6: “... Milet'in sekiz çobanından biriydi ve yine her sabah yaptığı gibi, bugün de baddal koçlardan başlamıştı sürü sayma işine.Uzun uzun baktı sürüsüne, sürü başlarının sayısı tamdı. Göğsünü gururla yukarı çekerek gerindi, içi bir tırtıl gibi titredi, kalbi bir kuş gibi sevindi. Sonra devam etti sayma işine. Yeni doğmuşötitrek kuzulardan, ayakta zor duran gebe koyunlara kadar.Birden düştü omuzları, ağzı dili kurudu, yutkundu, üçü eksikti koyunlardan, aklı durdu, kuşkulandı, sonra bir kez daha saydı, sonra bir kez daha. Ortada koyunlardan eser yoktu. Tırmandı hemen yanındaki tepeye, çatal vadiye uzun uzun baktı. Sonra yürüdü derenin kenarında günboyu, boy boy çalılıklara daldı.Paralanmış tek koyun yünü bile bulamadı dallarda. Günler sonra yarasaların uçuştuğu bir mağaranın ağzında etleri sıyrılmış ve eğri tahtalar gibi kurumuş kemiklerini buldu koyunların. Kemikler çocukların bıraktıkları çalı çırpıdan oyuncaklara benziyordu.Anlaşılan o ki bu kez kurtlar, uykusunun en derin yerinde kündeye getirmişlerdi bizim çobanı.”
Fikret Görken
( Arkaik Bir Sosyete)
...
Devamını oku »
5: “... Petek dediğin arı yatağı… namusu yani arının… ve yüz gram bal için 900 bin arı çalışır… bir hafta boyunca hergün, yuvalarından sürgün….. ama iş bitip de tıkabasa doldurulunca petekler, işte o zaman kasıp kavuran bir şenlik başlar bu kovanların içinde….. Dansa kalkar ince bacaklı kanatlı balerinler…… kurulur dört başı mahmur telli çilingir sofraları, kanatların vızıltısında şarkılar ve petek çeşmelerinden baş döndüren sarı sarı bal şerbetleri akar….
Agoralar da bu bal ülkelerine benzerler biraz… ancak agoraların tek
bir farkı vardır bu kovanlardan.Arılar birbirlerine değil sadece çiçeklere saldırırken ve gözleri sadece özlerde ve tek bir
hemcinsine bile kin gütmezlerken, insan güpegündüz ve herkesin
...
Devamını oku »
4: “... Anakaranın yerlileri, derme çatma tekneleriyle silahsız, parasız pulsuz, artniyetsiz ve yardıma muhtaç olarak gelen
misafirlerine önceleri taş tanrıların birer yüce armağanı gözüyle
bakmışlardı. Onları diledikleri kadar evlerinde konuk etmişler,
yıkamışlar, paklamışlar, giydirmişler, yedirmiş ve içirmişlerdi.Artık
...
Devamını oku »
3: “... Milet'e ayak bastıkları günden beri İon heykeltraşlar, artık nefes bile almadan nöbetleşe çalışıyorlar ve durmadan heykel
yontuyorlar Milet'in tozlu totemhanelerinde…sanki ayakları yere
çivilenmiş gibi toprağa sımsıkı basan ve kılıç hakkı gibi tuhaf ve
anlamsız şarkılar mırıldanan ve başlarında mersin dalından taçlar
...
Devamını oku »
Gelen yaman söze kulağın verme
Çalışan adama ederdiler söz
Mektubun yetir sen yollarda durma
Doğruydu gittiğim aşıklar yolu
...
Devamını oku »
Çay soğur masada
Bir sandalye eksik
Kaldı her odada
Adımı sen çağırmazsın
...
Devamını oku »
Bir dert girmiş yüreğime,aklıma,
Beni yerle yeksan eder dostlarım,
Dokunmayın gizli kalan saklıma,
Beni yerle yeksan eder dostlarım...
...
Devamını oku »
Savaşmaktan, umut etmekten...
Bu sefer tamam diyorum;
Olmuyor, ne yapsam da olmuyor.
Şuanda dalım kırıldı kırılacak,
...
Devamını oku »
Bu sefer damarlarımda aşk var,
Yüreğim yanıyor bu sefer bir başka,
Kalbimin yalnızca sana takâti var.
Alev alev yak beni hadi,
...
Devamını oku »
2: “...avlunun ortasında yığma taştan yapılmış kara bir fırın…. ve fırının karşısında çökmüş iki dizinin üstüne bir kadın… nasıl ocak yakacaklarını öğretiyor çocuklarına… çocuklarının biri üç dört yaşında bir kız… şeker mi şeker… diğeri de abisi onun… onun da yaşı olsun olsun en çok beş altı… meraklı gözlerle ve pürdikkat
seyrediyorlar annelerini ayakta… anneleri çok iyi biliyor ki, ocak
yakmak doymanın yarısıdır ve ocak yakmayı öğrenmek bu diyarda,
hayata katılmanın ilk adımıdır.”
...
Devamını oku »