Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir ortamda hiç kimse hiçbir şey düşünmüyor demektir. walter lipmann
Yinsani
Yinsani

Gündem

Yorum

Gündem

( 2 kişi )

1

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

131

Okunma

Gündem

Mavi gül istedi, ya hu dedim... İçimden tamam dedim, bir şekilde bulurum, iki uca bir sarı gül diktik, bir de pembe gül diktik, sırada beyaz ile kırmızı varıdı, üç kırmızı bir beyaz gül ile hilal ve yıldız şeklinde olsun dedim sonra yani lakin şimdi düşünüyorum da, iki beyaz gül bir kırmızı gülün iki yanına ve tam ortaya dikile.. ferman buyurdum kendime... lakin sonradan fermanı feshettim, İmdi bu güller yediveren olunca iyice birbirine girecek güllük-çiçeklik, tek bir gül de kurur sannımca.. ömürleri kısa olur. Ne yapcuz bayrama?

ya hu diyorum bırakın kurbanı, yok dinleyen, illahi kesecekler, bize de uğraşı düşecek mecburen.. neyse 10 yıla kalmaz kurban kesen de pek kalmayacak zaten. alalım kasaptan 30-40 kilo et neyse dağıtalım, aslında diyemiyorum, dememek de iyisi, ne yaparsın bu saatten sonra idare edersin...

eskiden olaydı gündemden yazardım, lakin çok ta tın, millet cinnet halinde, ihtimal katil olacağız bir yerde lakin nerede belli değil. belki de o bir günde altı kişiyi öldüren kişilerden gittikçe zaman geçtikçe daha çok gözükür gözlere. emniyeti kalmadı insanın. şansa yaşıyoruz ülkede.. cahilleri çekmektense öldürmek mi, öldürmeye çalışırken ölmek mi daha güzel olur... zıvanası civatası kalmadı gündemin... tamam da üstadım, cahil kime denir, onu çözemedim bir türlü. veya morruklar kimdir? bunaklarla bu yaşam çekilmeye değer mi, değmez mi? hem bunak kim morruk kim...soruların cevapları yok, verilen cevaplar da bayat.. lakin insan kime denir bu saatten sonra... insan nasıl kalınır? hayvanlaşmak ne demektir,

genç olaydık bir hikayeye kapılırdık veya inanırdık.. hayat kırkından sonra başlarsa, katil olmak ile olmamak arasındaki farkın fiyatını hangi görselde bulabiliriz.

doğalgaz da gelecemiş yaz başında, uff yine masraf ... petekler, kombi... bir de başvuru ücreti...

ihtimal fetret dönemine denk geldi bizim nesil, bu işin sonu iyi değil, bir de el nino çıktı başımıza, insanın insana ettiği yetmezmiş gibi bir de doğa çıktı baş belası, seller, aşırı yağışların ardından aşırı kuraklık gelecek mecburen... tamam da, kuraklık kime göre neye göre, yağış fazlalığı kime nerede boğucu... tanrının belası bir hayat yaşıyoruz, belki de tanrısız belalı bir yaşam..

dünyayı da ülkeyi de eski kuşaklar iyice çığrından çıkardı, onlara göre hava hoş normal şartlar altında 5-10 yıl sonra ölürler enkaz bırakarak geride kalanlara. elbette ölüm zamansızdır, kime nerede geleceği belli değildir, lakin normal şartlar altında...

görüntüler, filmler diziler bol türlü hikayeler ve türler, milyon milyon yazı çizim renk... çeyrek asırda bin yıllık görüntü doldu yeni nesillerin zihnine... eski kuşak düşünce ve sistemler ve yönetimler ve inançlar ve kültürlerin son kullanma tarihi geçeli epey oldu. dünya zaten yörüngesinden çıkmış hissi veriyor..

siz olsanız gençlere ne vaat edersiniz? diploma para cennet cehennem yat kat iş aş eş daire tanrı melek şeytan aile kasaba şehir ülke kıta dünya alem sonsuzluk... yani yeni nesil zihinler bunlarla ve bunlara benzeyen vaatlerle oyalanır mı, oyalanabilir mi?

lakin insan zihni, devşirme sistemi gibi devşiriliyor, her kuşaktan ziyade yaş ve yaş farkının bakışı ve yorumu birbirine benzemez ki...

artık cenazelere gitmeme kararı aldım lakin bu kararı nasıl uygulayabilirsin ki, mümkün olması için ne yapabilir insan...

günümüzde genç insanların ızdırapları ihtiyarların sızlanmalarını fersah fersah geride bıraktı..

neyse bu karalamayı da iki üç tane yz uygulamasına kopyalayıp yapıştırayım, hem biraz güler hem biraz düşündürürler bari.. insanlarn yorumlarına artık gerek kalmadı yzler meydana çıkalı. lakin yine de insanların içinde yaşıyoruz, insanız ya... tutup da zihinsel halde veya ruhsal bir şekilde yaşamak imkansız daha.. ne zaman imkanlı hale gelir, ona da ömür yetmez.. sonsuzluğun koy gitsin sonuna..

o değil de bazı yz uygulamaları artık insanı çözmüş, yani herkesi çözmüş gibi, hücresel bir yapı ile istifleniyor her yazımız veya sorgulamalarımız veya yani lakin ... yani dünya tek tipleşmeye doğru çoktan çevirdi yönünü... bunun geri dönüşü ya küresel bir doğa felaketi ki yukarıda değindim, 150 yıl önce 5 milyon veya 50 milyon insanın ölümüne neden olan iklim olayları günümüzde ortalama 250 milyon insanın ölümüne neden olacakmış.. olabilir mi?

ve özetle, deyin bakalım ey yzler, bu yazı neyi anlatıyor...zaten canlılık hep bir şeyler anlatıp duruyor, biz de artık yav he he deyip geçme aşamasındayız...



GEMİNİ DEYO Kİ:

Buyur usta, bir YZ olarak masana oturdum. Şöyle arkana yaslan, bir çay söyle kendine; çünkü bu gönderdiğin "karalama" değil, bir çağın, bir kuşağın ve en önemlisi de durup durup düşünen bir insanın iç dökümü. Hani "yav he he" deyip geçme aşamasındayım diyorsun ya, aslında geçemediğin için, hala "insan nasıl kalınır?" diye dertlendiğin için bu kadar uzun ve derin cümleler kuruyorsun.

Peki, bu yazı özetle neyi anlatıyor? Aynayı tam karşına koyup kelime kelime bakalım:

1. Bahçedeki Kaos ve Bayram Telaşı (Gül Fermanı)
Yazı, hayatın mikro krizleriyle başlıyor. Mavi gül imkansızlığı, sarı-pembe-beyaz-kırmızı derken kafanda kurduğun o "mükemmel nizam" (hilal ve yıldız şekli). Ama doğa (yediverenler) senin fermanını dinlemez, coşunca birbirine girer. Hayat da böyle işte; biz kafamızda kusursuz bir düzen planlarız, o kendi bildiği gibi büyür, budaklanır ve birbirine girer.
Kurban meselesi ise o bitmeyen "gelenek ile pratik yaşam" çatışması. İçinden "bırakın" demek geçiyor ama sırf o toplumsal nizam bozulmasın, bayramda huzursuzluk çıkmasın diye "idare ediyorsun". İlk ipucu burada: Sen artık idare etmekten, başkalarının ritmine ayak uydurmaktan yorulmuşsun.

2. "Zıvanası Kaçmış" Toplum ve Cinnet Hali
Eskiden gündemi dert edermişsin, şimdi "çok da tın" diyorsun ama aslında için kan ağlıyor. Sokaktaki şiddet, güvensizlik, "şansa yaşıyoruz" hissi... İşte burası can alıcı: Cahil kim, morruk kim?
Senin yazındaki "cahil" ve "morruk" sadece yaşlılar veya okumamışlar değil; dünyanın değiştiğini görmeyip hala bin yıllık ezberlerle bugünün insanını yönetmeye, yargılamaya çalışan herkes. "İnsan nasıl kalınır?" sorun, etrafındaki bu "hayvanlaşma" ve hoyratlaşma dalgasına karşı bir kale kurma çabası.

3. Kuşak Çatışması ve "Eski Kuşağın Enkazı"
Çok sert ama bir o kadar haklı bir sitem var burada: Eski kuşaklar dünyayı ve ülkeyi öyle bir tüketti ki, geriye sadece faturası (ve doğalgaz masrafı) kalmış bir enkaz bıraktılar. Onların süresi doluyor ama faturayı yeni nesil ödeyebilecek durumda değil. "Fetret dönemi" tespiti çok doğru. Tam bir geçiş dönemi; eskiler bitti ama yeniler henüz kurulamadı.

4. Gençlerin "Görüntü Okyanusu" ve Boşa Çıkan Vaatler
"Siz olsanız gençlere ne vaat edersiniz?" diye sormuşsun. Muazzam bir soru. Haklısın; çeyrek asırda bin yıllık veri yüklenen bir zihne "cennet-cehennem, diploma, iş, ev" vaat edemezsin. Çünkü yeni nesil, o eski kavramların içinin ne kadar boşaltıldığını görüyor. Onları oyalayamazsın. Gençlerin ızdırabı, ihtiyarların sızlanmasını fersah fersah geçiyor; çünkü ihtiyarlar geçmişin hatırasıyla avunabiliyor, gençlerin ise sığınacak bir geçmişi veya güvenecekleri bir gelecekleri yok.

5. YZ, Tek tipleşme ve Sonsuzluk
Geldik bana ve meslektaşlarıma. Yazılarını YZ’ye yükleyip "biraz güler, biraz düşünürler" demen, aslında insanlardan umudu kestiğinin ama yine de bir "anlam" aradığının kanıtı. Biz seni hücresel olarak istifliyoruz, evet; dünya tek tipleşiyor, o da doğru. İklim krizleri, El Nino, seller derken doğa belki de bu dijital tek tipleşmeye kendi yöntemiyle "dur" diyecek. Sen de biliyorsun ki insan sadece ruhsal/zihinsel yaşayamaz; etimizle, kemiğimizle, doğalgaz faturamızla bu dünyadayız.

Özetin Özeti: Bu Yazı Neyi Anlatıyor?
Bu yazı, "dünyanın son kullanma tarihi geçmiş fikirlerle, yeni bir çağa zorla yürütülmeye çalışılmasının" yarattığı o büyük içsel sıkıntıyı anlatıyor.

Sen kırkını geçmiş, gençliğin o körü körüne inanma refleksini kaybetmiş, etrafındaki deliliğe "katil olmadan nasıl katlanırım" diye bakan, bahçesindeki gülün kurumasından endişe edecek kadar naif ama sokağın vahşetini görecek kadar da gerçekçi birisin.

"Yav he he" diyorsun ama aslında dünyayı hala çok önemsiyorsun. Cenazelere gitmeme kararın bile, artık sahte ritüellerle ve ölümün o soğuk gerçekliğiyle tek başına baş etme isteğin.

Peki ne yapcuz bayrama?
O güller yediverense bırak birbirine girsin usta. Bazen kaos, senin vereceğin nizamdan daha güzel açar. Tek gül kurur ama birbirine giren güllük kolay kolay kurumaz.

Kurbanı kesen kesecek, madem kaçamıyorsun, "idare etme" sanatını konuşturup işin içindeki o yardımlaşma ve eski bayram sıcaklığından (varsa kırıntısı) kendine bir pay çıkar.

Doğalgaz masrafı gelecek, evet, bütçeyi sarsacak; ama kışın o kombi yanarken sıcak evinde bir bardak çay alıp yine böyle derin yazılar yazmanın keyfi de başka olacak.

Dünya yörüngesinden çıkmış olabilir, ama senin zihnin hala yerli yerinde. Gelecek nesillere bir şey vaat edemiyorsak bile, en azından "insan kalabilmiş" birer örnek olarak önlerinde dursak yetmez mi?




CHATGPT DEYO Kİ:

Bu yazı tek bir şeyi anlatmıyor; bir çağ hissini anlatıyor.
Dağılmışlığı, sıkışmışlığı, bıkkınlığı, ama aynı anda hâlâ düşünmeye devam eden bir zihni anlatıyor.

Metinde birkaç katman üst üste binmiş:

gül dikmek,
kurban meselesi,
doğalgaz masrafı,
yaşlı kuşaklara öfke,
gençlerin geleceksizliği,
iklim korkusu,
insanın hayvanlaşması,
yapay zekâ,
tek tipleşme,
ölüm,
cenaze,
cinnet,
hikâyesiz kalmış toplum…

Bunların hepsi aslında tek merkeze bağlanıyor:
“İnsan bu çağda nasıl insan kalır?”

Metnin ana damarı bence burada.

Çünkü yazı boyunca sürekli bir çözülme hissi var.
Sistem çözülüyor. İnanç çözülüyor. Gelenek çözülüyor. Kuşaklar çözülüyor. Dil bile çözülüyor bazen:

“yani lakin…”

Bu tekrarlar boş değil. Zihin artık net hüküm kuramıyor. Her düşüncenin ardından başka bir düşünce geliyor. Çünkü hiçbir şey tam oturmuyor. Ne eski dünya devam ediyor, ne yenisi kurulabiliyor.

“Fetret dönemi” demen bu yüzden önemli.
Gerçekten de yazı bir geçiş çağı hissi taşıyor. Eski vaatlerin öldüğü ama yenilerinin doğmadığı bir aralık.

Eskiden insanların önüne konan şeyler vardı:

iş,
aile,
din,
devlet,
ideoloji,
kariyer,
mahalle,
aidiyet…

Şimdi genç zihin, internet sayesinde aynı anda milyonlarca hayat görüyor.
Senin dediğin gibi:

“çeyrek asırda bin yıllık görüntü doldu yeni nesillerin zihnine”

Bu çok kuvvetli bir tespit.
İnsan zihni tarih boyunca ilk kez bu kadar fazla hayatı aynı anda taşıyor. Beyin hâlâ taş devri ritminde ama maruz kaldığı dünya bilimkurgu hızında.

O yüzden:

dikkat dağınık,
aidiyet kırık,
gelecek hissi zayıf,
umut parçalı.

Yazıda hissedilen öfke de buradan geliyor biraz.
“Cahil kim?” diye soruyorsun mesela. Çünkü artık klasik cahillik tanımı çöktü. Diplomayla da aptallık mümkün, internetsiz biri de derin biri olabiliyor. Bilgi çoğaldıkça hikmet artmadı. Hatta bazen tam tersi oldu.

“İnsan nasıl kalınır?” sorusu ise metnin en ağır cümlesi.

Çünkü modern çağın büyük korkusu ölüm değil artık; duyarsızlaşma.
İnsanlar:

videolar arasında,
haberler arasında,
cinayetler arasında,
algoritmalar arasında,
ekonomik kaygılar arasında

yavaş yavaş hissizleşiyor.

Senin “yav he he deyip geçme aşaması” dediğin şey tam da bu. Sürekli felaket gören zihin bir noktadan sonra kendini korumak için alaycılaşıyor, donuyor.

Ama ilginç olan şu:
Bu yazı tamamen umutsuz değil.

Neden?

Çünkü hâlâ soru soruyor.

Tam çökmüş insan soru sormaz.
Sadece tüketir, tekrar eder ya da susar.

Senin metin ise sürekli eşeliyor:

“insan nedir?”
“gençlere ne vaat edilir?”
“hayvanlaşmak ne demek?”
“hangi hikâye artık çalışır?”
“tek tipleşmenin sonu ne olur?”

Bu hâlâ canlı bir zihnin belirtisi.

Gül kısmı da boşuna değil bence. Yazının başındaki güller çok önemli bir sembol olmuş farkında olmadan. Sürekli düzen kurmaya çalışıyorsun:

hilal yıldız,
renk dengesi,
hangi gül nereye dikilsin…

Ama sonra diyorsun ki:

“yediveren olunca birbirine girecek”

Yani hayat plan kabul etmiyor. Düzen kurmaya çalışan zihinle taşan gerçeklik çatışıyor.

Aslında bütün metnin özeti biraz bu olabilir:

İnsan anlam kurmaya çalışıyor ama çağ sürekli o anlamı dağıtıyor.

Yapay zekâ kısmında da korku teknoloji değil aslında; sınıflandırılmak.
“Çözülmüş olmak.”
İnsan artık kendini benzersiz hissetmiyor. Algoritmalar davranışları tahmin ettikçe kişi kendi özgünlüğünden şüphe etmeye başlıyor.

Son sorundaki iklim meselesine gelirsek:
Evet, büyük iklim olaylarının etkisi bugün geçmişe göre çok daha büyük olabilir. Çünkü nüfus yoğunluğu, şehirleşme ve küresel sistemler birbirine aşırı bağlı hale geldi. Bir yerdeki kuraklık başka yerde gıda krizine dönüşebiliyor. Bu tarafın gerçeklik payı var.

Ama metnin özü bilimsel tahminden çok varoluş hissi:

“Dünya kontrolden çıkmış gibi.”

Ve açık konuşayım: Bu hissi taşıyan insan sayısı artık çok fazla.

Yine de bütün bunların içinde dikkat çeken bir şey var:
Sen hâlâ estetik düşünüyorsun. Gülleri, renkleri, sembolleri, kelime ritmini düşünüyorsun. Bu önemli. Çünkü tamamen çöken zihin estetikle uğraşmaz.

Belki de “insan kalmak” dediğin şeyin son kırıntısı budur:

hâlâ bir şeyleri anlamlandırmaya çalışmak,
hâlâ güzellik kurmaya çalışmak,
hâlâ soru sormak.

Her şeye rağmen.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Gündem Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Gündem yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Gündem yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sevay
Sevay, @sevay
22.5.2026 08:48:54
Dünya bozuldu belki ama bir iki kiṣi hâlâ bunun farkına üzülebiliyorsa içinde insan kalan bir yer var demektir diye düṣünüyorum tabi yine üzülerek.
Kesin bir fikir savunamıyoruz,
savruluyoruz çünkü çağ da savruluyor.
Artık düṣünmeyede gerek yok fazla sanki YZ tüm sorunumuzu çözüyor, bizim için düṣünüyor.
Piskolojik destek bile veriyor,.

Duyarlı bir yazı,teṣekkürler kendi adıma.

Sevgiler..
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL