1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
DAĞ ADAMI
Bir şair, yeni yazdığı şiirleri şiir meraklılarına okumak için şehre gitmeye karar vermiş. Günlerdir üzerinde çalıştığı şiirlerine güveniyor, özellikle de bir tanesini herkesten çok beğeniyormuş.
Yola çıktığında en sevdiği şiiri dilinden düşürmemiş. Kendi kendine okuyup durmuş. Bir meclise vardığında ilk onu okuyacak, takdirleri toplayacakmış.
Yol uzadıkça yorulmuş. Susamış, acıkmış. Bir ara ileride koyun otlatan bir çoban görmüş.
Yanına varıp selam vermiş.
— Selamünaleyküm ağa.
— Aleykümselam beyim, hoş geldin.
— Biraz suyun var mı? Yol beni yordu.
Çoban hemen matarasını uzatmış. Sonra heybesinden çıkardığı ekmeği ikiye bölüp yarısını misafirine vermiş.
Bir ağacın altında oturup sohbet etmeye başlamışlar.
Şair, şiir okumayı seven biriydi. Yol boyunca ezberlediği şiir aklına gelince dayanamamış.
— Ağa, sana yeni yazdığım şiiri okuyayım mı?
Çoban gülümsemiş.
— Oku beyim.
Şair başlamış okumaya.
Şiir ilerledikçe iyiden iyi coşmuş. Kimi yerde sesini yükseltmiş, kimi yerde yavaşlatmış. Duygulu dizelere geldiğinde gözlerini kapatıp adeta şiirin içine girmiş.
O sırada çobanın gözlerinden iki damla yaş süzülmüş.
Şair bunu görünce içinden:
"Demek ki şiirim yüreğine dokundu." diye geçirmiş.
Şiir bitince gururla sormuş:
— Nasıl buldun şiirimi ağa? Belli ki çok etkilendin.
Çoban gözlerini silmiş.
— Vallahi beyim, şiirden pek anlamam.
Şair şaşırmış.
— O zaman niye ağladın?
Çoban mahzun bir sesle cevap vermiş:
— Benim bir keçim vardı. Senin gibi onun da uzun sakalı vardı. Sen şiiri okurken ağzını açıp kapadıkça gözümün önüne o geldi. Geçen sene kayalıklardan düşüp ölmüştü. Onu hatırladım da içim burkuldu.
Şairin yüzü bir anda asılmış.
Biraz önce şiirine ağlıyor sandığı adamın, meğer keçisini düşündüğü için gözyaşı döktüğünü öğrenince canı sıkılmış.
Teşekkür edip oradan ayrılmış.
Akşama doğru şehre varmış.
Her zamanki gibi şiir meclisinin kurulduğu kahvehaneye gitmiş. İçeri girer girmez herkes yer açmış.
— Şehrimizin ulu şairi, hoş geldin şair!
— Hoş bulduk.
Şair oturur oturmaz cebinden kâğıdını çıkarmış.
— Bugün size yeni yazdığım bir şiiri okuyacağım, demiş.
Meclistekiler dikkat kesilmiş.
Şair yüksek sesle okumaya başlamış:
Dağ adamı dağ adamı,
Öldürür sağ adamı.
Yanıma bir taş koyun,
Koymayın dağ adamı.
Şiir bitince meclistekiler birbirlerine bakmışlar.
İçlerinden biri dayanamayıp sormuş:
— Hayırdır şair? Bu şiiri neden yazdın?
Bir başkası da eklemiş:
— Başına bir iş mi geldi, seni bu kadar kim kızdırdı?
Şair derin bir nefes almış.
Sonra yolda karşılaştığı çobanı, ağacın altındaki sohbeti, okuduğu şiiri ve çobanın gözyaşlarını anlatmış.
Herkes merakla dinlemiş.
Şair sözünü bitirince:
— İşte bunun için yazdım, demiş. Adam şiire değil, keçisine ağlıyormuş!
Bunu duyan meclistekiler önce birbirlerine bakmışlar, sonra kahkahalarla gülmeye başlamışlar.
Şair de o gün yaşadığı olayı uzun süre unutamamış.
Yıllar sonra bile dost meclislerinde bu hikâye anlatıldığında herkes önce şiire, sonra da keçiye güler olmuş.
Celaleddin ÇINAR
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.