1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
28
Okunma
Ben seni özleyince; bir fotoğraf karesinde takılı kalıyor zaman, sesin kulaklarımda bir ezgi gibi; ama ne kadar dinlesem de gözlerime düşen o sessizlik baskın ve çok ağır.
Ben seni özleyince; çocukluğuma dönüyor ruhum. Elimi tuttuğun anları arıyorum; karanlık... Ama ne ellerin var ne de gökyüzü aynı artık.
Ben seni özleyince; bir adım geri gidiyor hayat. Güldüğüm her an eksik, sustuklarım ise dolu dolu sen.
Seninle konuşmak bir teselliydi, babam.
Ne zaman bir hata yapsak, bir şeyleri eksik bıraksak; sen kızmak yerine sessizliğinle sarardın içimizi. Bir kelimen, bir bakışın yetiyordu...
Toparlayıcıydın; kırmadan anlatırdın neyin neden yanlış olduğunu. Senin sözlerin azar değil, şifaydı. Sadece dinlemek iyileştirirdi insanı. Sanki her cümlemizi önceden duymuş gibi, her acımıza çoktan merhem bulmuş gibi.
Ben seni özleyince; sadece bir babayı değil, en doğruyu söyleyen sesi, en güvenli limanı ve en derin sevgiyi arıyorum...
Ben seni, kattirilyonlarca uzak ama bir nefes kadar da yakın bir hasretle özlüyorum. Yüreğimin oyukları sancıyor. Zerre zerre büyüyen ağrılarım, kalbimin ritmini bozuyor. Her şeye rağmen, gülüşünde ısınıyor aklım...
Ben seni özleyince; taze ekmek kokusunun sızdığı eski sokaklar gibi ürperir içim; geceden susuz kalmış sabahlar gibi çatlar dudaklarımın kenarı. Güneşi örten kara bulutlar gibi çöker kimsesizlik ruhuma.
Ben seni özleyince; yağmura hasret topraklar gibi çatırdar içimdeki sabır; her çatlakta adın yankılanır, her yankıda biraz daha eksilirim.
Ben seni özleyince; zaman bile ağırlaşır omuzlarımda. Dakikalar bir ömür kadar uzun, bir nefes kadar kırılgan olur. Dünya dönmeye devam eder belki; ama ben, gittiğin günde takılı kalmış bir anın içindeyim şimdi. Ve bu “gibi”ler çoğaldıkça içimde, ben kendimden yavaş yavaş soyunurum; ne varsa üzerimde, hatıralarımın ince örtüsüyle kefenlerim bedenimi. Suskunluğun en derin yerinde, yüreğimi usulca yatırırım özlemin koynuna; ne bir ses, ne bir umut dokunsun isterim artık.
Ben seni özleyince; biraz daha eksilirim kendimden. Biraz daha gömerim kendimi yokluğuna; biraz daha kaybolur, biraz daha sen olurum. Hatıralarını sarar gibi sararım içimi, sanki yeniden kaybedecekmişim gibi ürkek. Yüreğimi, yokluğunun en derin yerine bırakırım; orada, hayalinle uyuturum kalbimi. Çünkü bilirim, her uyanışta seni yeniden özleyeceğim. Bazen uyanmamayı ister gibi, seni içimde yaşatmanın tek yolu buymuş gibi, sessizce çekilirim hayatın kıyısına… Ve seni, saklarım kalbimin en dokunulmaz yerinde...
Yokluğun, içimde her gece yeniden doğan sessiz bir türkü gibi.
Adını anınca kalbim sızlıyor.
Sanki eski bir fotoğrafın kenarından ışık süzülüyor da sana dokunur gibi oluyor. Gözlerinin sıcaklığı hâlâ omzuma düşen bir gün ışığı,
sesin ise içimde yankılanan uzak bir çağrı. Şimdi göğe her baktığımda, bir yıldız biraz daha sen kokuyor.
Rüzgârın her dokunuşunda “Buradayım.” diyen fısıltını duyuyorum. Özlemin, içimde hem bir dua hem bitmeyen bir şiir...
Ruhun şâd olsun, babammm.
Seni özlemekten yorulmayacak kalbim… Ve her çarpışında bir kere daha anlıyorum: Sen, yokluğunla bile varlığımı tutan en sessiz güçmüşsün. Çünkü sen…
Her gece başımı kaldırıp baktığım gökyüzünde, karanlığa inat parlayan tek ışıksın. Gündüzlerimin içine düşen umut, yollarıma serilen güven, çocukluğumun avuç içi kadar sıcak sığınağısın.
Bugün anlıyorum, baba;
insan büyüdükçe değil, sevdiklerinin yokluğunu taşıdıkça ağırlaşıyormuş. Ben boyumdan uzun bir hasreti omuzlarımda gezdiriyorum artık. Sesinin yankısı, elinin ağırlığı, omzuma bıraktığın o güvenli dokunuş… Hepsi birer hatıra değil, beni hayata bağlayan görünmez ipler gibi.
Sensiz geçirdiğim her gün, içimde kısık bir sızıyla dolaşıyor. Ne tam acı oluyor ne tam iyileşiyor… Bir yerlerde daima sen kokan bir boşluk bırakıyor.
Ama bil olur mu…
Gökyüzüne her baktığımda, bulutları aralayan o ince ışıkta seni buluyorum.
Gittiğin yerde huzurun olsun; çünkü burada, içimde yaşayan bir baba olarak her adımımda benimlesin.
Özlüyorum... Öyle özlüyorum ki, babacığım; içimdeki çocuk yanım siniyor. Duygularımda lokma lokma büyüyen cümleleri sindiremiyorum. Duâ duâ gurbet, şiir şiir hasret oluyor üstüm başım.
Ve ben seni özleyince, bir damla gözyaşının kıyısında boğuluyorum.
Bazen duruluyor kasırgalarım ama çok zaman üstü başı çamur, oyuncaklardan sıkılmış bir çocuğun nefsi gibi asileşiyorum.
Ben böyleyim, babam... Gerçi epeydir nemliydi yüreğimin oyuklarında birikenler; senden sonra pas tutuyor sanki. Bilmem filizlenir miyim, bilmem dal budak serpilir miyim yeniden. Meğer ne çok susuz kalmışım; dilim damağım kuru...
Eylül Meral YAĞMUR
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.