muhacir bozkurt
376 şiiri ve 13 yazısı kayıtlı Takip Et

Madımak-başbağlar...v.s.





Memleketimizde sürekli olarak dış güçlerin ve onların içerdeki maşalarının karıştığı karanlık olaylar olageldi. Lâkin bunları gören, yaşayan insanlarımız maalesef beyin yıkama operasyonlarıyla ideolojik bakmaya yönlendirildiklerinden dolayıdır ki asıl failler sürekli arka plânda ve gizli kalmayı başardılar.

Anadolu insanının en önemli özelliği Müslüman olmasıdır. Gerek Hanefi, gerek Şafii mezhebinden olsun, gerekse de kendisini Alevî diye adlandıran şia mezheplerinden olsun... ne olursa olsun, her şeyden önce İSLÂM’dır. Alevîliği bir mezhep olarak gören ve göstermeye çalışanlar yanlış yapıyorlar. Hz.Ali’yi sevmek Alevilik ise, ben hepsinden fazla Alevî olurum. Niye mi? Çünkü O zât benim peygamberimin övgüsüne mazhar olmuş, peygamberimin soyunu sürdüren damadı olmuş, peygamberimin en güvendiği koruyucusu olmuş, “ilimlerin kapısı” diye vasıflandırılmış mübarek zattır. Peygamberimden sonra halifesi olmuştur. Ve.. camide aldığı kılıç darbesi sonucunda üç gün yaşadıktan sonra şehîd olmuştur.

Bugünkü tartışmaların odağında olan Alevilik meselesi temelsizdir. Sadece Anadolu coğrafyasının yer altı ve yer üstü zenginliklerine el koymak isteyen aç gözlü haçlı zihniyetinin kışkırtmaları ve göz boyamalarıdır.

Ben böyle anlıyorum.

Hz.Ali’yi sevenler Müslüman değil mi? Müslüman. Öyleyse cami dururken niye cemevi denilen mekânlarda ibadet etme inadı gösteriyorlar? Ve.. ibadet adıyla yaptıkları seramoninin namaza benzer yanı var mıdır? Asla yoktur.

İşte büyük çelişki buradadır. Hz.Ali Kur’an’a göre hükmeden “Emir el-Mü’minîn” idi. Namaz kılıyordu ve İslâm dinini Resulullah’tan gördüğü gibi yaşıyordu.

Neyse… şu anda konumuz Aleviliği yargılamak değil. Alevilik adı altında hurafelerle kandırılmış bir takım safdil insanları kışkırtarak bir Sünnî-Alevî ayrımcılığı yaratmak ve körükleyerek iki kesimi birbirine düşürmek; sonra da kendi menfaatlerini istedikleri gibi sürdürmek, memleket imkânlarını kullanmaktır maksat.
{Alevîlik ile ilgili olarak çok geniş bilgi birikimine sahip olmadığım için düşüncelerimi hatalı bulanlar ile tartışmaya girmek ve Alevîlik inancına sahip karndeşlerimi de kırmak istemiyorum. Hatalı veya yanlış bilgim var ise doğrusunu bilenlerden peşînen özür dilerim. Maksadım aslâ tahkir değildir. Burada hemen ifade edeyim.}

Madımak oteli, Başbağlar, İstanbul Gaziosmanpaşa olayları arka arkaya gelen çatıştırma provaları idi. Daha evvel Kahramanmaraş ve Çorum’da denenmiş, katliama sebep olmuş ama istenilen ölçüde ayrışma sağlayamamışlardı. Tekrar denediler ama gene olmadı. Yaptıkları küçük çaplı katliamlarla yürekleri yaktılar. Milletin sağduyusu galip geldi ve büyük iç savaş çıkmadı.

PKK örgütü de aynı şekilde milleti ayrıştırmak, ülke topraklarının bir bölümünde otonom hegemonya kurmak maksadına matuf olarak kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomik imkânlarını bu tür olaylarda Silâh Sanayii tröstlerine peşkeş çekmektir maksat. Yer altı zenginliklerini sömürmektir. Devleti yönetenlerin önünde sürekli bu tür terör gailesi bulundurarak memleketin daha önemli işlerine, ekonomik kalkınmasına kafa yoramayacak hale getirmektir maksat.

Bir sağdan, bir soldan mantığı ile her iki siyasî kamptan veya fikir platformundan ileri gelenleri, tanınmış kişileri kurban seçerek gerilimi sürekli kılmak, tansiyonu yüksek tutmak her zaman karanlık güçlerin taktiği olmuştur.

Sol ve sağ olarak toplumu fikir kamplarına ayırmak da zaten başlı başına bir taktiktir. İki tarafın da tabanından sade vatandaşları çekip bir kenara sorgulasan her iki taraftakinin de tek dileğinin toplum refahı, huzur ve kardeşlik temelinde birleştiğini görürsün. Biri yurt derken öteki vatan der. Biri halkım derken öbürü milletim der. Hangi toprağı kast ettiğini sorarsan gösterdiği coğrafya aynıdır: Anadolu. Hangi topluluğu kast ettiğini sorarsan ikisinin de cevabı: Anadolu insanıdır. Yani öz be öz Müslüman olan Türk,Kürt,Çerkez,Lâz,Abhaz,Türkmen’dir kast edilen.

Lâkin, ayrıştırma üzerine kafa yoran mihraklar sürekli olarak medya tellâllığı ve çığırtkanlığı ile insanların gözünden gerçekleri kaçırırlar ve düşünmeyi engellemeye çalışırlar. Bir grubu diğerine karşı hedef haline getirmeye çalışırlar. Meselâ Madımak oteli önünde gösteri düzenlemeyi teşvik ederken Başbağlar’ın yıldönümünü sessizce atlatmaya çalışırlar. Birini gözlere sokup, diğerini gözden kaçırmak niyedir ?

Bir taraftan da devletini sevenleri şüpheye düşürme taktikleri uygularlar. Devleti ceberut gösterirler. Devletin yasalarının uygulanmasını sürekli sekteye uğratırlar. Taraflı uygulama için baskılar kurarlar ve kurulan baskıyı gizleyecek maskeleme yöntemleri kullanırlar.

Böyle ortamı yaratmak için de gün olur devrimci gazeteci Uğur Mumcu’yu, gün olur gümrükleri kaçakçılara kapatan ve kaçakçıların çanına ot tıkayan Gün Sazak’ı hedef seçerler. Gün olur halkın kahramanı vali Recep Yazıcıoğlu’nu hedef seçerler, gün olur Asala belâsını çökerten teşkilâtın kahramanları olan Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ gibi kişileri hedef seçerler.Gün olur Muammer Aksoy’u, gün olur Hamido’yu hedef seçerler.. Daha sayılacak çok zıt örnekler var..

Şimdi ne oluyor ? İşte Meclisimiz. Anayasa’nın âmir hükümlerine uymayan amma hukukî olduklarını iddia eden vekillerin tavırlarıyla ortalık puslandı.

Gailemiz hiç bitmeyecek, bitirilmeyecek.

Tâ ki biz millet olarak topluca uyanıncaya kadar. Amma… uyanmak için galiba “sûr”u bekliyoruz .. heyhât !

muhacir bozkurt
Mustafa KÜTÜKCÜ
05.07.2011 – Bayraklı / İZMİR

Beğen

muhacir bozkurt
Kayıt Tarihi:5 Temmuz 2011 Salı 20:36:27

MADIMAK-BAŞBAĞLAR...V.S. YAZISI'NA YORUM YAP
"MADIMAK-BAŞBAĞLAR...V.S." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
MECRUHİ UĞUR ARSLAN
7 Temmuz 2011 Perşembe 14:54:26


RAHMETLİ ''DAYIM'' ZAMANINDA BU KONUYU BÖYLE AÇIKLAMIŞ...!

Hem Kızılbaş, hem Aleviyim!.. (Mahzuni Serif)

Alevi ibadethanesine ad olan Cem sözcüğünün Türk anadilinin demirbaşlarından olduğunu sanmıyorum. Ancak Cemaat, Cemahire kavramlarının Arapça’dan sekizinci yüzyıl ortalarında Göktürk ve Oğuz, Karahan dillerine geçtiğini, kitabelerinde yer aldığını düşünmekteyim. Bunun eşiti olan kavram, Şaman Türklüğünde Halaka (birbirine bakan halka)dır. Bir anlamda; birliktelik çemberi, inanç çemberi gibi.

Kaldı ki, Cumhuriyet sözcüğünün kökünde de, bu küçücük sözcüğün anahtar olduğunu iddia edebilirim.
Cemlerden, halakalardan teşekkül etmiş İslâmi ülkelerde siyasi bütünlüğe Cemahiriyye tapşırmasının bu kaynaktan ileri geldiğine hükmediyorum. Bu küçük pencereden yola çıkarsak, “Cami” gerçeğinin de pınarına buradan ulaşılacağını sanıyorum.
Zira Cami, Cem olunan halk olma istencesiyle, İslâmi harekette bir buluşma noktası olmuştur. Ancak İslâm peygamberi Muhammed’in, ölümünden sonra makamına talip olan “Halefleri” arasında yaşanan “Hilâfet” handikabı içinde cemve cami asıl amaçlarından uzaklaştırılmıştır. Ali’nin Cumhuriyetçi mantığıyla, Emevi’nin, Ehl-i Sünnet ve Cemaat terkibi çatıştığından, cem ile cami ayrı ayrı platformlarda düşünülmeye başlanmıştır. Anadolu Türklerinin, Müslümanlığı Ali’yle, yani Alevilikle kabul etmiş olması, 12. yüzyıldan itibaren Cem’e yönelmeyi tercih etmesi anlamına gelmektedir.

Alevilikle kabul etmesi dememdeki dayanak noktası şudur:
Muaviye ve lânetullah oğlu Yezid döneminde, Türk devletleriyle Emevi hükümranlığı arasında, sınır ve siyaset ihtilaflarının olduğu bir gerçektir. O güne kadar İslâmı tanımayan Türk, Kürt ve Pers halk yığınları; Budist, Brahmanist, Maniheist ve Şamanist din gelenekleriyle haşır-neşirdiler. Doğu Türkistan’dan Özbekistan, Moğolistan ve Çin’e kadar bu dinler hakimdi. Arap yarımadasına sahip olan İslâmiyet’in Muaviye gibi her şeyi mubah gören ikiyüzlü bir halifesine tek muhalif Hz. Ali olduğuna göre; ve Emevilerin mukayesesini yapan Türkler ile komşuları, İslâmiyet’i Ali Müslümanlığı olarak algıladılar. Bir başka deyişle, Müslümanlığı Alevi olarak kabul ettiler. Ancak Selçuklu döneminde, Şam’dan ve Bağdat’tan akan Nakşibendi tarikatının göçü, Anadolu’da yerleşme çabasındayken, Türkistan’dan kaynak bulan başka bir Anadolu düşüncesi, Babaî, karşı hareketinde görülür. Buradan da, Baba İlyas, Baba İshak gibi Şaman Türklerinin gayretinde bir Hacı Bektaş’ın zuhur ettiğini görürüz.

Anadolu’da yaşayan bütün etnik yığınlar ve onların bulunduğu tinsel görünümle Bektaşilik ve Alevilik barış içindedir.
Başta Ali’nin camide şehit edilmesi, Ali şiasının camiyle arasını açmıştır. Hem öyle olmuştur ki, İslâm dinini kuran, yaşatan ve 12 evladını şehir veren Ali ve oğulları hakkında aynı camilerde lanet okutulmuş, Ali’yi seven ve Onun Ehl-i Beyt’ine gönül bağlayan hemen her toplum ve her ülke, Emevi ve Abbasi hükümdarlarından aldıkları buyruklarla kılıçtan geçirilmiştir.
Ancak bu, Türk boylarına bir diş geçiriş olamamıştır. Çünkü Osmanlılar, Şeyh Edebali gibi bir Bektaşinin himmetiyle Anadolu topraklarında hakimiyetlerini ilan ettiklerinden, asıl adı Otman olan Osman Gazi bile Bektaşi gülbankları arasında kılıç sallayıp, Şahı Merdan’ı Tevhit etmiştir.

Sözü şuraya getirmek istiyorum: Yukarıdaki sözlerimin girişinde söylediğim Cem ve Halaka sözü en çok Osmanlı döneminde anlam kazanmıştır. Yani insanın insanı kıble edinmesi, ancak Cem terkibiyle mümkün olmuştur. Dikkat edilirse, Medine’de ve Mekke’de, Beytullah’a atfedilen ziyaretlerin tümünde Halaka dediğimiz Cem tablosu yaşanır. Onbinlerce mümin çember halinde birbirine bakarak dua ederler. Orada kuzey-güney, doğu-batı gibi farklı yönler silinir. Kuran’ın, peygamberin buyruklaştırdığı Hac şekli böyle resmedilir. Aleviliğin her ibadet ünitesinde zaten bu yaşarır.




Bir dairenin iç yüzünün her noktası aynı intizam içinde birbirine kıbledir. Aslında 21. yüzyıl belki de ta o günden hedeflenmiştir. İnsanın, insan görünümünde Hakk’ı hedef etmesi, dört kitabın dördünde de secdenin Adem’e olması; bölünemez, tahrip edilemez bir Allah buyruğudur.

Ben, Allah adına insana secde etmeyi yeğlemekteyim. Bir Alevi çocuğu değil, bir Hıristiyan ya da Musevi de olsam böyle düşünmekteyim. Buradan, Zerdüşt’ten, Brahma’dan önce Allah’ın var olduğunu düşünmek için Müslüman olmanın mecburiyetine dahi inanmıyorum.

Aslında hiçbir peygamber ve hiçbir kutsal kitabın Allah’a inananlar için indiğini sanmıyorum. Zaten inme sözcüğü ilginçtir. İnişler bir yüksekliğin varlığını (fizik olarak yüksekliği) ifade eder. Oysa ki ben, bu anlam dışındaki bütün yücelikleri kendi değerleriyle düşünmüşümdür. Yani bulutların, atmosferin, ozonlar yığınının ötesine hiçbir Tanrı aramadım. Onlardan daha yüce insan âleminin sevgisinde, gönlünde, bütünlüğünde ve doğanın her güzelliğinde beni Yaradan’ı arayıp, keyfime göre isimlendirdim. O’na “gül” dedim, “Ali” dedim, “Veli” dedim; ağzıma ve gönlüme, gözüme güzel gelen her şeye O’nun adını verdim. Bana bunu haram edecek her yasaya, her bilirkişiye, her dinsel nas’a (insana) rest çekmekteyim.
Çünkü aynı şeyi Hz. Ali ve O’nun yolunda yürüyen İmamlara ilaveten Hacı Bektaş Veli yapmıştır. Hatta bütün hırsına, şevkine rağmen Mevlana yapmıştır. Ahi Evren yapmıştır. Nesimiler, Hallaçlar, Pir Sultanlar yapmıştır.
Neden Mahzunîler de yapmasın ki!?..

Ali’nin kendi kişiliğinde yaşayan Alevilikle, İran, Suriye, Pakistan ve Mısır Şiiliğinde yaşayan Alevilik aynı değildir. Bunun içindir ki, tutarlı Alevilik, Ali misyonunda yatan Aleviliktir. Bu, Anadolu Aleviliğidir. Arap mantalitesinde yatan Alevilik, hilafet sürecinde yaşayan sosyolojik dengesizliğin ve Emevi hırsının ürünüdür.
Ali, kendisinden önceki Halife-i Ruyi zemin totaliterliğine karşı, devrimci ve çağdaş mantığını işletmiş, o günün anlamındaki demokrasiyi gündeme taşımıştır. Kamuoyuna dikkat çekmiş ve tek egemenliğin halk ve halaka seçiminden geçmesini savunmuştur. Bundan doğan ateşlemede de Gadir-Hum’da, Sıffın’da öne sürülen savların tümü kanla bastırılmış, Ali ve oğullarına olan husumet bugüne kadar intikal etmiştir.
Bu konuyu gözleyen ve izleyen Türki devletlerle, İran’da yaşayan Zerdüşti Kürtlük âlemi, Ali’nin getirdiği modele diyalektik olarak sıcak bakmışlardır. Ben, burada kendimi bir tarihçi olarak sergileyemem. Ancak tarihi iyi okuyan ve merak eden bir kişi olarak Türkiye Alevilerinin yolunun gerçek Alici yol olduğunu savunmak ve yaymak isterim.
Çünkü Ali’nin başlattığı Cemahirel vukuat, Atatürk’ün noktaladığı Cumhuriyetin mayasını hazırlamıştır. Ve bunun içindir ki Anadolu Alevileri, çağdaştır, bölüşümcüdür, demokrattır, hukukseverdir, barışsever sağduyulu bir toplumdur...

Ali, halifelik mücadelesi vermekle, aydınlarımız (!) tarafından zaman zaman suçlansa dahi, bunun böyle olmadığı gün gibi açıktır. Ali, halifeliğe son vermek isteyen ilk halk adamıdır. 12 evladı da aynı sav üzerinden telef olmuştur.
Namaz kılarken hiçbir kimse, “Müslümanım” diyen biri tarafından öldürülmez. Burada Ali’yi şehit edenler, “Müslüman” idiyseler, bugünkü Sünni âleminin mensubu dostlarımız, O’nu vuranların Müslümanlığıyla nasıl gurur duyabiliyorlar?

Haşimoğullarıyla, Ümeyyeoğulları “amca” çocuklarıdır. Yani Muaviye, lânetullah Yezid ile Hz. Ali (r.a.) aynı dedenin son halkalarıdır. İki amca oğlu arasında yaşanan bu mücadele ve bu mücadelenin yarattığı yapı, bunların yardakçıları tarafından niçin bugüne malzeme edilmiştir? Onu bir türlü çözmüş değilim.
Böyle bir dengesizlik önünde gerçeğe varmak için Alevi ya da Sünni olmanın hiç mi hiç önemi yoktur.


Hatta buna rağmen şunu önemle ve yürekle söylemek istiyorum:
Eğer Ali’yi sevmenin, Ali otoritesine bağlı olmanın, kısaca; Alevî olmanın yücesinde bir yerler olsa, adının içinde yedi dinli münafıklık bile olsa, ben Alevilikten istifa eder, derhal o olurum.
Elhamdülillah Aleviyim, Kızılbaşım ve de laikim, ilericiyim, çağdaşım.

Bu duygular ve bu misyon içinde bütün dünya halklarını selamlıyor, bütün Alevileri kucaklıyor, Sünni yiğit yürekler niyazlar gönderiyorum

Aşık Mahzuni Şerif

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


muhacir bozkurt 11 Temmuz 2011 Pazartesi 23:42:43
Mecruhi Bey,
Ayrıntılı bir makale ile aydınlatıcı katkılarınız için teşekkür ediyorum.
Aynı zamanda merhum dayınıza böyle güzel bir makale yazdığı için teşekkür ediyor ve Allah C.C.'dan mağfiret niyat ediyorum.
Selâmetle kalınız.
Esmize - Perihan Kılıç
6 Temmuz 2011 Çarşamba 21:59:27
o kadar uzamasa keşke..o kadar dedim ama belki sur bu cuma ...haklısınız bu ülkede birileri sürekli çığırtkanlıkla savaş tamtamları ile "ötekileştirmek" düşüncesini körükleyerek prim yapmaya bir takım insanları galeyana getirmeye çalışırlar gündemimizden nedense düşmez nedense özellikle alevi halkına yönelik katliamların adı..defalarca intikamı alınmıştır maraşta malatya da başbağlarda... demokrasi der, insan der , ablam abim ağzından ne barış nidaları dökülür bakarsın ki yaptığı ateşe sadece odun atmak niyeti Allah ıslah etsin gözümüzü açsın..inanın artık bu sahte iki yüzlü insanları ne görmeye ne duymaya tahammülüm yok.azaldılar artık eskiye göre çünkü artık bu kısır döngünün farkına her gün daha çok insan varıyor...insanlar inanıyorum ki daha çok her şeyin farkında..teşekkürlerimle saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


muhacir bozkurt 6 Temmuz 2011 Çarşamba 22:28:18
Uyanış sürüyor muhterem kardeşim ammaa yetersiz.. Gerçi bir yaprağın kıpırdaması bile rüzgârın işaretçisidir.. İnşaallah istenen ve özlenen barış ve kardeşlik rüzgârı eser de bulutları dağıtır..
İbrahim ERZURUMLU
6 Temmuz 2011 Çarşamba 09:58:37
Ne kadar doğru yazdıklarınız...Uyuyanlar biz oldukça uyanıklar çomak sokacak huzur tekerleğine...selam ile

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


muhacir bozkurt 6 Temmuz 2011 Çarşamba 22:20:50
Allah'ın C.C. verdiği akıl nîmetini kullanıp düşünmek zahmetine katlanmayan insanlarımız, "büyüklerimiz bilir" mantığını sürdürdükleri müddetçe "uykudayız" demektir kardeşim.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.