14
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
379
Okunma

Küçük Şair
Bir zamanlar küçük bir şair vardı.
Gece olup da el ayak çekilince, herkes uykusuna daldığında, küçük şair eline kurşun kalemini ve defterini alırdı. Kimi zaman hayatını yazardı, kimi zaman duygularını… Bazen yalnızlığını, bazen yoksulluğunu, bazen de kimseye anlatamadığı şeyleri dökerdi kâğıda.
Kelimeler onun en sessiz arkadaşıydı. Kalemi dili, defteri ise sırdaşı, dert ortağıydı.
Kimseye anlatamadıklarını defterine anlatırdı. Çünkü bazen insan, en çok da söyleyemediklerini yazarken kendini bulurmuş.
Gel zaman, git zaman dört beş defter doldurdu.
Her sayfada biraz kendisi vardı. Birinde çocukluğu, birinde yalnızlığı, birinde kırgınlığı, birinde umutları… O defterler, küçük şairin hayatından kopup gelen sessiz tanıklardı.
Yanan Yapraklar
Yıl 2003’tü.
Küçük şairin içine bir kuşku düştü.
Belkide içine düşen o kuşku hayatının
zulmü olacaktı.
Kendi kendine verdiği cevaptan korktu.
Defterlerini önüne aldı. Sayfaları birer birer çevirdi. Sonra sırdaşım dediği defterleri birer birer kendi elleriyle sobaya attı.
O gün yalnızca sayfalar yanmadı; yıllarca içinde taşıdığı kelimeler de yok oldu.
Alevler yükseldikçe her bir kelimenin çığlığı küçük şairin ruhuna azap veriyordu, onun da ruhu yüreği yanıyordu ve sel gibi akan göz yaşları bu yangına tesir etmiyordu.
Dizeler kül oldu.
Küçük şair ise artık sustu.
O gece kalemini bir daha eline almamaya karar verdi.
Günler geçti.
Aylar geçti.
Yıllar, yılların üstüne eklendi.
Küçük şairin kalemi bir köşede kaldı. Defterler kapandı. Yazdığı cümleler kayıp. İçindeki duygular ise bir yerlere saklandı.
Belki de küçük şair, şiiri bıraktığını sanıyordu.
Oysa şiir onu hiç bırakmamıştı.
Sıradan bir gündü.
Küçük şair bir ütü yapıyordu.
Birden birkaç cümle dolandı diline.
Durdu.
Cümleler gitmedi.
Aksine çoğaldı.
Bırakıverdi ütüyü.
Koştu; kalem, kâğıt aldı.
Yazdı hemen yıllar sonra yüreğinden kopup gelen cümleleri.
Sonra o cümleler dizelere dönüştü.
Bir dize…
Sonra bir dize daha…
Derken arkası geldi.
Küçük şair yeniden yazmaya başlamıştı.
Sanki yıllardır kuruyan bir çeşme yeniden akmaya başlamıştı.
Yazdıkça ilham geldi.
İlham geldikçe duyguları çoğaldı.
Duyguları çoğaldıkça kalemi daha çok konuştu. Artık suskun dili çözülmüştü.
Kalemin Yeniden Doğuşu
Bu kez yalnızca yazmakla kalmadı.
Okumaya da başladı.
Araştırdı.
İnceledi.
Şiiri anlamaya çalıştı.
Kelimelerin peşine düştü. Dizelerin nasıl kurulduğunu, hecelerin nasıl aktığını, bir duygunun nasıl söze dönüştüğünü öğrenmeye çalıştı.
Her öğrendiğini kendi duygularıyla yoğurdu.
Ve bir gün fark etti ki…
Her geçen gün kâğıda dökülen dizeler, bir öncekinden biraz daha güzelleşiyordu.
Belki hâlâ öğreneceği çok şey vardı.
Belki hâlâ eksikleri vardı.
Ama artık korkmuyordu.
Çünkü bu kez kendisini başkalarıyla değil, dünkü hâliyle kıyaslıyordu.
Sonra geçmişte sobaya attığı defterleri düşündü.
İçi yandı yüreği sızladı.
“Keşke onları yakmasaydım,” diye iç çekti.
Ama sonra başka bir şey düşündü:
Belki de o şiirlerin yanması gerekiyordu.
Çünkü o küçük şairin yeniden doğması için eski sayfaların küle dönüşmesi gerekiyordu.
Ve kendine bir söz verdi:
Bir daha kaleminden vazgeçmeyecekti.
Bir daha duygularından utanmayacaktı.
Bir daha “Ben yazamam.” demeyecekti.
Bu yola baş koyacaktı.
Şair Olmak
Çünkü artık biliyordu;
Şair olmak, yalnızca güzel dizeler yazmak değildi.
İnsanların yüreğine dokunmaktı.
Naif olmayı, kibar olmayı, anlayabilmeyi ve anlatabilmeyi öğrenmekti.
Bir insanın gözlerinin içine bakarken tebessüm edebilmekti.
Bir şair, insanlığın varlığını bilmeli; kim olduğunu, neden geldiğini ve nereye gideceğini düşünmeliydi.
Saygıyla baş eğmeyi, gerektiğinde susmayı, gerektiğinde bir insanın elinden tutmayı bilmeliydi.
Çünkü onun yaşadığı duygular, acılar ve kırgınlıklar onu yoğurmuş, pişirmişti.
Düştüğü yerden kendi kalkmıştı.
Gözyaşlarını kendi elleriyle silmişti.
Kimseye tutunmadan, kimsenin omzuna yaslanmadan tek başına yol kat etmeyi öğrenmişti.
Ve bütün yaşadıklarına rağmen, yüreğine umut çiçekleri ekip yola çıkmıştı.
Belki yolu uzun, belki yokuşları çoktu.
Ama artık biliyordu:
Nereye giderse gitsin, yanında kalemi, yüreğinde umudu olacaktı.
Çünkü o küçük şair, acıların içinde kaybolmak yerine, acılarından kendine yeni bir yol çizmeyi öğrenmişti.
İnsan Kalmak
Belki de bütün bunlar onu şair yapan şeylerdi.
Çünkü o, acıyı yaşamıştı.
Yalnızlığı tanımıştı.
Özlemi bilmişti.
Ama bütün bunların içinde insanlığını kaybetmemişti.
Yüreğinde kırgınlıklar olsa da yüzünde tebessümü eksiltmemişti.
Ve zamanla şunu da öğrendi:
İnsan yalnız kendisi için yaşamamalıydı.
Bir insanın varlığı, başka bir insanın hayatına dokunabiliyorsa anlam kazanırdı.
Bazen yaşlı bir insanın elini tutmak…
Bazen bir çocuğun başını okşamak…
Bazen kimsenin fark etmediği bir insanın hâlini sormak…
Bir kuş ile bilmediği diyarlara selam salmak, bir karınca ile dertleşip bir ağaca selam vermek...
Bazen de hiçbir şey söylemeden birinin yanında durmak, insanlığın en güzel şiiriydi.
Toplumun İçindeki Şair
Küçük şair, toplumun içinde yaşarken insanları yalnızca uzaktan seyretmemeyi öğrendi.
İnsanların yüzlerine baktı.
Gülüşlerinin ardındaki hüznü, suskunluklarının ardındaki yarayı, sert görünen insanların içindeki kırılganlığı anlamaya çalıştı.
Çünkü herkesin görünmeyen bir hikâyesi olduğunu biliyordu artık. Yani madalyonun iki yüzü vardı.
Kimi ekmeğinin derdindeydi.
Kimi evine götüreceği bir lokmanın…
Kimi yalnızlığının…
Kimi bir evladın yolunu gözlüyordu.
Kimi bir annenin duasına muhtaçtı.
Kimi ise kalabalıkların ortasında yapayalnızdı.
Küçük şair, bunları gördükçe şiirin yalnızca kendini anlatmak olmadığını anladı.
Şiir, insanı insana anlatmaktı.
Bir toplumun susan tarafına ses olmaktı.
Unutulanı hatırlatmaktı.
Yaraya parmak basarken merhameti de elden bırakmamaktı.
Bir çocuğun gözlerindeki ışığı korumaktı.
Bir annenin yorgunluğunu görebilmek,
Bir babanın sessizliğini anlayabilmekti.
Bir yaşlının yalnızlığını paylaşabilmekti.
Ve hiçbir insanı küçümsemeden, kimseyi hor görmeden, herkesin bir hikâyesi olduğunu bilerek yürümekti.
Şiir Paylaştıkça Çoğalır
Küçük şair artık biliyordu:
Bir kalem, yalnızca kâğıda yazı yazmazdı.
Bazen bir insanın yüreğine umut bırakırdı.
Bazen unutulmuş bir acıyı dile getirirdi.
Bazen bir çocuğun hayaline ışık olurdu.
Bazen de “Yalnız değilsin.” diyebilmenin en güzel yoluydu.
Çünkü küçük şair artık şunu da biliyordu:
İnsan kalamadıktan sonra yazmak, şair olmak hiçbir şey ifade etmezdi.
Şair olmak yalnızca güzel dizeler kurmak değildi.
Acıyı paylaşmaktı.
Mutluluğu paylaşmaktı.
Dostluğu, kardeşliği, sevgiyi, özlemi ve insan olmanın bütün güzelliklerini bir dizede dahi olsa paylaşabilmekti.
Bir insanın acısını kendi acın gibi hissedebilmek, sevincine ortak olabilmekti.
Çünkü paylaştıkça duygular azalmazdı.
Aksine yoğunlaşır, çoğalır ve başka yüreklere ulaştıkça daha da anlam kazanırdı.
Bir dize bazen bir insanın yarasına merhem olurdu.
Bir başka dize, yalnız bir yüreğe arkadaş…
Bir tebessüm, umudunu kaybetmiş birine yeniden yaşama sevinci verebilirdi.
İşte küçük şair bunun için yazıyordu.
Kendini anlatmak için değil yalnızca;
insandan insana bir yol kurmak için.
Ve o yolun adı sevgiydi, dostluktu, kardeşlikti, merhametti, insanlıktı.
Artık biliyordu:
Bir kalemin değeri, yazdığı kelimelerin güzelliği ile değil, o kelimelerin kaç yüreğe dokunabildiği ile ölçülürdü.
Çünkü şiir paylaşıldıkça çoğalırdı.
Duygu paylaşıldıkça derinleşirdi.
İyilik paylaşıldıkça büyürdü.
Ve insan, insana dokundukça gerçekten insan olurdu.
Küçük Şair Büyüdü
İşte bu yüzden bir şairin en büyük eseri, yazdığı şiirler değil; insan kalabilmesiydi.
Şair olmak, bir başkasının sustuğu yerde onun yerine konuşabilmekti.
Bir gözyaşının neden aktığını hissedebilmekti.
Bir insanın kimseye anlatamadığı acıyı birkaç dizeye sığdırabilmekti.
Ve en güzeli…
Hissedebilmekti.
Küçük şairimiz bugün büyüdü.
Artık elinde sadece kurşun kalem ve eski bir defter yok.
Biriktirdiği yıllar var.
Yaşadığı duygular var.
Okuduğu kitaplar, öğrendiği kelimeler, yazdığı dizeler var.
Ve bugün, yazdığı ve okuduğu şiirlerin satır aralarında kendisini yeniden bulmanın mutluluğunu yaşıyordu küçük şair.
Yıllar önce susturduğu kelimeler, şimdi ona yeniden kendisini anlatıyordu.
Her dizede geçmişinden bir parça, her mısrada yüreğinden kopup gelen bir duygu buluyordu.
Belki de yıllar önce yanan defterlerin ardından kaybettiğini sandığı şey, aslında hiç kaybolmamıştı.
Küçük şair, kendi kelimelerinin arasında kendisini yeniden bulmuştu.
Ama içindeki çocuk hiç büyümedi.
Hâlâ geceleri kalemi eline aldığında, o eski küçük şair çıkıyor ortaya.
Yıllar önce yanan defterlerin küllerinden yeni şiirler doğuruyor.
Ve belki de bugün yazdığı her şiir, yıllar önce sobaya attığı bir şiirin yarım kalmış devamıdır.
Küçük şairimiz büyüdü bugün.
Ama yüreğindeki çocuk hâlâ küçük.
Ne kadar yol alırsa alsın, ne kadar şiir yazarsa yazsın, o çocuk hep içinde yaşayacak.
Yüzünde bir tebessüm…
Yüreğinde binbir umut çiçeği…
Elinde artık hiç bırakmayacağı kalemiyle yürümeye devam edecek.
Yoluna çıkarken ardında yalnızca şiirlerini değil, umut çiçeklerini de bırakacak.
Belki bir gün bir çocuk o çiçeklerden birini görecek.
Belki bir insan onun bir dizesinde kendini bulacak.
Belki yalnız bir kalp, yazdığı birkaç kelimeyle yeniden umutlanacak.
İşte küçük şair için asıl mutluluk da bu olacak.
Çünkü yazmak, yalnızca kendini anlatmak değil;
bir insanın yüreğine dokunup orada güzel bir iz bırakabilmektir.
Ve küçük şair artık biliyor:
İnsan büyür, yıllar geçer, hayat değişir.
Ama insanın yüreğinde taşıdığı çocuk, umudunu kaybetmediği sürece hep yaşar.
Kendi Yolunu Yazmak
Ve belki de onun hikâyesinin en güzel tarafı şudur:
Bir zamanlar kendi şiirlerini ateşe atan küçük şair, bugün kelimeleriyle insanların yüreğine dokunmayı öğrenmiştir.
Kendini kaybettiği yerde şiirini bulmuş,
şiirini bulduğu yerde kendini yeniden bulmuştur.
Acıları onu kırmak yerine yoğurmuş,
yalnızlığı onu insanlardan uzaklaştırmak yerine insanları daha iyi anlamayı öğretmiştir.
Düştüğü yerden kalkmış,
gözyaşlarını kendi silmiş,
yüreğine umut çiçekleri ekip yeniden yola çıkmıştır.
Ve artık bir daha vazgeçmeyecektir.
Çünkü bazı insanlar şiiri bırakabilir…
Ama şiir, gerçekten sevdiği insanı kolay kolay bırakmaz.
Küçük şair de bir zamanlar kalemini bırakmıştı.
Ama şiir onu yeniden buldu.
Ve o günden sonra küçük şair, yalnızca şiir yazmaya değil, insan kalmaya söz verdi.
Yüzünde tebessüm,
yüreğinde binbir umut çiçeği,
elinde kalemi,
karşısında upuzun bir yol…
Ve o yolun sonunda ne olduğunu bilmese de yürümeye devam etti.
Çünkü artık biliyordu:
Bazen insan yolunu bulmaz; yürüdükçe kendi yolunu yazar.
Küçük şair de kendi yolunu yazıyordu.
Her dizesiyle biraz daha büyüyor,
ama içindeki o küçük çocuğu hiç kaybetmiyordu.
Belki de onu şair yapan en güzel şey buydu.
Büyüdü ama küçüklüğünü unutmadı.
Acı çekti ama merhametini yitirmedi.
Düştü ama yeniden kalkmayı öğrendi.
Yalnız kaldı, yine de umudunu kaybetmedi.
Ve en önemlisi…
Kalemini bir daha hiç bırakmadı.
Asya Öztürk
16 Ağustos 2026
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.