( ( İrfan Yılmaz )
76 şiiri ve 18 yazısı kayıtlı Takip Et

Reyhan kokulu periler - vı.



Reyhan Kokulu Periler - VI.

VI.
Haziran ayının yakıcı Güneş’inden dökülen ışıklar, kapısının önünde geniş bir leğen içinde çamaşır yıkamakta olan kadının yorgun omuzlarına dökülüyordu. Beyaz tülbentinin altından taşan ak düşmüş saçları terlemiş, yüzüne yapışmıştı. Uzun ve telaşlı çalan şehirler arası telefonun zili ile irkildi. Köpüklü leğenin içine çırptığı ellerini eteği ile kurulamaya çalışarak, içeriye doğru koşturdu. Bir eli ağrıdan tutulmuş belinde, telefonu kulağına götürdü. Genç ve pürüzsüz bir bayan sesi:

- Ayrılmayınız lütfen, Lüleburgaz arıyor! diyordu. Kadın Lüleburgaz sözcüğünü duyunca heyecanladı.
- Tamam kızım, dedi. Bekliyorum. Bir dakikayı bulmadan da oğlu Fermani’nin sesini duydu:
- Anne ellerinden öperim, nasılsın? diye sordu. Anne özlem sinmiş sesiyle:
- Annen sana kurban olsun oğlum! dedi. Ben iyiyim sen nasılsın?
- Ben de iyiyim anne. Sana bir müjdem var!...
- Müjde mi? Hayrolsun oğlum. Ne müjdesi?
- Anne, ben sana çok güzel bir gelin buldum. Görsen bayılırsın! Kız o kadar güzel ki... Kadın bir anlık şaşkınlığa düştü:
- Gelin mi buldum? diye tekrarladı.
- Çok güzel bir kız buldum anne! Görsen sen de çok beğenirsin.
- Senin bulduğun kıza kurban olayım ben. Nasıl buldun oğlum, kimin kızı bu?
- Anne, bizim Ankara’da öğretmenlik yapan hocam vardı ya... Hani Nebi Hocam derdim. İşte onun kızı! Adı da: Reyhan. Kadın ne söyleyeceğini bilemedi!
- Şaşırdım birden! Sen öğretmenin kıza mı baktım oğlum? diye endişeli bir ses ile sordu.
- Merak etme anne! Kızı görsen sen de çok beğenirsin.
- İyi de kızın annesi-babası ne diyor bu işe?
- Kızın annesi vefat etmiş. Şimdi babası ile yaşıyor. Liseyi bitirdikten sonra babası da hasta diye okumak istememiş. Ben bu gün yola çıkıp geliyorum...
- Geliyor musun?
- Yarın veya öbür gün orada olurum. Sen hazır ol kızı istemek için seni almaya geleceğim. Ben dayımı da ararım, O da hazır olsun.
- Hayırlısı olsun oğlum ne diyeyim, bilmem ki... Şaşırdım birden, hayırlıysa olsun!

Kadın, telefonu kapattıktan sonra buruk bir sevinçle çamaşır leğeninin başına döndü. Bir dönümlük bahçesinin hangi köşeşine baksa on yıl kadar önce hayata gözlerini yuman kocasının hayali gözlerinde canlandı. İçine gecekondu yaptıkları bu tapusuz arsayı almak için köyden Ankara’a göçerken sattıkları koyunlarının parası yetmemiş; babasından kalan altınları da satarak üstünü zar zor denkleştirebilmişlerdi. Fermani, üç kızdan sonra doğan ailenin tek erkek çocuğuydu. Doğduğu gün babası sevincinden çılgına dönmüş: ’ Rabbim, Ferman buyurdu erkek çocuk gönderdi. Adı: Fermani olsun!’ demişti. Üç ablanın paylaşamadığı bir kardeş olarak büyüyen Fermani, son ablasının gelin olmasından üç yıl kadar sonra, anlaşıldığında iş işten geçmiş bir akciğer hastalığından dolayı babasını kaybetti. Ailenin tek erkek çocuğu olduğundan fazla bir sıkıntı çekmeden okulunu bitirip öğretmen oldu. Çilekeş annenin güzel bir gelin hayali, oğlunun ekmeğini eline aldığı ilk yılda daha gerçekleşecekmiş gibi görünüyordu. Biricik oğluna kız istemeye, kocasız olarak gitmek zorunda kalmanın üzüntüsünü ise hiçbir şeyin telafi edemeyeceğinin farkındaydı.

Fermani’nin eve gelişini ilk gören, pencere önünde oturan dayısı oldu:
- Fatma abla, bizim öğretmen geliyor, dedi. Şunun telaşına bakar mısın? Dışarı çıkan annesi oğluna daha bahçede sarıldı:
- Kurban olurum sana, oğlum! dedi. Hoş geldin.
- Hoş bulduk ana. diyerek annesinin elini öper Fermani sordu: Dayım geldi mi?
- Geldi yavrum, geldi. dedi. Eyüp dayın da içerde oturuyor, gel.
Fermani’nin, dayısının elini öpmesinden hemen sonra:
- Hepimiz hazır mıyız? Hemen gidelim! demesi evdekilerin gülüşmelerine sebep oldu. Eyüp dayısı:
- Fatma abla, dedi. Senin bu öğretmen harbiden abayı yakmış! Baksana ne diyor? Bize bir bardak çayı bile çok görüyor, elinde olsa bizi aç-susuz yola düşürecek. Baksana buna ne diyor?

Anne yüzünü seyretmeye doyamadığı oğlundan gözlerini ayıramadan:
- Kurban, dedi. Çok mu sevdin sen bu kızı?
- Ben hiçbir şey söylemesem daha iyi, dedi Fermani. Siz hele kızı bir kendiniz görün ondan sonra konuşuruz. Gidelim!
- Kurban hemen mi?... Bir yemek ye, uzun yoldan geldin, açsındır. Dayın bir bardak çay içsin hele. O da yeni gelmişti zaten. Hem sen de yol yorgunusun, biraz dinlen.

Fermani, kalbine ateş düşmüş bedeniyle Ankara’ya gelmiş; aklını ve ruhunu Lüleburgaz’da bırakmıştı, acelesi vardı. İkindi güneşi altında Ulus’tan şehirlerarası otobüs terminaline doğru yürürken; yanından geçtikleri, bir zamanlar kendisinin de top koşturduğu futbol sahasının farkında bile olamadı. Terminale geldiğinde yarım saat sonra İstanbul’a kalkacak olan otobüs için dört bilet aldı. Rüya içinde yaşıyor gibiydi.

Uzun süren gece yolculuğu boyunca ilk uyukluyan Fermani’nin annesi oldu. Dayısı kulağına fısıltı ile konuşan eşini dinlerken arada bir gözlerini Fermani’ye çeviriyor, sabırsız tavrına baktıkça gülümsüyordu. Fermani’nin anlattıklarına bakılırsa sanki bir insan değil de Seba Melikesi Belkıs’ın soyundan gelen bir peri kızı bulmuştu. Gece yarısından sonra otobüsün içindeki ışıkların sönmesinden sonra eşinin:
- Fermani’nin anlattığına bakılırsa, bulduğu kız insan değil de sanki gökten inmiş bir melekmiş! Ben bu güne kadar Fermani’nin kimseye böyle methiye düzdüğünü hiç duymadım. demesi üzerine:
- İnsan kimi severse, zaten gözüne melek gibi görünür. dedi. Göreceğiz bakalım bizim deli oğlan Rumeli toprağında hangi kıza çarpılmış!

Her iki kadının da Harem’den kalkan vapurla Trakya topraklarına geçerken başlayan şaşkınlığı, uçsuz bucaksız düzlüklerle devam etti. Ömrü boyunca hangi yöne başını çevirse, bir dağ veya tepe görmeye alışık gözler; ufuk çizgisinde bile bir dağa kavuşamayan düzlükleri şaşkınlıkla süzüyordu. Bambaşka bir dünyaya gelmiş hissine kapılan anne:
- Oğlum nasıl bir diyar burası? diye sordu. Ne bir dağ ne bir tepe var, her yer bir birinin aynısı sanki. İnsanların burada canı sıkılmıyor mu? diye sordu. Fermani:
- Gideceğimiz yeri görünce çok beğeneceksin, dedi. Bir saate kalmaz Lüleburgaz’a varırız.

Uzun süre hareketsiz oturmaktan bacakları uyuşmuş olan anne, yerinden zorlukla doğrulup, oğluna tutunarak otobüsten inebildi. Yarı yolda ayaklarında başlayan karıncalanma eve geldiklerinde ancak geçmişti.

- Anne. ben gidip Reyhan’a geldiğimizi haber vereyim. Cumartesi gecesi bizi bekliyorlar. Geleceğimizden haberleri olsun. diyen Fermani’nin önüne dayısı dikildi:
- Dur bakalım, bu halde mi gideceksin? diye sordu. Elini yüzünü bir yıka, biraz kendine gel. Tıraş olmadan da gitme. Kızın gözüne böyle görünme! diye uyardı.
- Tamam, tıraş olayım. diyen Fermani’nin arkasından:
- Acele edip de yüzünün bir yerlerini kesme sakın ha!... diye seslendi. Böyle durumlarda insanın eli-ayağı hep bir birine dolaşır da...

Fermani, heyecanla çalıştırdığı motosikletiyle evden ayrılmak üzereyken annesi mutfak camını açıp birşeyler haykırdı. Motor gürültüsünden annesi duyamayan Fermani motoru durdurup annesine seslendi:
- Anne ne söyledin duyamadım?
- Yavaş git diyorum, yavaş...
Fermani:
- Tamam, dedi. Sen merak etme anne, yavaş giderim ben. Motosikletini tekrar çalıştırırken, o benzersiz his yine can evinin içine yerleşmişti.

Ana caddeden sokağa sapar sapmaz hanımelinin baygın kokusuna gömüldü. Bahçe kapısının tokmağına bir kez daha uzanan eline, endişeden nisbeten arınmış olsa da kalbinin delice çarpması yine eşlik etmişti. Bir müddet merdivenlerden inecek olan ayak sesine kulak kabarttı. Bahçeden gelen hiçbir ses duyamayınca, bahçe kapısının tokmağını ikinci kez takırdatıp uzun süre bekledi. Kapıyı açan olmamıştı. Evde kimsenin olmadığını düşüp, geri dönmek ile beklemek arasındaki kararsızlığı yaşarken; geçmeye başlayan heyecanı:
- Şahım hoş geldin! diyen Reyhan’ın sesi ile ani bir fırtınaya dönüştü! Reyhan elinde kese kağıtları dolu bir fileyle çarşıdan dönüyordu. Fermani:
- Hoş bulduk peri! dedi. Çok bekledim.
- Çarşıya alışverişe çıkmıştım.
Fermani, söylemek istedikleri için sabırsızdı:
- Annemi getirdim, dedi. Cumartesi akşamı size geleceğiz!
- Yalnız anneni mi getirdin?
- Eyüp dayım ile hanımı da geldi.
- İyi, ben babama şimdi söylerim, cumartesi akşamı gelirsiniz.

Fermani, Reyhan’ın zümrüt renkli gözlerinin derinliklerine baktığı an içinde mum gibi damla damla birşeylerin eridiğini hissederken kendini dah fazla tutamadı:
- Seni çok özledim sevgili peri, dedi. Çok... Yol boyunca hiç uyumadım. Hep seni düşündüm...
Reyhan elindeki dolu fileyi işaret ederek:
- Şahım cumartesi akşamı geleceksiniz işte. Ben şimdi yukarı çıkayım. Babama haber veriririm. Yarın değil öbür gün akşama geliyorsunuz, tamam mı şahım?
- Taman, dedi Fermani.

Reyhan’ın bahçe kapısını örterken gülümseyen bakışıyla, Fermani titreyen dizlerinin büküldüğünü hissetti. Motosikletinden destek alarak ayakta durmaya çalıştı. Motoru çalıştırma gücünü dakikalarca sonra ancak kendinde bulabildi. Çarşıya dönerken kendi kendine: ’ Bu kızın karşısında ben neden normal bir insan olamıyorum ya? Peki bu hep böyle mi devam edecek, aklım başımdan hep böyle uçup gidecek mi benim? ’ dedi.

Yemeklik bir şeyler alarak eve döndüğünde dayısıyla hanımını evde bulamadı. Annesi:
- Akşama yatmak için bir şeyler almaya gittiler, dedi. Sen gecikince beklemediler. Senin anlayacağın, gelinin evini şimdiden hazırlamaya başlayacaklar!

O gece geç saatlere kadar ne yapmaları gerektiği üzerine kafa yordular. Fermani heyecanlı ve sabırsız, annesi endişeliydi. Dayısı ile eşinin, kızı ve babasını merak etmelerinin başka endişeleri yoktu.

Cuma gününü alış veriş ile geçiren misafirler yol yorgunluğunun da etkisiyle erkenden yatıp uyudular. Fermani ise gelecek günün heyecanı ile uyku ile uyanıklık arası bir sınırda bütün gece yatağında dönüp durdu.

Beğen

( İrfan Yılmaz )
Kayıt Tarihi:2 Mart 2009 Pazartesi 23:43:32

REYHAN KOKULU PERILER - VI. YAZISI'NA YORUM YAP
"Reyhan Kokulu Periler - VI." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Seyit Kazım
27 Mayıs 2011 Cuma 12:35:57
SELAM SAYIN GUZEL DOST EMEĞİNE YUREĞİNE KALEMİNE SAĞLIK
CANDAN TEBRİK NİYAZ EDERİM KALEMİNE YUREĞİNE
ERDEMLİ KALEMİNE CANADN AŞK İLE NİYAZLARIMI SUNARIM CAN KURBAN DOST
BİR DİLDEN EMEK HURMET DİLERİM ASİ KALEMİNE ERDEMLİ YUREĞİNE SAĞLIK,,
SAYGI HURMET DİLERİM,TEKRARA DERİN MANLI BİR TABİYATIN ÖZÜNÜ OKUDUM
BİN NİYAZ KURBAN EMEĞİNE,,,

Cevap Yaz
ÖZELÇİ
5 Mart 2009 Perşembe 17:18:28
***ÇOK DEĞERLİ ÜSTADIM,
ŞİİRDEKİ BAŞARINIZI HERKES GİBİ BEN DE BİLİYORUM...
AMA ŞU YAZINIZDAKİ TASVİR GÜCÜ VE HOŞ BİR ANLATIM;
NESİRDE DE BİR NEHİR GİBİ BERRAK AKTIĞINIZI, OKUYANI
YUDUM YUDUM SERİNLETTİĞİNİZİ GÖSTERİYOR...
YÜREKTEN KUTLUYOR, EN DERİN SAYGI VE SEVGİLERİMİ
SELAMLARIMLA BİRLİKTE BIRAKIYORUM !

ÖZELÇİ tarafından 3/5/2009 5:20:38 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.