saat 10 a geliyordu.Mutfaga daldım,çay koydum,biraz da sütlaç çıkardım.Küçük göze koydum.Banyoya geçtim,traş mıraş derken mutfaga döndüğümde sütlacın körpe köpüre kaynamakta oldugunu gördüm.Sehenin altı tutmuş..11 e kadar mutfaktan anca çıkabildim.Merdivenleri inerken karşı komşu kadının merdivenleri silerken gördüm.
‘Kolay gelsin bayan;
‘Sagol’ dedi
‘Ben yardım edemiyorum kusura bakmayın …’
‘Zararı yok bir kadın tuttugumuzda merdivenleride silsin…’
‘Tabiî ,tabiî kii’
Yoluma devam ettim,kaçamak gözlerle beni izlemekte oldugumu sezinledim.
Ah siyah gözlerin bu kadına yakıştığı kadar başka bir kadına yakıştıgını görmüş değilim,gözlerine sonsuz derinlikte bir güzellik bir çekicilik vermiş,o bakmaya çekindikçe gözlerini sakındıkça çekiçiliği derinliği artmakta.Bermuda üçgeni gibi,deniz akıntısı gibi,su girdabı gibi insanı çekmekte.
Bunları düşüne düşüne ofisimin önüne gelmişim.Kırtasiyeci Ahmet bey dükkanın önünde güvercinlere bakmakta.
Selamlaştık
GECE SAAT 23.00
Bugün akşam uzun süre bizim tv 4 te türk halk müziginden türküler,türk sanat müziği programında şarkılar dinledim.
Her biri ayrı güzellikteydi.Her biri yüreğimin kılcallarını titretip beni Anadolumun Anadolu insanının..anadolu kültürünün..Anadolu yaşam biçiminin..Anadolu insanının duygu ve düşüncelerinin ve tüm bunları dile getiriş inceliğini,derinliğini,zenginliğini,müziğindeki tiz ve tonlarındaki neşeyi,hüzünü,saflığı ve sadeliği duyulmadım.
Kapıldım Anadolunun değişik iklimine,değişik cografya,değişik kültür ortamlarına gittim.Duygusallaştım,güzelleştim,Keşke her şey müzikle dile getirilseydi.Müzik günlük konuşma dili olsaydı.Müzik sanatın,siyasetin,edebiyatın dili olsaydı.O zaman ne kavgalar,ne savaşlar,ne ulusal nede uluslar arası mahkemeler,divanlar olurdu diye düşündüm.
Düşünürken ben kumandayı çeşitli kanallara,çeşitli müzik istasyonlarına ulaştım.
Her birinde ayrı güzellikler vardı.Kimi çok coşkun,hareketli,gerek sunucu,gerek oyunu kendimi yerden yere,tavandan tavana vururcasına hareketli…kimi tamtamlı vsvsvs derken bir istasyon beni bağladı,yüreğimi yaktı,dağladı.Bana bu satırları,işte o heyecan,o duygu sagladı.İnsancıl,müşterek dili işte bu,bu müzik, bu ses olmalı.
Ergeç böyle olmak,işte o zaman dünyanın daha güzel olacagını,dünyanın var oluş gizeminin,yaşam denen hayat denen canlılık denen mefhumun anlamını daha derinlikli kavranacagını,daha kolay çözülebilecegini düşündüm.
Çünkü bu ses,bu müzik sesi,bu insan sesi,hayır hayır bunlara müzik,bunlara insan sesi denemez.Bunlar doğanın gizini,gizemini..uzayın bilinmezliğini,enginliğini yansıtan,dile dile getiren armonikalardı.
Alıp beni bir rüzgarın esintisine katıp,bir meltem bir alize gibi ılık sıcak eserken,birden bir deniz fırtınası dağla hırçınlığı..
Birden bir gök gürültüsü gibi ruhunun ta derinlerini sarsıp silkelerken…
Tekrar ılıman bir ilkbahar yeli gibi,çiçekleri çimenleri okşar gibi.Kelebeklerin,arıların,sesleriyle tınlanır gibi
Ruhumuzu okşuyor,alıp sizi yine doğanın yankılarıyla canlı bir vadiye,sonsuzluk vadisine uzayan sihirli dünyasına götürüyor.
Bir tahteravallidesiniz,uzayın sonsuzluğuna uçuyorsunuz.Elleriniz yıldızlara degecek gibi.Misket misket yıldızlar
İşte duygunuzda,işte duygu dünyanızda o denli bir derinlik oluşmakta.İçinizde bu denli bir derinlik,bir sonsuzluk bahçesi yaratan o müzik,o ses …Bunlara en iyisi ilahi ses demek gerekir.Çünkü bunca güzellik,bunca kusursuzluk,bunca derinlik ve sonsuzluk ancak ilahi kaynaklı olabilir.İlahilikten daha güçlü bir tanımlama,bir gerçeklik olsaydı onu kullanırdım.
İşte içimde oluşan bu sonsuzluk bahçesinde,bu sonsuzluk vadisinde..Bu gökharman sonsuzluğundayım.Menzilleri kat ediyorum,iklimden iklime,coğrafyadan coğrafyaya,gezegenden gezegene ve galaksiden galaksiye uzuyorum.Tüm bunların oluştugu yer neresi içim,içimdeki dünya,yani duygu dünyam..Yol alan kim ben duygu dünyamda.
Duygu dünyamın sonsuzluk ikliminde gezen ben..
İçimde bu duyguyu,bu dünyayı oluşturan ne,kim?
Yukardan beri belirttiğim gibi tv kanallarının birinde sanırım İtalyan kanallarının birinde yansıyan bir opera sesi..
İşte doğanın gizini,gizemini içinde absorbe etmiş müzik denen sihirli ses,inleyen,gürleyen,kanatlandıran
İşte insan sesi olarak şekillenmiş büyülü seda..Dalğa dağla uzaya açılan,gökkuşağı renklerini oluşturan ultraviyole ışınları,mor ötesi renk ışınlarını yansıtan ses..
Beni anadolunun ezgilerinden daha derinden etkileyen ses..
İlahi ses..İşte insanlığın evrensel sesi,insanlığın müşterek dili,duygu ifadesi olmasını istediğim ses..
Bu yazı TVyi icat edene minnetimdir.
Ölürsem yazılsın mezar taşıma
Dikenli bir gülü bela ettim başıma
İnadı ugruna onun öldüm
Doğmadan henüz ölüm yaşına
PERUDA DEPREM
ŞİDDETİ 7,9
Kimi açıklamalara göre 8,2..ölü sayısı 70..Ucuz atlatılan bir deprem,bu şiddete göre ölü sayısı oldukça az.Sevinilecek husu bu olsa gerek.
FİLİPİNLERDE YANARDAĞ PATLAMASI
26,06,2001
Oğlum umut 2 arkadaşıyla 3 gün kaldılar,dün gittiler.Giderosa gittiler,balık yedik sahide,gezdik çay içtik.
Onlar akşamları gidip eğlence yerlerine takıldılar.
Güzel günlerdi…
27,06,2001 CİDE
ECEMSİN
Düşündüm ki
Yarım ömürdür
Yarım ekmek misali
Peşinde koştugum
Sen kimsin,nesin
Bu akşam sahilde
Işıltılar altında
Bildim ki sen
Gündüzleri gün
Sonra ayla ışıldayan gecemsin
Gördümki sen
Gönül payitahtımda
Payitahtımın sarayında
Kurulmuş sultanım,ecemsin…
Ve ikrar ettimki
Dudaklarımda çıkacak
İlk ve son hecemsin
Ecemsin
28.06.2001 CİDE
KANI KAYNAYAN DENİZ
Deniz hırçın
Dağla dağla
Köpük köpük
Azgın bir dişi bir aygır
Bir aydır deniz
Kanı kaynıyor olmalı
Kucagına atlayasım
Koynuna giresim gelir
İlk kez kanı kaynayan
Birini bulmuşken
Kara Deniz
28.06.2001 CİDE
CİDE SAHİLLERİNDE
Sen cide sahillerinde
Demet demet çiçeklerin en sarısı
Ben kanatları kırık bir bal arısı
Düşüp sevdana koştum
Koştum peşin sıra bir ömür yarısı
Yeşermesi için yüregimin darısı
Kuruyan dudağıma
Bir damla su vermez misin?
28.06.2001
YALNIZLIĞINDAYIM CIVIL CIVIL SAHİLİN
Cıvıl cıvıl sahilin yalnızlığındayım
Parıldayan denizin ışıltısında
Sabahları dağ çiçegi
Akşamları deniz kokan
Rüzgarlarda seni arıyorum
Seni arıyorum
Yıkanmış milde
Sabunlaşmış taşlarda
Balıkçı teknelerinde
Balık yumurtalarında
Demet demet defnelerde
Zambaklarda sarı yazmalarda
Seni arıyorum
Cıvıl cıvıl sahilin yalnızlıgında
Kimileri el ele
Kimileri kolkola
Kimileri oturmuş
Kimileri karınca olmuş yola
Kimileri balkonda yazlıgında
Hasıl her yerde
Her şeyde ben
Seni arıyorum
Cıvıl cıvıl sahilin yalnızlığında
BİR BARDAK SU OLSUN KARADENİZ
Bir bardak su olsun
Yüzdüğün Karadeniz
Doldur,doldur da içeyim
Ölümüm aşkından olsun
Ve bir demet sarı yazma
Ahretliğimi elimle biçeyim
28.06.2001
Salına salına gelir bir
Kaşları hilal ay sürmeli
Alıp tuz ekmege dürmeli
Bir öpücük vermezse o
Bindirip kabarcık teknelerine
Denizlerden onu Karadenize sürmeli
29.06.2001
Geçenlerde ne oldu biliyor musunuz?Nerden bileceksiniz değil mi?
Anlatacagım tadına varmanız için bu anlatacagımın bana anımsattıgı ,bana yaşattıgı bir çocukluk anımı önce anlatayım size isterseniz.
Yıl 1965 olabilir,köyümdeyim.Kuşluk vakti.Anam koyunları sağıyor.Bende koyunların başını tutmak,küleğin başına getirmek suretiyle ona yardım ediyorum.Sanırım haziran sonlarıydı.O zamanlar 70-80 koyunumuz vardı.Neyse….
İki toplayıcı geldi.Yaşları 25-30 olamalıydı.yün,bulgur,yağ gibi köylerde bulunabilen menülerden alıyorlardı.Ben çıkıştım;
“Gençsiniz..niye çalışmıyor sunuz da dileniyorsunuz? “dedim.Adamlar mahçup oldular,anam nereli olduklarını sordu.
“Vartoluyuz ana,Vartolu” dediler.
Bildiğiniz gibi o yıllar Varto depremi olarak deprem,felaketler tarihine geçen büyük bir deprem olmuş,büyük bir felaket yaşamıştık.
Tek kelimeyle Varto ve yöresi yerle bir olmuştu deniyord,ve de doğrudur.
Bundan dolayı anam aglamaklı bir sesle;
Sus oğlum sus..onlar ne acılar yaşamışlardır biliyormusun? Dedi ve onlara döndü;
“Gelin yavrum gelin dedi..süt küleğini bana bıraktı ve eve doğru yöneldi.
Ne alıyorsunuz,ne vereyim?siz şimdi acıkmışsınızdır da diye diye gitti.
İşte geçen evde ben noterlik büromdayım.Hafta sonu ve sanırım Pazar dı.Oğlum umut bilğisayar ayarlamasıyla uğraşıyordu.O nedenle acıktık,neyse..
Bir seyyar satıcı geldi,60-65 yaşlarında olmalıydı.
Boynuna asılı çantayı izin alarak,masamın ucuna koydu…
“Beyefendi ben açım,bir şeyler alır mısın?dedi..Sesleri titrek ve yalvarırcasınaydı.Yılların verdiği tecrübe ile acındırmak için söylemediği duygusu bende uyandı.
Ya çok yüzsüz yada gerçekten cok acıkmıştı,İnsanın böyle açıkca ben acım demesi diyebilmesi için,hele bu yaşta birisi için.
“Nerelisin dedim?”
“Bolu” dedi.
“Bolu zenginlik yeri,varlıklı yer” dedim.
Deprem,deprem vurdu dedi,dükkanım malım yere gömüldü,evim orta hasarlı dedi.
Can kaybınız?
Yok şükür;
Devletin yardımı?
Ne yardımı beyim ne yardımı..evi ğeçindirmek için işte boynumuza bu çantayı taktık dolaşıyoruz.
Satışlar?
Yok,yok sabahtan beri dolaşıyorum.Siftah yapmadım,bir şey yemedim cebimde kuruş yok ,bir şeyler alırsan..gidip bir tabak çorba içecegim dedi.
İçim sızladı.
Ve anamı anımsadım,anamdan bana yansıyan duygu bende birden şahlandı,oğlu oluverdim birden.Anamla iftihar ediyorum.Osmanlıdan kalma seferberlikten kalma..Osmanlı anam.
Çantasını deştik,iki kalem aldım,çakmaklı 2 kalem.2.5 milyon tl ödedim.Bilmem anlatmaya deger bir anı mıydı?
Ankaradan Bartına gidiyoruz.Özemniyet firmasının otobüsündeyiz.Çelikli denen yerde mola verdiler.Kalkma anonsuyla yerlerimizi aldık.Şöfor ve muavin binmeden bir bayan otobüse bindi,kapı düğmelerine bastı kapılar kapandı.Aman Allahım yoksa kaçırılıyormuyuz? Ama nerde? Keşke öyle bişey olsa da bir heyecan,bir macera yaşasak.
Ben bu düşüncedeyken genç bir bayan elindeki deftere vurarak “Sayın yolcularımız..özemniyet firmasının sayın yolcuları,gerek kaptanımızdan,gerek diğer görevlilerden yaptıkları hizmetlerden ,görevlerden hal ve davranışlarından dolayı bir şikayetiniz,bir hoşnutsuzluğunuz yada herhangi bir dilek ve temenniniz varsa bildiriniz.Szilere daha iyi hizmet için şikayet ve dileklerinizi şirketimizin müdüriyetine bildirmekle görevliyim.Şikayetleriniz aramızda kalacak dedi.
“Oh kaçırılmadı” dedim içimden.
Birkaç saniye sessizlik..
Bayan;
Evet sayın yolcularımız diyerek cevap beklemekte oldugunu ima etti.Öndeki koltuklardan bir bayan sesi;yok yok dedi..orta koltuklardan bir erkek sesi;
“Herkes görevini…” dedi,daha o cümlesini tamamlamadan ben el kaldırıp birde ayaga kalkarak büyük bir ihbarda,büyük bir şikayette yada ifşaatta bulunacakmışım gibi;
“Hanımefendi,dedim..tok ve kararlı bir ses tonuyla bayan onu bıraktı bana doğru ilerledi..
“Evet beyefendi dedi” ve eliyle oturmamı işaret ederek,sözlede “Lütfen oturunuz,” dedi oturdum,herkez bize döndü çıt yok nefes alınmıyor desem yeridir.
Öyle ya,acaba onların göremedikleri ne gibi hatalar olmuştu.Benim gördüğüm onların göremedikleri ne gibi hatalar olmuştu acaba.
Bakın hanımefendi,ben 3 aydır haftasonları bu yolculuğu yaparım.
“Evet beyefendi”
Ben çok mızmız,kavgacı ve geçimsiz bir adamım..
“Estagfurlah efendim”..
Estagfurlahı yok,lütfen sözümü kesmesin dedim azarlar bir tonla.
Hani mızmız kavgacı geçimsizin biriyim ya…
Peki efendim dedi,itaatkar bir ton ve tavırla..
Sustu,önden bir ses;
“Galiba çattık”;
Lütfen diyip öne laf yolladıktan sonra devam ettim.Sizin bu personelden kimse bir hata yapmıyorki.Çıkışayım da rahatlayayım,gülüşmeler oldu.
Bayanda güldü ve ;
“Aman efendim,inşallah öyle bir şey olmaz”..
Bu muavin çok efendi,deneyimli takdir belgeleri var…
Sözünü kestim;
İşte benim sıkıntım da o ya.
Tekrar gülüşmeler oldu.
Anladım dedi bayan.
Teşekkür ederim,müdüriyete iletecem,iyi yolculuklar dedi geri geri giderek.Düğmelere bastı kapıları açtı,indi.
Buraya kadar olan kısım olan olayın ve konuşmanın aşağı yukarı aynısıdır.Konuşmalar da mealen böyleydi.
Bundan sonrasını yol boyunca senaryolaştırdım.Tıpkı hababam sınıfı gibi ..örnegin otobüsün içinde şakalaşmalar,takılmalar olur..Benim hiçte mızmız olmadıgım anlaşılır.Bir yerde otobüs durur,bazı yolcular inerler.Bunlardan 9-10 yaşlarında bir kız çocugu “Hoşça kal,kavgası hoş amca” der…yolculuk devam eder..
02.07.2001 CİDE
Bundan önceki yazıdan anlaşılacagı üzere bu hafta sonu Ankara dayım.
Cem in düğünü vardı.30.06.2001 cumartesi köy derneginde.Akşama doğru kız tarafında..akşam cemo gilde.
01.07.2001 Pazar günü saat 13-18 arası Vedat Dalokay düğün salonunda akşam yine cemogilde güzel,en güzel yanıda olaysız,vukuatsız bir düğün oluşu..
Allah mutlu etsin.
02.07.2001 CİDE
Elif yengenin annesi Senem hala vefat etmiş.Divriğide defin edilmiş.9-10kızı,bir ogulu var.Ali baba 8-10 yıl önce ölmüştü,78-79 yaşlarındaydı.Senem hala Allah rahmet eylesin..iyi insandı.
NAMAZDAYIM
02.07.2001
Bundan önceki yazılardan anlaşılacagı üzere hafta sonu Ankara daydım.Cumartesi öğleden sonra Kızılaya gittim,Sakarya caddesindeki meyhanelerin oldugu kısımlarda dolaşırken en az 8-10 yıldır görüşemediğim 2 arkadaşımdan birinin meyhanede içmekte olduklarını gördüm.Eski dostları görüpte yanlarına varmamak olmaz tabii.Onlarda beni görünce “Vayyy” deyip kalktılar,sarıldık tokalaştık,koklaştık öpüştük.Bana da bira geldi,eski anılara daldık ki sormayın.
Daldan dala,ilden ile,konudan konuya,arkadaştan arkadaşa…
“İhtiyarlamışsın” yahu dedi bay x.Bu bay x birçok müzip,çok şakacı.Bir o kadar da makaracı,acık vermeye gelmez bile,canlı gazete olur yayar ki onun diline düşmektense zindanlara düşmek daha iyi.Lan oğlum yaz,belki bir mizahçı olursun demişimdir de benden bir bok olmaz demiş,yine işi matraha çekmişti.Neyse.
O ara ikindi ezanı okundu.
Bu bay x diğer arkadaşla birlikte göz göze gelip kahkahalarla gülmeye başlamazlar mı?Hem bana bakıyor hem katıla katıla gülüyorlardı.Bay x arada birde “Haydi haydi ikindiye demez mi”
Bende bastım kahkahayı,yırtınırcasına gülüyorum,gözlerimizden yaşlar geliyor.Herkes bize bakıyor ,ayıp olur diyerek kendimizi frenlemeye çalışıyoruz.,neden mi öyle güldük,merak mı ettiniz?
Haklısınız,merak edilmeyecek gibi degilki.Koca koca adamlar Kızılay gibi bir yerde birahanede yırtınırcasına gülüyor,herkesi kendimize baktırıyoruz.Belki herkesi kendimize güldürüyor,belki de sövdürüyoruz..
Anlatayım;
Efendim bundan yıllar önce…
Belki 15-20 yol belki daha fazla önceydi.Yine bu muzip bay X inde bulundugu birkaç arkadaştık.Yine böyle ezan okudu,bazıları yine “haydin Cuma ya” dedilerdi.Hepsi kalkınca bende kalktım.Ayıp olmasın..iyot gibi dışta kalmayayım,hemde madem sevapmış bir sevapta ben alayım dedim.Peşlerine takıldım,takıldım amma ilk namaz kılmam olacaktı.Bir taraftanda bir hata yaparsam bunların dilinden düşmem..Hele x in..
Beri yandan da “yok canım neden hata yapayım ki”,onlar nasıl yaparlarsa bende aynısını der..kendi kendime ölçer biçerken camiye girmiş olduk,içerisi kalabalıktı,kimisi egilip kalkıyor,kimisi bagdaş kurmuş,kimis tebişhaneleri sayıp duruyorlardı.Öne doğru ilerledik.Şömine gibi bir yerin karşısında durduk,diz çöktük.Önümüzde iki sıra daha var.Derken başı sarıklı siyah cübbeli biri geldi.Oradaki seccadeye durdu.Herkes ayaga kalktı…
“Saflar tamamlansın” sesiyle kıpırdanmalar başladı.Benim derdim muzipin yanına düşmemek.Bu nedenle aramızda 2 şahıs bırakarak onun soluna oturdum.Fakat onun derdide beni yakından izlemek olmalıymış ki safları tamamlayın sesiyle yanıma kaydı.Artık yapılacak bişey yoktu.Daha doğrusu yapılacak tek şey hata yapmamaktı.
Tam bu sırada hocamızın “Allahu ekber “ sesiyle herkes ellerini kulaklarına götürdü.Bende götürdüm,ellerini önlerinde birleştirdiler.Bende göz ucuyla çaktırmadan izleyerek onları taklit ederek durumu idare etmeye çalışıyorum.Ne dereceye kadar başarılı oluyorum bilemiyorum.Egildik,doğrulduk yere kapaklandık,tekrar kalktık.Tekrar yere kapaklandık ve dizüstü sessizce bekliyoruz.
Onca kalabalıkta çıt yok.Hocanın “Esselamüaleyküm” demesiyle solumdaki adam bana doğru boynunu uzattı.Bende bana bişeyler söyleyecek diye ona doğru başımı çevirdim,kulagımı egdim.Adam hiçbişey demeden bu kez başını öbür tarafa çevirmesin mi?Alındım
“Sen benden başını cevirirsen,bende senden başımı çeviririm” düşüncesiyle başımı sağa çevirermemle solumda bulunan bizim muzip X le gözgöze gelmez miyim.Göz ucuyla bakındım ki herkesin boynu sola doğru ..tek benim sağa dogru.
Anladım.
Bir çuval inciri berbat etmiş,X indiline düşmüştüm,kızardım.Onunda gülmemek için kendini zor tuttugunu anladım.Gülmemek için kendini zor tutmuştu.Aylarca dillerindeydim,gırgırlarının konusuydum.
İşte şimdi ezanla o anıyı anımsamış,gülüşüyorduk.
Siz olsaydınız gülmez miydiniz?
02.07.2001 CİDE
Mavi güvercinim
Hasret kuşum
Artık gelemem
Gelebilemem diyorsun telefonda
Anlıyorum
Anlıyorum esir kuşum
Hayallerimi süsleyecek
Gökharman larımda uçuşun
Mavi güvercinimle yıllar sonra telefonda görüştük.Kahkahalarla gülüşü delirtiyordu beni.İstanbula tatile gelecekmiş;
“Gel dedim”
“Gelemem dedi”
Bakalım yaz mevsimimi bahara dönüştürecek mi? Çayır çimen edecek mi?
Selam sana mavi güvercinim.Hasret sana
03.07.2001 CİDE
ADI AYNUR
Cide doğumlu
Bebekken gitmiş
Bizim hasretistanımız alamanyaya
Orada büyümüş
Bir hastanede hemşireymiş.
Babaları Hüsnü
3 aydır tamiratla ugraşıyor,eski bir ev.Rumlardan kalma.Koruma altına alınmış evlerden.Kardeşi özgür.O Almanayada doğmuş.İki kardeş bir haftadır buradalar.Yarın gidecegiz,yarın diyorlar.Duygusallar.Almanyada büyümelerine ragmen ruhları canları hayalleri hep burada kalmış,hep burada kök salmış,burada çiçek açmış çayır çimen olmuş defne,zambak olmuş.Evlerinden fotograflar çekiyor Aynur,Özgür tavla oynuyor Ahmet hocayla.
Adı Aynur
Hani ay doğar
Karanlık akşamın üstüne
Deniz ışıldar
Camlar gelinlik giyinmiş gibi olur.Tüm doğa aydınlanıp nurldur.Aynur doğmuş,nurlu ışıklı ay doğmuştur.
Adı Aynur cana yakın sevecen kıpır kıpır.İnsanın içine bir nur gibi doğmada.Ay dış dünyayı aydınlatıp,o dış aydınlanmadan keyiflenir,haz alır mutlu olursunuz.
Böylece iç dünyanızda aydınlanmış olur.Hücreleriniz keyifli,heyecanlı taze kanlanır.Tüm duygularınız huzura erer,giderek duygu ve sezgi diye bilecegim 6. bir duyu organımız oluşur,his haliniz canlanır.
İşte bizim aynurda öyle esmer bir gülü andırır.Bilirsiniz kırmızı,beyaz,sarı,pembe mor,koyu çok koyu..siyaha yakın esmerlikte güller olurya..
Ben şahsen güller içinde ençok bu esmer gülleri severim.
İşte bizim aynur da bu sonunu gülü andırmaktadır. Bu haliyle cana yakınlığıyla içinize doğar,içinizi aydınlatır.O ana değin duymadıgınız yaşamadıgınız keyifler,hazlar yaşar mutlu olur.Tüm sinir ve stresinizi atarsınız.Yolunuz acık olsun Aynur,sen gideceksin hayalin siluetin burada kalacak.
ADI AYNUR
Hani ay doğarda etrafında bir sis halesi oluşur.O sis halesi içinde koyuca sarı,giderek koyuca siyaha yakın esmerlikte bir gülü andıran ay hali olur ya..İşte esmerliği ile bizim Aynur sa aynen öyle..Hale içinde parıldayan bir nur,bir ışık,ışıklı ışıldayan bir gül…
Gözden ,duygu alemine giden bir güzellik bir şirinlik…
03.07.2001 CİDE
Dan dan dan
Çağın çanları çalıyor
Herkes senden bir parça alıyor
Uyan Anadolum uyan
Hazinelerin çalınıyor
Kalen içten yıkılıyor
Hortumcular,faziciler
Sömürünün üstüne yağ çalıyor
Her sinek can alıcı kuş olmuş
Ölüm çanlı çalınıyor
Canındır mezat Pazar
Kıymık kıymık çalınan
Dan dan dan
Uyan Anadolum uyan
03.07.2001
Yine kuş cıvıltılarıyla uyandım.Güneşi,aydınlıgımı selamlıyorlar.Kimden ne istiyorlarsa..Bu bilimciler,bu kilimciler neden inceleyip çözemiyorlarsa.Anlamak için HZ.Süleyman mı olmak lazım.3-4 bin yıl önce yaşamış biri o ilme ermişte,bunca süreye katedilen bunca mesafeye degin biz yani günümüz ilmi,bilimi hala o noktaya varamadı.İlim bilim gerilemiş demektir bence.Bu konu bu çığlıklar daha kaç yıl,kaç asır bir bilinmez olarak kalacak.
Neyse,kalktım sırtıma hırka aldım.Kalem arıyorum,oysa daha akşam yatarken elimdeydi meret nereye attım,yada nereye aktıysa..Bir taraftanda seviniyorum çünkü yazıya yoğunlaşacak,bu müzik ziyafetini ,müzik şölenini bunca can kulağıyla dinleyemeyecektim.Sonunda buldum.
Gittikçe azaldı,azaldı ve kesildi cıvıltı.Konserleri sona ermiş olmalı.
Ah bu kuş sesleri
Ah bu cıvıltılar
Orhan Velinin
“Öldürecek beni
Bu havalar bu güneş
Bu pür bahar”
Aşagı yukarı böyle mi demeli..
Yoksa bir halk türküsünde oldugu gibi
“Dağlar dağlar”
Dderdim dermanısın dağlar
Mı demek lazım…
Selam size kuşlar
Minnet size
Mutluluklar hepimize
04.07.2001
SAVCI VEKİLE
Ağrı ya uçacaksın
Volkan da pişeceksin
Köpüğün de söneceksin
Sonra enginlere ineceksin
04.07.2001
Bir yanım deniz
Karadeniz
Bir yanım dağlar
Yeşil yeşil dağlar
Tavanım mavi gök
Mavi gökte asılı 2 avize
Biri doğmakta olan güneş
Diğeri batmakta olan ay
Geze geze yorulmuş
Ve susamıştım
Ağzım dudaklarım kurumuştu
Susamıştım
Düşüncelerle çarşıya gelmiştim
Su içtim,çay içtim olmadı
Kitapçının önündeyim
Anladım ki ben
Okumaya susamışım
Bana susamışlığım gibi
Saifeler arasında seni
Bulabilirim umuduyla
Tam 10 kitap aldım
Bilirim kızacaksın
Ama olsun
Alışkanım nasıl olsa
Sen kızarsın,ben bildiğimi okurum..
Karadeniz akşamının serinliğinde
Sabah güneşi doğdu içime
Gözlerinin deniz ufku derinliğinde
Sen benim akşam güneşinin
Batım ufkunda bogdun
Ben sabah güneşiyle doğdum
Ben senin beni öldüren
Yanını akşamın ufkuna gömdüm
Sabah güneşi olan yönüne döndüm
Tüm bu felsefem
Sanadır inan karım
Bu olsa gerek
Hayatta en büyük karım
04.07.2001 CİDE
HAKİM AHMET BEYE
Bir nasihatım var
Sana genç kardeşim
Ne kız bana ne yer
Lütfen bu ağabeyne kulak
İlmine derinlik ver.
TOMBİŞ ÇOCUK
Gel bakayım tombul yavrum
Geldi yanıma
Sevimli yaşına,boyuna göre kilosu fazla.Herkes takılır;
“Perhiz et”
“Bir şey yeme”
“Sebze ye sebze”
Der kızdırırlar
Sevimli mi sevimli
Tontiş
Sevimli olur bu tontişler
Buda onların en sevimlilerinden biri bence.
“Adın ne senin bakayım?”diyorum..oynuyorum kucagımda…
“Yusuf diyor,Yusuf”
Yusuf peygamberden
“Ah nelerde biliyormuş?”
Bilğiçliğide devam ediyor.Birkaç peygamber sayıyor.Benim katibeye dönüyor
“Sen nasılsın abla?”
“İyiyim diyor oda”
Tekrar bana;
Ayıp olmasın ama hanginiz patron?
“Ben diyorum”
“Af edersiniz siz burada ne iş yapıyorsunuz?”
Fevkalade zor bir soru vede yerinde bir soru..
Zorluğu şu ki ben şimdi noterliği,noterliğin ne iş yaptıgını 10-11 yaşındaki bir çocuga nasıl anlatabilirim.
Kendim 20 yaşlarımdan sonra bilebilmiştim…
O da azıcık.
Yinede anlatmaya çalıştım.
“Birisi arabasını satacak olsa,onun araba mı felana sattım paramı aldım şeklinde sözlerini yazarız.Altını ona imza ettiririz,kendimizde imzalar mühürleriz.Bir parçasını onlara veririz,bir parçasınıda saklarız.
Satın alanda aynı şekilde imzasını alırız.
Diyelim ki sen bi okula kaydını yaptıracaksın,senden nüfus cüzdanı sureti isterler.İşte suretinde bizim tasdik etmemiz,yani imzalayıp mühürlememiz gerekecektir.Araba işleminde 100 milyon alırsak,nüfus cüzdanında 4-5 milyon alırız.
“Hıııı tamam dedi.”
Kaça gidiyorsun?
Bire geçtim
Neee?
Hazırlık okudum
İşte yaşını tahminde yanılmışım;
Sorusunun haklılıgı..
“Noter ne iş yapar?”
Öyle ya noter ne iş yapar?
Mal almaz
Mal satmaz
Tezgahı,makinesı aleti yoktur.6-7 yaşındaki çocuk ne bilsin,büyükler çok mu iyi bilirler..sanmam..
Neyse;
Bu sabah ta bu çocuk,bu tombiş
Tombiş Yusuf meyvem,mezem oldu..
04.07.2001 CİDE SAAT 10
Doğanın tınısı
İnsanın keyfini kederini
Duyulmamak istiyorsan
Elinde kalem,yüreginde söz
Durmadan durmadan yaz..
Bir güzel gördüm
Oturdukça içtik
Dönüp bana bakmadı
Işık olup içime akmadı
İyiki de bakmadı
Aslının ateşi olup keremi yakmadı
Nehir oldum coşuyorum
Azmış Karadeniz dalgaları gibi
Daldan dala dizeden dizeye
Duygudan duyguya koşuyorum
Aylardır uyuyan duygumun,bu heyecanına şaşıyorum
İnanın sonbaharımda bahar yaşıyorum
Sen sağol bin yaşa duygum..
KARINCALAR
Karıncalar dadanmış
Benim bekarhaneme
Bolluktur,berekettir
Diyor temizlikçi kadın
Elimin açıklığına
Gönlümün zenginliğine
Delaletmiş tüm bunlar
Böyle buyuruyor
Temizlikçi kadın
Tevekkül Anadolu inancı
Derken kardeş olduk
Ufacık tefecik
Kara kara karıncalarla
Nerden giriyorlar
Benden ne umuyorlar
Evim ikinci katta
Camlar kapalı,mermer hatta
Günler haftalar geçti
Ne bolluk görüyorum
Ne bereket
Karınca değil
Bunlar birer felaket
Yaptıkları talandır
Temizlikçi kadının
Dedi
Anladımki yalandır.
İki ortak varmış
Buğday arpa yani
Tahıl alır tahıl satarlarmış
Kuruşlarına
Kuruş katarlarmış
Derken derken
Kurt bedeni
Güve kumaşı yerken
Bir sabah erken
Biri bakmış
Karıncalar ambara dadanmış
Düşünmüş düşünmüş
Ortagına şöyle seslenmiş
Ortaklıgımıza son verelim
Neden ne oldu?
Demiş diğeri…
Böyle böyle demiş beriki
Eee bunda ne varki?
Bunun hikmeti ne olaki
Karınca,karıncadır işte..
Yok dostum demiş devam etmiş bizimki
Önceden dışarıdan içeriye
Şimdi içeriden dışarıya taşıyorlar…
Ee demiş
Diğeri hayretle
Eee si meee si yok
Bundan almamız gereken hisse pek çok
Nasıl yani?
Yani ki bunlar bize
Ortak oldular
Yani ki ambarımız
Durmadan boşalıyor
Kuruşlarımız artmıyor azalıyor
Amma da büyüttün
Büyütmüyorum
Ambar boşalıyor
Karıncalar birimize yardım ediyor olmalılar
Kızarmış bozarmış
Diğer ortak
Açıklar mısın?
Bundan ne gibi ders alıyorsun
Açıkcası dostum
Ya ben,ya sen çalıyorsun.
Kale işte düşüyor
Aç ambarı üşüyorum
Üşüyor
METİN UZ
Karadeniz kuruyor
Can çekişiyor
Başını yarlara taşlara vuruyor
Karadeniz
Nasıl kurumasın ki
Sakarya Kızılırmak
Çoruh kuruyor
Kuruyor nehirlerimiz
Nasıl kurumasın ki
Besleyen dereler
Kılcal damarlar kuruyor
Umutsuzlaşma
Karadenizim,karagözlüm
Bak yağmur yagıyor
Dağlarına memleketimin
05.07.2001 CİDE
Dan dan dan
Çağın sömürü çanıdır çalan
İçin dışın talan mı talan
Yalan vatan millet yalan
Tek gerçek talanoğlu talan
Canın kanın kaymagıdır giden
Acın,kaderin yüküdür
Sırtımızda kambur kambur kalan
Dan dan dan
Çagın sömürü çanıdır çalan
Vatan millet Sakarya yalan
Canın malıdır mezat Pazar talan
İçten,içten yıkılıyor kalen
Uyan Anadolum artık uyan.
05.07.2001 CİDE
Sahile indim
Yatsı okunuyordu
Neden bugün bana
Yaman dokunuyordu nedense
Sahil kalabalıktı
Ve ben yapayalnızdım
Kurbanlık koç gibiydim
Ay doğuyordu
Çamlı tepelerden
Körük gibi puf puf
Puflayıp duruyordu deniz
Sesimi sesine kattım
Avuçlayıp sürdüm yüzüne
Kumları eledim
Çakılları okşadım
Sen yoktun
Sahil dolusu insanlar kadar
Çoktun..ama elini tutacak kadar
Yoktun
Satıcılar çoktu
Ama alıcılar yoktu
Gece hoştu ama belikli
Cepler boştu
Yorgun savaşçıydı
Sanki onca insan
Eve geldim
Deme bıraktıgım
Çayımı içiyorum
Senin için bu
Satırları yazıyorum
Telefonla aradım
Orada yoktun
Sorumsuzca dolaşan
Dinle terk ettin beni.
Gözümün agrısıda
Acısı da sensin
Karnımın gurultusunda
Sancısı da
Kalbimin yolcusu da
Hancısı da sensin
Sen kalbim de
Fiyatına hergün
Zam gelen
Kurşunlu kurşun söz
Süper benzinsin
Sen sevdiğimsin
Emperyal pazarlarında
Etim kemiğimsin
Sen biricik memleketimsin
06.07.2001 CİDE
DÜN KURŞUNU
KURŞUN KALEM
TÜKENMEZ DERDİN
PEŞİNDE ELİN TÜKENMEZ
BUGÜN BİLĞİSAYARLI
PATLAMAYA AYARLI
İSİMSİZ İSİMLİ OZANLARIZ
SÖMÜRÜ KAVGASININ
DALINI KIRAN
DENİZLER GİBİ COŞUP
KAN NEHİRLERİNE VURAN
Burası sarı yazma yaylası
Yorulan terleyen
Derdi olan buraya gelsin
Burada kekik,defne
Zambak gül kokar
Burada dostluk
Kardeşlik sevgi kokar
Derde derman burada
Huzura güvene
Kardeşliğe ferman burada
Burası
Sarı yazma yaylası
Burası İnönü caddesi
Halk bankası karşısı
Burası şen kızlar çarşısı
Karanlık geceleri
Aydınlatan tülayımız
Burcu burcu filizimiz
Yeşil yeşil yeşimimiz var
Sevgimiz seviyemiz
Çünkü bizim ruhuyla
Can canan veliyemiz var.
Bugün çok canlı bir gün.Dolu dolu bir günüm,şurada bekleyen o kadar çok kitabım,beynimi tırmalayan duygumu kabartan o kadar çok yazacagım var ki..
Rıfat Ilgaz kültür şenliği var.Onun programını izlemek istiyorum,ev işlerim beni bekliyor.Ne yapsam ne eylesem hangisinden başlasam.
En iyisi güvercinimim öyküsüne döneyim.Hani halk bankası siyecinde,girişe göre soldaki köşede bir yuva vardı.Önce erkek eş,sonrada ana eş kayıp olmuştu ya…
Haftalar geçti yoklar.Her uçan kuşu onları sanır seviniriz..Gözüm yerde gökte.
Yoklar..yoklar..
Gökte bir çift yıldız aktı
Yuvanın boşluğu içimi yaktı
Teselli ve sevincimiz sağ köşedeki yuva..Yavrularını çıkardılar.Bir çift tüylü yavru.Anaları gelince kanat çırpıyor,ağızlarını açıp cıyak cıyaklıyarak analarının agızlarına yapışıyorlar.
Anaları kursagına koyup getirdiklerini onların agızlarına boşaltarak onları besliyor.Erkek baba da gururla onları
izliyor arada bir tüylerini kabartıp orasını,burasını gagalıyor.
Ne keyif…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.