2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
79
Okunma

Ne zaman bu bahçeye çıksam, huzur bulur, dinginleşirim, dedi Hikmet Bey. Deli pembe güller,hanımeli, iğde kokuları yanına yaklaştığında bile çeker kendine seni, onların yanından hiç eksik olmayan kuşlar da cabası…Doğa insanı kendine katıp sürükler…
-Çünkü onların kelimeleri yoktur,dedi Elmira.Kelimeler kavramları,kavramlar düşünceleri,düşünceler de illüzyonu yaratır…Çiçekler gerçeğin koynunda yaşar,biz ise bir rüyanın içinde kaybolur gideriz…
Hikmet Hoca bir kahkaha attı dalgın dalgın güllere bakan Elmira’nın sözleri bitince.Elmira bozuldu:
-Yine hangi konuda saçmaladığımı izah ederseniz sevinirim, dedi, çocuksu bir kırgınlıkla.
O sırada Müzeyyen teyze geldi elinde damla sakızlı kahvelerle. Bahçelerinde hüküm süren baharın ,kokuları birbirine karışan mor salkım ve yaseminler arasında negatif düşünmek zordu…
Elmira’nın enerjisi kahveden yayılan damla sakızı buğusuyla iyice yumuşadı.Tepsiyi Müzeyyen teyzenin elinden alıp onlara ikram etti. Ahşap masanın üzerinde duran kurabiyeleri daha yakına getiren Müzeyyen Hanım “Ellerimle yaptım bayram için,tarçınlı,cevizli…”dedi. Elmira :-Teşekkür ederim teyzecim ama benim glüten intoleransım var,dedi. Hikmet Hoca bir daha bastı kahkahayı…
-Başlatma glüteninden yahu,ye şunu zehir değil ya,şurda üç kuruşluk keyfimiz gelmiş onun da…
Sözünü tamamlamaddan Peki peki deyip gülümseyerek bir kurabiye aldı Elmira. Hikmet hoca ağzı bozuk olsa da gönlü dosdoğru bir adamdı.Elmira’nın buna alışması zaman almıştı ama sonra zihninin her şeyi düzeltmeye çalışma alışkanlığından vazgeçmesi gerektiğini anladı.Çiçeği seven,diken ve kuru yapraklarıyla sevmeliydi. Hikmet hoca kuru yaprakları toplamazdı topraktan,kuşların gübrelerini nimet sayardı.Bahçenin bakımsız görüntüsü onu rahatsız etmezdi.
Müzeyyen teyzenin nefis kurabiyelerinin tadı ağzında dağılırken sıradan konuşmalarını ve şikayetlerini dinledi teyzenin:
-Hikmet ,diyorum bak her tarafta kurumuş yaprak savruluyor bir misafir gelse mahcup oluruz,önce onları toplayalım,yok! Şu güzel bahçeye yakışıyor mu Allah aşkına ?
Elmira gülümseyerek sarı gülleri budayan hocaya sordu kafasındakileri:
-Her ne kadar bugün havamda olmasam da sizi güldürmeyi başardım bi şekilde , dedi.
-Yav, kızım sen arıza mısın? Dedi feraset fışkıran gözlerle bakarak.Bilgi hamallığından ne zaman bıkacaksın diye sabırla bekliyorum ama sen habire benden kitap alıp duruyosrsun.dedi Elmira’nın okuyup getirdiği kitapları göstererek.Madem bu kadar kavram meraklısıydın burda işin ne?Kitapçı işte şurda.Benden bilgi mı almaya geldin, hikmet almaya mı? Masaya otururken:
-"çünkü onların kelimeleri yoktur,
"diyo bi de…dedi taklidini yaparak.Niye oyalanıp duruyosun bu kelime yüklü kitaplarla o zaman haa? Şimdiye kadar okuduklarını üst üste koysan gökdelen olurdu.Ne değişti hatatında peki? Hala aynı kafa!dedi kafasını işaret ederek. O kitap kulesini devirmeden içindekine ulaşamazsın.
Haklıydı,her zamanki gibi haklıydı Hikmet Hoca. Önceleri bu küçümser görünümlü ego çekiçlerine sinir olsa da, sonunda nasılsa hak vereceğini bildiği için artık kızmıyordu Elmira.
Hikmet hocanın bütün sözleri şefkat ve derinlik içerirdi.Elmira’nın onu anlayacağını bilir,herkese açmayacağı istridye kabuğunu ona sunardı.Çünkü aslında Irmağın denizi araması gibi,deniz de ırmağı arardı.
Bu yaşlı koca çınarı, birlikte geçmiş onca yıla rağmen anlamayan tonton Müzeyyen Hanımın iğnelerine katlanmak onun için zor olmalıydı. Müzeyyen hanım bir yandan kendi kendine söyleniyor bir yandan da nane ayıklıyordu.
-Bak şu naneler en azından bi işe yarıyo,bunca meyvesiz ağaç,sarmaşık,çiçeğe ne lüzum var değil mi kızım? Asma olsa yaprağı var,üzümüvar.Şu taflan nedir her yere dikmiş,sarmaşık yaprağından geçilmiyor bahçe…Akasyalar her yana kök salmış…
-Sana göre bi sen lüzumlusun bu dünyada Müzeyyen ,dedi hoca ve fincanı sert bir şekilde bırakıp kalktı.Elmira’ya döndü:
-şu ağacı görüyo musun dedi,gel sana bir küçük mucize göstereyim.
Biraz ilerdeki akasya ağacının yemyeşil dallarını araladı,saman çöpleri ve yerdeki kuru çöplerden yapılmış kırlangıç yuvasını gösterdi.Üç yumurtanın ikisinden yavrular kafasını çıkartmış,diğerinden ise çıtırtılar ve minik gaga sesleri geliyordu.Elmira büyülenmiş gibi bakıyordu muhteşem doğuma…
-Sen seversin böyle şeyleri…dedi gülerek.Çer çöp de gerkliiii,akasya da gerekliii,hatta bu kuşun dışkısı da gerekli dedi, Müzeyyen hanıma bakarken.
-Şu kadınla 45 yıldır evliyim,bak senin yaşın kadar evliliğm var ama bir kez olsun farklı bir tepki verdiğini görmedim.Bak şimdi dedi gülerek,elindeki budama makasını yere bıraktı.Müzeyyen teyze derhal atıldı ordan:
-Hikmet Bey sakın o makası orda unutmayasın.Bütün eşyaların yerde,dağınıklığı ben topluyorum sonra…
Hikmet Hoca makası aldı yerden.
-Bütün tepkilerini tahmin edebildiğin kişi makine gibi kontrol edilebilir,dedi
-Bazı insanlar neden hiçbir şeyle,hiçkimseyle değişmez? Dedi kendi hayatını hatırlayarak.
-Dönüşüm bir ezeli nasiptir, olanı değiştirmeye çalışmak bu bahçeye temiz kalsın diye beton dökmek gibidir.Daha derine bak Elmira, gördüğün düzensizliğin altındaki mükemmel düzene…
-Elmira"nın anlamadığını fark edince devam etti Hikmet hoca:
-Bak şu limon ağacına…dedi parmağıyla karşıdaki limon küçük ağacı göstererek:
-Bu ağacı yıllardır ıslah edemedim.İnat ettim bu kuru iklimde yetiştirecem diye ne toprağını beğendi ne havayı.Bodur kaldı.Geçen yıl iki limon verdi kalın kabuklu,aşı yaptım gene de iki limon üçe çıkmadı dedi.
-Katranı öğütsen olur mu şeker,cinsini sevdiğim cinsine çeker…O meşhur kahkahasını patlattı.
-Toprağını havasını arıyodur belki dedi Elmira.
-Hah işte onu diyorum.İnsanlar,doğduğu toprağın ürünüdür,o yörenin iklimini arar ve yansıtır.İnsan genelde hazır bulduğu çevredeki toplumsal veri tabanını kullanır düşünürken,beynini değil.Bu yüzden hangi çevrenin toprağın mahsulü olduğu çok önemlidir.Nerde yetiştiyse algısı o kadardır.Ailesi,çevresi,şehri,ülkesi...Tipik olmayanlar dönüşüm mayası taşırlar,onlar ait hissetmeyenlerdir.Doğdukları yere,aileye hatta dünyaya bile yabancı hissedeler.Sahiplenme ve aidiyet kavramları onlara bir şey ifade etmez.
İç esine yabancılaştığı için yurduna dönemeyen göçmen kuş gibidirler.Hep geldikleri kaynağı ararlar küçük ve yorgun bir nehir gibi...
Derken Müzeyyen teyze esen rüzgarla serinleyen havadan şikayetlenmeye başladı bu sefer.:
-Hadi gelin hava soğudu,şifayı kapmadan içeri geçelim çay demlenmiştir şimdi.
Müzeyyen teyzenin yönetici tavırlarına karşı gelinmezdi. İçerden yayılan börek kokuları eşliğinde merdivenleri çıkarken Hikmet hoca iğneyi ihmal etmedi yine:
-Bak sıcacık börekler seni bekliyo fırında,gluten intoleransına iyi gelir, dedi.
Elmira memnuniyet ve suçluluk karışımı hislerle yöneldi mutfağa.
Bazı ortam ve insanların aurasını anında hissedebiliyordu ve bu güzel insanların ortamında huzurluydu.Müzeyyen teyzenin tavırlarına da içsel direnç göstermiyordu artık. Çünkü her şey olduğu haliyle güzeldi, akış böyleydi ve bu anın böyleliğini kabul etti.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.